Boşanma
Boşanma
Türklerde boşama veya boşanma ile ilgili herhangi bir vesika, eski tarih kaynaklarında geçmiyor. Geçen yüzyılda Orta Aşya’daki hayvana Türklerin âdet ve geleneklerini inceleyen araştırmacılar, bu Türkler arasında boşanmanın yok denecek kadar az olduğunu söylüyorlardı. Yavaş yavaş çoğalmaya başlayınca, saz şairleri bunu kınamaya başlamışlardı. Elimizde bununla ilgili, Kuzey Türklerinden derlenmiş belgeler vardır. Türklerde kadını boşama geleneğinin bulunmamasını, başlıca şu sebeplere dayandırabiüriz:
1 (Eskiden kalın, hayvan olarak verilirdi. Kalının kız evinde kalması veya saklanması, bir çeşit depozit durumunu gösteriyordu. 2)Yine Türk geleneklerine göre, kalının evlenen kişi tarafından değil; oğlan evinin müşterek bir malı olarak yatırılması vardı. Bundan dolayı, kalın üzerinde oğlanın babasının ve kardeşlerinin de haklan doğuyordu. Halbuki .İslâmiyet, boşama hakkını erkeğe vermiştir. Türklerde erkek ise, ailenin istek.ve rızasına bağlanmıştır. Yalnız değildir. 3)Türk aile geleneklerine göre gelen gelin, oğlan evinin bir malı ve bölünmez bir parçası oluyordu. Çocuk doğurduktan sonra gelinden gelinlik ve misafirlik adı da kalkıyordu. Hayvancı Kırgız Türklerinin dedikleri gibi, “gelin doğurmadıkça, gelin adı kalkmaz”. Bu Türklerde binlerce yıl devam etmiş bir düzen ye inanıştır. Anadolu’da da öyledir. M.Ö. 169′da bir Hun veziri, Hunların torunlarına sahip çıktıklarını ve bunun için de kocası ölen gelinlerin bile aileden dışarıya çıkmasına izin vermediklerini söylüyordu. Eski Araplarda ve bazı Avrupa memleketlerinde ise kadın bir maldır, alınıp satılabilirdi. Cermen gelenekleri bir bakıma Türklerinkî yakındır. Bunun için büyük ve insanî bir din olan İslâmiyet, kadının hakkını korumuş, boşanan karlını “mihr” ile nafakaya bağlamış ve bir çeşit sigortalamıştır. Türklerde ise nafaka, kızın ailesinin eline verilmiştir. Gelin kovulursa erkek evinin kalım yanardı. Gelin kaçarsa kız evinin kalım, erkek evine vermek zorunluğu vardı. Bunun için Türklerde “boş” sözü, hür ve ergin demektir. “Boşatmak, boşanmak” gibi, kadının bağlarım çözmek, bırakmak manasına gelen sözleri ise, ancak İran ve Tacik çevrelerine yakın olan Argu Türklerinde görebiliyoruz. Izastrov, Dingelstedt gibi Orta Asya Türk kavimleri üzerinde araştırma yapanlar, kadının da boşanma isteyebileceğini görmüşlerdi Meselâ, gelinin kocası iktidarsız ise, oniki ay haber vermeden evini bırakıp gitmiş kadının, âkid ve nikâhı düşerdi. Zina da evlilik bağının bozulmasına sebep olurdu. Ancak buna
kim sebep olursa onun kalın hakkı kaybolurdu. Fakat bunların çok az olduğu da araştırmacılar tarafından söyleniyordu. Dul da habersiz kaçamaz ve dışarıdan birisiyle evlenemezdi. Aile, kadını ve çocuklarıyla tek bir ruh gibi, tam bir birlik halindeydi. Anadolu’daki yaylacıı veya köy yayla hayatı yaşayan Türklerin durumu da bundan pek fazla ayrı değildir. Ancak hukukçularımız İslâm! teorilere göre, yalnızca mihr üzerinde durmaktadırlar. Aslında Türklerin kalını ile mihr arasında sebep, uygulama ve netice bakımından fazla bir ayrılık yoktur. Birkaç büyük şehir dışında Türk köylüsünün hatta imamlarının bile, bu İslâmî mihr teorilerinden haberi yoktur. Aslında Türklerde beylerin hakemliğinde “yolug” yani fidye veya ceza vermek veya kalının yanması yoluyla, kan koca birbirinden ayrılabilirlerdi. Bunun için kaynaklarda “kadın yolundı” veya “başın yoldı” gibi kadının ceza verme yoluyla boşanmasından söz açılıyordu. Ancak bunlar Kaşgarh Mahmud gibi geç ve İslâm çevrelerinin tesirleri altına girmiş kaynaklarda görülüyordu. Ayrıca yalnızca bir sözlükte görülen söz örnekleriydiler. Öz olarak şunu söylemek istiyoruz: Türklerde boşama veya boşanma müessesesi İslâmiyet’te olduğu gibi erkeğin ağzından çıkan bir çift sözle gefçekleşemiyordu.Evlilik, nasıl ailelerin karşılıklı akid ve andlaşmaları ile gerçekleşiyorsa; karı kocalık da yine ailelerin anlaşması ile sona eriyordu.
Bu da ailelerin üzerine maddî ve manevî büyük yükler getiriyordu. Bundan dolayı da gelenek,keyfe göre ayrılıklara imkân vermiyordu. Veya Türklere göre normal hayat bu idi.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın