Ailenin Tarihi Evrimi

  • 14 Şubat 2009
  • 2.776 kez görüntülendi.
Ailenin Tarihi Evrimi

Günümüzde “aile” denilince akla ge­len toplum biriminin örneği, aynı mes­kende birarada yaşayan karı-koca ve ev­li olmayan çocuklardan oluşmaktadır. Günümüzde en çok rastlanılan bu biri­me “çekirdek aile” deniyor. Bu çekirdek aileye, karı-kocanın anne ve babası ile çocukların çocuklarının (torunların) ka­tılması, özellikle endüstrileşmiş bölge­lerde ve büyük şehirlerde daha az rastla­nan bir olgudur. Günümüzün tipik aile­si, karı-koca ve küçük çocuklardan mey­dana gelen ailedir.
Aile, günümüzdeki bu “çekirdek aile” aşamasına varıncaya kadar, tarihin akı­şı içinde çok çeşitli aşamalardan geçmiş­tir. Eski dönemlerin ailesi anne-baba ve çocuklara ek olarak, büyük ana ve baba­ları, torunları ve bunların eşlerini de kapsamına alıyordu. Kardeşler, yeğen­ler vb. de aileye dahil olabiliyordu. Hat­tâ bazı toplumlarda ailenin sahip olduğu köleler de dışa karşı ailenin birer parçası sayılıyordu.
Tarihte yaşamış büyük uygarlıklarda görülen aile türlerinin özellikleri de kısa­ca şöyle özetlenebilir

Eski Mısır: Eski çağın öteki uygarlık­larında olduğu gibi, Eski Mısır aileleri de, kalanların parçalanıp dağılmasıyla oluşmuştur. Eski Mısır ailelerinde ba-baerkil özellik görülür. Ailede eri büyük egemenlik babanın elindedir. Dedelerin, ataların anısına saygı, babaların kişili­ğinde simgelenir. Baba ölünce, aile içi egemenlik oğula geçer.
Bununla birlikte, Eski Mısır ailelerin­de kadınlarında birtakım hakları vardı. Aile içi egemenlik konusunda kadınlar da belli ölçüde söz sahibiydiler. Kocanın “kanunî eşi” sayılan birinci karının belli konularda karar yetkisi vardı . Ayrıca, büyük kız babasının mirasına da sahip olabiliyordu. Böylece aile içi güçler, er­kek ve kadınlar arasında dengeleniyor­du.
Sümerler’de ve Babil’de aile “tek eşli” bir birlikti. Babanın, ailenin bütün üye­leri üzerinde geniş yetkileri vardı, bunla­rı ailenin borçları için başkalarına köle olarak verebiliyordu. Ailenin babası, ai­lenin bütün üyelerinin emeklerinin ürün­lerinin tabiî sahibi sayılıyordu. Evlenen oğullar, baba evini terkedemez, babanın ölümüne kadar orada otururlardı.

Öte yandan, Asnrlular’da ve Etiler’de levirât denilen bir uygulama vardı. Levirat’a göre, büyük erkek kardeşin ölümü üzerine, küçük erkek kardeşin, dul kalan yengesiyle evlenmesi gerekiyordu.
Ibraniler’de de çok karılı aile (poliga­mi) vardı. Aile içinde babanın kesin ege­menliği görülüyordu. Miras bakımından ilginç bir özellik, genç kızın ana-babasından kalma bir mirasa sahip ola­bilmesi için, boyu içinden biriyle evlen­mesinin gerekmesiydi.

Eski Yunan’da aile, geniş anlamıyla, aynı soydan gelen bütün kişileri kapsı­yordu. Ayrıca, evlenme yoluyla aileye giren kadınlar, evlâtlıklar ve hattâ köle­ler de aileye dahil sayılıyordu. Genos de­nilen bu ailenin temel özelliği, dinî bir ni­telik taşımasıydı. “Çok-tanrılı” din an­layışının egemen olduğu bu çağda aile­nin kendine özgü ayrı bir dini vardı deni­lebilir. Genos adı verilen ailenin üyeleri, kendi ailelerinin başka ailelerden farklı olduğuna, efsanevî bir kişi tarafından kurulmuş olduğuna inanırlardı. Aileyi kuran bu “ilk ata”, aile birliğinin ve sü­rekliliğinin bir simgesi sayılıyor, aile üyeleri bu yoldan kişiliklerini buldukla­rına inanıyorlardı.

Roma ailesi de, aile babasının, aile: üyeleri üzerindeki tartışılmaz otoritesi temeline dayanıyordu. Bu aileye domus adı veriliyordu.
Roma ailesi de, biyolojik anlamda aile­yi çok aşan, geniş kapsamlı bir topluluk­tu. Bu aile, aile babasının evli çocukları ile onların altsoyunu (füruunu) ve aile­nin kölelerini de kapsamına alan bir bi­rimdi.
Roma ailesinin temeli, aile babasının otoritesiydi. Aslında, aile bu babanın otoritesine bağlı olan, bu otoritenin buy­ruğu altındaki kişilerin oluşturduğu bir topluluk olarak görülüyordu.

Aile babasının bu kesin ve mutlak er­ki “el” sözcüğünden kaynaklanan manus deyimiyle ifade ediliyordu. O çağlar­da “el” erkin, iktidarın simgesi sayılır­dı.
Aile babasının, aile üyeleri üzerindeki mutlak ve tartışılmaz otoritesi, aile ço­cuklarının borç için başka ailelere devre­dilmesi yetkisini bile kapsıyordu. Mese­lâ, başkasına zarar veren bir aile üyesi­ni, aile babası, zarar görenin egemenliği­ne devredebilir ve böylece verilmiş olan zararı ödemekten kurtulabilirdi. Zarar gören kimse (daha doğrusu, zarar göre­nin mensup olduğu ailenin babası) kendi egemenliği altına girmiş kişiyi zararın giderilmesi amacıyla, karşılık ödemeden çalıştırma hakkına sahipti. Çalıştırılan kişi, ancak zararın giderilmesine yeterli emek harcadıktan sonra salıverilirdi.

Eski Türklerde aile:

İslâm medeniyetinin etkisi altına gir­meden önceki dönemlerde eski Türk aile­si, baba ocağı temeline dayanıyordu. Ba­banın otoritesi ve yetkisi, aile içinde ege­mendi. Ancak eski Türk ailesinde baba­nın yetkileri mesela, Roma ailesinde ol­duğu kadar geniş ve sınırsız değildi. Özellikle, kadının da aile içinde bir var­lık ve kişilik olarak kabul edilmesi, eski Türk ailesini ayıran bir nitelikti.
İstisnalara rastlanmakla birlikte, eski Türk ailesinde ‘tek-karılı” evlilik düzeni vardı. Birden çok karılı ailelerde de, bi­rinci karının yeri “kuma’larm üzerin­deydi. Karı olarak alınan kızın ailesine ödenen kahn adı verilen para veya mal da çok-kanlıhğı önleyen veya zorlaştı­ran bir unsurdu.

Türkler, Müslüman olduktan sonra, Arap ve İran medeniyetlerinin etkisiyle aile düzenlerinde değişiklikler ortaya çıkmıştır. Bu etkinin en önemli sonucu “tek-karılı” evlilik düzeninin yerini “çok-karılı” aile düzeninin almasıdır. Bu durum, kadının aile içindeki itibarı­nın kaybolmasına yolaçnuştır. Özellikle, varlıklı erkeklerin “harem” kurma yo­luyla çok sayıda kadını egemenlikleri al­tında bulundurmaları, kadınların erkek­ler karşısında aşağı bir statüde tutulma­sını somutlaştıran bir uygulama olmuş­tur.
Kadın-erkek ilişkileri ve eşlerin sayısı açısmdan yapılan bir tasnife göre; tarih boyunca dört tür aile görülmüştür:

-Grup halinde evlenmeye dayanan ai­le:
Qrup halinde evlenmeye dayanan aile, mesela Avustralya’nın yerli boyları, arasında görülmüştür. Bir boy içinde birden çok sop (klan) yani ayın toteme bağlı, aralarında mal ortaklığı bulunan insanlardan meydana gelen gruplar var­dır. Sop (klan) üyeleri arasında evlen­mek yasaktır ama kişi kendi boyundaki bir soptan biriyle evlenmek zorundadır.

Çok kocalı aile (Poliandri):
Bu aile türünde, bir kadın aym zaman­da birkaç erkekle evli olabilmektedir. Bu “çok-kocah” aile türüne yakın tarih­lere kadar Tibet’te rastlanıyordu.
-Çok karılı aile (Poligami):
Bir erkeğin aynı zamanda birkaç kadını karı olarak alabilmesine imkân veren bu aile türü, İslâm ülkelerinde ve Müs­lüman olmayan bazı Doğu kavimlerinde görülmektedir. Ayrıca, Birleşik Ameri­ka’da Mormon adıyla bilinen bir mezhep mensupları arasında poligamiye rast­lanmaktadır.
-Tek eşli evlilik (monogami): Bu, günümüz dünyasında en yaygın aile türüdür. Bir erkeğin veya kadının aynı anda kanunî olarak sadece bir tek eşi olmasının kabul edilmesi anlamına gelir. Dünya devletlerinin çoğunda, aynı anda birden çok eşle evlilik yasaklan­mıştır.
Tarihin çeşitli dönemlerinde görülmüş aile türleri ailenin yapısı ve aile içi oto­ritenin sahibinin (aile başkanının) kim olduğu açısından iki temel kategoriye ayrılabilir:
Anaerkil (maderşahî, matriarcat) aile ve babaerkil (pederşahî, patriarcat) aile.

Anaerkil aile, kadının egemenliği al­tındaki ailedir. Tarihin akışı içinde, er­kek egemenliğindeki aileden önce ortaya çıkmıştır. Bu aile türünde doğan çocu­ğun babasının kim olduğu bilinmezdi, bilinse de önemli değildi. Önemli olan, ananın kim olduğuydu, çocuğun soyu, anasına bağlı olarak belirlenirdi. Anaer­kil ailenin görüldüğü tarih dönemlerin­de, ailelerden oluşan kabilenin ekonomik hayatım düzenleyen, üretimi yöneten er­kekler değil, kadınlardı. O dönemlerde başlıca düzenli üretim kaynağı olan ta­rım, kadınlar tarafından yürütülüyordu. Erkeklerin görevi olan avlanmak ise, dü­zensiz, tehlikeli ve üretim bakımından ikinci derecede önem taşıyan bir uğraş­tı.
Babaerkil aile, tarih içinde, anaerkil aileden sonra sahneye çıkmıştır. Erkek­lerin aile içinde egemenliğin sahibi olma­larında temel sebep hayvancılığın geliş­mesidir. Vahşi hayvanların avlanması gibi, tehlikeli, verimliliği az ve düzensiz bir uğraş yerine, düzenli hayvan yetişti­riciliğinin geçmesi, kadının egemenliği­nin ortadan kalkmasına yolaçmıştır. Çünkü, hayvancılık erkeklerce geliştiril­miş ve yürütülmüştür. Böylece erkekler toplumda üretici güç olarak egemenliği ele almış, aile mülkiyetinin ve kölelerin sahibi durumuna gelmişlerdir. Babaerkil ailede soy, babaya göre be­lirlenir; koca, çocukların babası sayılır. Kocaya, çocuklar ve karı üzerinde sahip­lik hakkı tanınır. Babaerkil aile de, çok geniş ve kalabalık bir ekonomik birim­dir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ