Ateş

Ateş

Ortalama normal koşullarda, makattan alınan normal beden ısısı 37°C’tır. Beden ısısını ölçmek (derece koymak), dikkat gerektiren bir iştir: Gerekiyorsa makata vazelin sürülür, civa kolonu düşecek biçimde termometre iyice silkelenir, çocuk 10 dakika dinlendirilir. Sonra termometre yerleştirilip. 1 dakika sonra çıkarılarak okunur. Çocukta sürekli ateş yapan bir hastalık varsa, beden ısısı kaydedilir. Beden ısısı ölçümünde ilk gizli tehlike yalancı ateştir.

Bazı çocuklar, değişik nedenlerle (okula gitmeyi istememek, evde kalmak istemek, v.b.) ateşleri varmış gibi davranırlar. Hekim buna aldırmaz, muayenede de, yüksek ateş varlığını doğrulayacak hiç bir belirti bulunmaz. Çocuk ateşini kendi ölçecek yaştaysa, yalan söyleme olasılığı denetlenmelidir.

NORMAL ATEŞ

38°C’lık, bazen de 39°Ç’lık bir ateş yükselmesi, annelerin çoğunu gereksiz yere kuşkulandırır. Oysa heyecan, beden hareketleri, yorucu oyunlar, bol yemek, sıcak tutucu giysiler ve çevre ısısının yüksekliği (özellikle süt bebeklerinde) ateşi yükseltir. Ayrıca, bedenin sabah ısısı ile akşam ısısı arasında yaklaşık  l°C’lık bir fark da vardır. Kaçınmak gereken şey, çocuğu hemen «sarıp sarmalamak» ve bu önemsiz ateş yükselmelerini, kesinlikle normal bir çocukta sürekli bir kaygı kaynağı haline getirmektir. Çocuğun oynamasına izin vermek, fazla kalın giydirmemek, içecek şeyler vermek çok daha iyidir. Gerçekten, bu tür ateşler, özellikle bazı çocuklarda, normal değişikliklerin yansımasından başka şey değildir.

HASTALIKLARIN YOLAÇTIĞI ATEŞ YÜKSELMESİ

Çocuklarda, özellikle 4 yaşından küçük çocuklarda, bir enfeksiyon sırasında ateşin yükselmesi yalnızca önemli bir belirti (hemen düşürmeye çalışmamak gerekir) değil, aynı zamanda hastalığın ihtilat yapması tehlikesinin de habercisidir.

Ateşin önemi

Makat ısısı günde 2-3 kez alınmalı ve kaydedilmelidir. Ateşin nasıl bir gelişme gösterdiğini bilmek, hekim için çok önemlidir. Öte yandan ateş, iyileşmenin düşmanı da değildir; hattâ pek çok enfeksiyon hastalığında (özellikle virüs kökenli enfeksiyonlarda) , ateşin enfeksiyona yolaçan öğeyle savaşa yardımcı olduğu kabul edilmektedir.

Süt bebeğinde

Burunboğaz ve sidik sistemi enfeksiyonları, enfeksiyonlar arasında en sık karşılaşılanlardır. Sidik sistemi enfeksiyonlarında, sidikten örnek  alınarak laboratuvarda incelenmesi gerekir.
Enfeksiyonlar dışında, ateşin, beslenme yanlışlarından da (fazla yoğun beslenme; hazır mama oranı yüksek, su oranı çok düşük beslenme) ileri gelebileceği unutulmamalıdır. Sık görülen bu dengesizliğe, bebeğin bol bol ve iştahla yiyip içmesiyle yetinmeyip, mamaların miktarını ve kıvamını daha da artıran ve bebeğin kilo eğrisinin yükselmesini çabalarının ödülü olarak gören, «her şeyin daha iyisini isteyen» anneler neden olur. Oysa, fazla tombul ve yumuk yumuk bir bebek, su yitimi durumlarına , çok daha duyarlı olacağından, bu tutum yanlıştır.

İhtilatlar

Ateşi yükselen çocuğa (38-4l°C arası) ayrı bir özen göstermek gerekir. Çocuk, her şeyden önce, terleme yoluyla deri gözeneklerinden su yitirmektedir, solukları hızlanmıştır. Ayrıca kusuyor ve ishali de varsa, hızla su yitimi durumu ortaya çıkabilir. Günlük protein (sütlü besinler, yumurta, et, peynir) ve vitamin miktarını artırmak gerekir; oysa çocuk iştahsızdır. Çocuğun aldığı suyun. başlıca kaynağının et ve sebzeler gibi katı besinler olduğu unutulmamalıdır. Öte yandan ateş 38°C’ı geçer ve yükselmeyi sürdürürse, çok yüksek ateşin sonucu olan ve başlı başına bir tehlike oluşturan çırpınmalar (havale) ortaya çıkabilir. Bu nedenle, sürekli aynı düzeyde kalan yüksek ateş, art arda nöbetler halinde giderek yükselen ateşten daha iyidir. Büyük çocuklarda bu tehlikeler hemen hemen yoktur; sık görülmekle birlikte sayıklamalar da önemli sayılmaz; 40°C’ı aşmaması sağlanırsa ateş, birkaç gün sürse bile tehlikeye yol açmaz.

Alınması gereken tutum
Ana-baba ile hekim arasında işbirliği ve dayanışmayla saptanır. İyi alışkanlıklar kazanılıp kötü alışkanlıklar unutulduktan sonra, ateşten korkmaya da gerek kalmayacaktır.
Çocuğu fazla örtmemek, oda sıcaklığını yükseltmemek, dilediği kadar su içmesine engel olmamak, yerli yersiz aspirin ve antibiyotik vermemek gerekir.

Çocuk fazla örtülmemeli, oda sıcaklığı düşürülmeli, gerekirse ılık bir banyo yaptırılmalı, serin çarşaf ve çamaşır kullanılmalı, başına havluya sarılmış buz torbası konmalıdır (özellikle ateş 40°C’ı geçiyorsa). Ayrıca, ateş 37,5-38°C dolayına düşürülerek, aspirin yardımıyla bu yüzeyde tutulmalıdır. Günlük doz olan kilo başına 0,05 gr aspirin, gündüz ve gece, 4-5 kezde verilmelidir. Ayrıca, ateşli durum süresince çırpınmaların ortaya çıkmasını önlemek için sabah ve akşam yatıştırıcı bir ilaç (damla ya da hap) verilmelidir. Unutulmaması gereken temel kural, çocuğa istediği kadar (hattâ soğuk) içecek vermektir. Çocuğu (özellikle, 4 yaşın altındaysa) ateşin kötü etkilerinden koruyacak önlemler alındıktan sonra, ateşin kökenini bulmak ve tedavi etmekte hekimin öğütlerine uyulmalıdır.

Bu konuda da yanlışlar yapılmaktadır. Her ateşin bir açıklaması olduğunu sanmamak gerekir; gerçekten, ateş durumlarının en az yarısında neden bulunmamakta, buna karşın, birkaç gün içinde her şey yoluna girmektedir. Ateşli çocuk her zaman hastaneye kaldırılamaz, her ateş yükselmesinde uzun, pahalı ve çoğunlukla da scnuç vermeyen biyolojik incelemeler ve röntgen filmleri istenemez. Beklemesini bilmek, aspirin ve yatıştırıcı ilaçlar yazmak, çocuğun bu yaşlarda, özellikle yuvaya, daha sonra da anaokuluna başlamasıyla bir dizi virüs ve mikropla karşılaşacağını, organizmanın gelecekteki savunma sistemini oluşturması için bunun gerekli ve kaçınılmaz olduğunu unutmamak gerekir. Burun-boğaz, solunum yolları ve kulak enfeksiyonlarına, ishallere neden olan bu çeşitli enfeksiyonlar da döküntülü (kızamık, v.b.) hastalıklar gibi geçirilmesi zorunlu hastalıklardır; döküntülü hastalıkların bunlardan tek farkı, kökenlerinin bilinmesidir. Ayrıca birçok anne, hekimin teşhis koymasını bir türlü kabullenmek istemez; hiç bir neden bulunamazsa, yüksek ateşi «çocuğun diş çıkarmasına» bağlamayı yeğ tutar. Oysa çıkmakta olan bu dişler, çoğunlukla ne ağrı, ne de ateş yapar.

Tedavi

Antibiyotik verilip verilmemesi önemli bir sorundur. Virüs hastalıklarında (kızamık, kızamıkçık, kabakulak, grip, v.b.) ve boğmaca gibi bazı başka hastalıklarda, antibiyotiklerin hiç bir etkisi yoktur; dolayısiyle, sözgelimi kızamıkta olduğu gibi, birinciye eklenebilecek ikincil bir enfeksiyonu önlemek ya da tedavi etmek amacı dışında, verilmelerine gerek de yoktur. Genellikle ishallerde de, ciddi, sıkı ve sürekli bir beslenme rejimine gerçekten uyulabiliyorsa, antibiyotik vermek gereksizdir. Ama bu durumda da, annelerin çocuklara antibiyotik ya da barsak mikrop örtüsünü yeniden düzenleyici kimyasal maddeler vermeyi yeğ tuttuklarını ve bol bol sütlü besinler ve bisküvi yedirdiklerini görürüz. Bu büyük bir yanlıştır. Hastalığın çoğunlukla tekrarlaması ve bu kez ciddi durumlara neden olabilecek daha önemli bozukluklara yol açması, bu davranışın yanlış olduğunu kanıtlamaktadır.

Kesin teşhis konmadan ve çok erken verilen antibiyotikler, bazen yerel enfeksiyonları (kulak, beyin zarları iltihapları, v.b.) tedavi etmeden gizli tutar ve durumu daha da karmaşıklaştırır. Bu nedenle, çocuk apansızın ateşlendiğinde, ecza dolabından «ne olur ne olmaz» diye saklanmış bir antibiyotik şurup artığı yerine aspirin almak daha doğrudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ