Çocuk Hastalıkları Biliminin Gelişmesi

Çocuk Hastalıkları Biliminin Gelişmesi

40 yıl öncesine kadar, çocuk hekiminin (çocuk hastalıkları uzmanı) etkinliği sıfır değilse bile pek azdı. 1934 yıllarında bir çocuk hastanesini gezen kişilerin karşılaştıkları tabloyu gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışalım.

Kuşpalazı koğuşu olarak kullanılan küçük binadan, kuşpalazına tutulmuş küçüklerin attığı boğuk çığlıklar yükseliyor, bazıları gırtlaklarına yerleştirilmiş bir boru, bazıları boyunlarından geçirilip soluk borularına uzatılmış bir boru (son kurtuluş umudu) yardımıyla soluk alıyor, kötücül difteriye özgü balmumu rengi yüzleriyle ölümü bekliyor.

Süt bebekleri bölümünde, bir deri bir kemik kalmış, kuşkulu bakışlı, gözleri yuvalarına gömülmüş çocuklar, önü alınmakta hiç de başarılı olunmamış su yitimi nedeniyle ölümü beklemekteler.
cocuk Hastalıkları
O dönemlerde beyin zarları iltihabı (menenjit), annelerin büyük korkusuydu. Verem kökenli, pnömokok kökenli beyin zarları iltihaplarından kurtuluş yoktu. Yalnızca menengokok kökenli beyin-omurilik iltihabı, hastaların çoğunda tedavi edilebiliyor, ama genellikle çeşitli izler bırakıyordu.

Solunum sistemi iltihaplarının sık görülen ve çok tehlikeli sonucu (günümüzde çok ender raslanır) olan atipik zatürreler (akciğer loblannın değişik bölümlerinin iltihaplandı, zatürre), ailelerin tepesinde bir Demokles kılıcı gibi sallanmaktaydı. İvegen eklem romatizmasının kalp hastalığına yolaçmasını önlemekte (yolaçtığı zaman da tedavi etmekte) kullanılan yöntemler genellikle yetersiz olduğundan, ölüme engel olunamıyor, olunsa bile kalp kapaklarında kalıcı bozunlar önlenemiyor ve uzun dönemde tehlikeli sonuçlara yolaçıyordu.

Çocuk felcine karşı da savunma olanağı yoktu. Hastalığın solunum yollarını etkileyen türleri öldürücü oluyor, öldürücü olmadıkları zaman da hafif ya da ciddi sakatlıklara yolaçıyordu.

Kuşkusuz o dönemlerde de bazı ilerlemeler gerçekleştirilmişti. İnsülinin bulunması sayesinde küçük hastalarda şeker hastalığının asidoz komasına (keto -asidoz) doğru ilerlemesi engelleniyor, hastalık dengelenerek, hasta normal kişiler arasına katılıyordu. Cerrahi de ilerlemişti. Mide kapısı darlığı 1900’lerden beri ameliyatla düzeltilebilmekteydi. Apandis iltihabı (apandisit), yeterli ve hızlı koşullar altında teşhis ve tedavi edilebilmekteydi. Ortopedide ilerlemeler gerçekleştirilmekteydi.

Ama bütün bunlar, son 30-40 yılın başdöndürücü ilerlemesiyle karşılaştırıldığında son derece önemsiz görünmektedir.

Günümüzde hastanelerde artık kuşpalazı koğuşu yoktur; çünkü aşı sayesinde bu hastalık ortadan kalkmıştır. Çocuk felci de aşı sayesinde, nerdeyse yok denecek kadar azalmıştır. Veremli çocuklara Batı ülkelerinde hemen hiç raslanmamakta, hastalık yalnızca zorunlu BCG aşısının yaygın biçimde uygulanmadığı ülkelerde görülmektedir. Kuşpalazı ve çocuk felcinin ortadan kalkması, veremin büyük ölçüde gerilemesi, uygulanması kolay, az masraflı ve çocuk açısından tehlikesiz olan koruyucu yöntemler sayesinde elde edilmiş tartışılmaz sonuçlar, gerçek zaferlerdir.

Antibiyotiklerin bulunması, enfeksiyon hastalıklarının aşağı yukarı tümünü tedavi etmeyi sağlayan pek çok ilaç çeşidinin piyasaya sunulmasını sağlamıştır. İvegen beyin zarları iltihabı (akut menenjit) ve septisemi tedavisinde başarı şansı, günümüzde çok yüksektir. Yeni doğmuş çocuklarda görülebilen tehlikeli enfeksiyonlar da, erken başlanan ve iyi yürütülen tedavi karşısında altedilebil-mektedir. Ayrıca antibiyotikler, bazı enfeksiyon hastalıklarından korunmayı da sağlamaktadır. Sözgelimi yıllar boyu sakıncasızca sürdürülebilen aylık penisilin iğneleri, çok tehlikeli kalp ihtilaflarına yolaçtığı bilinen ivegen eklem romatizmasının tekrarlamasını önlemektedir.

Kortizon ve türevlerinin bulunması, ivegen eklem romatizmasının kalbe sıçramalarına karşı etkili bir tedavi sağlamıştır.

Başka pek çok durumda da yararlı bir kaç olan kortizonun en büyük başarıyle kullanıldığı alan kuşkusuz budur

Yeniden canlandırma ve uyuşturum alanlarındaki ilerlemeler, çocukların korunmasında daha önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Sözkonusu ilerlemeler, çocuğun yaşamla ilgili işlevlerindeki eksikleri ödünleyerek, beden sıvılarındaki dengesizlikleri düzelterek, soluk almayı ve kalbin çalışmasını sağlayarak, hastanın iyileşmesi için gerekli birkaç saat ya da günlük sürede sağ kalmasına olanak vermektedir. Büyük ölçüde su yitimine uğramış kişiler böylece, geç kalınmama-st koşuluyla, durumlarını birkaç saat içinde değiştirebilecek bir tedaviden yararlanabilmektedirler. Çocuklarda büyük ölçüde su yitimi durumlarında, bedenin gereksinimlerine günden güne daha uygun sıvıların damardan verilmesiyle (günden güne gelişen yöntemlerle), kurtuluş şansı aşağı yukarı yüzde 100’e yükseltilmiştir.

Yeniden canlandırma yöntemlerindeki bu gelişmeler, çocuk cerrahisinde de daha yürekli atılımlara olanak vermiştir. Buna, yeni doğmuş çocuk cerrahisinden bir örnek verelim: Yeni doğmuş çocuğun yemek borusunda oluşum bozukluğu vardır; yemek borusu birbiriyle ilişkili olmayan iki boğumdan (alt ve üst) oluşmaktadır. Bu durumda çocuk eskiden mutlaka ölürdü. Oysa günümüzde, yaşamın ilk saatlerinde yapılan bir girişimle iki boğum arasında ilişki kurulması, normal besin almayı sağlayacaktır.

Sinir cerrahisinden de bir örnek verilebilir: Çocuk hidrosefaldır; yani, normalde karmaşık bir kanallar sistemi içinde dolaşıp hücrelerce emilmesi gereken sıvı, beyin içindeki iki karıncıkta gerginlik yapmakta, dolaşım yokluğu nedeniyle baş büyümekte (sıvı biriktikçe), karıncıkların gerginliği beyin maddesini ezecek boyutlara varmaktadır. Bu durumda, deri altından geçirilerek karıncıklardan birine ulaştırılan plastik maddeden bir boru sistemiyle, fazla sıvı karıncıktan karın zarına aktarılır ve kafatasındaki hacim artışı önlenir; hastanın biraz da şansı varsa, zihinsel gelişmesi normal olacaktır.

Kalp cerrahisinin uygulanma alanı da günden güne gelişmekte, bazı durumlarda tam ve kesin, bazılarında ise büyük ölçüde iyileşme sağlamaktadır. Kalp cerrahisi giderek daha küçük çocuklara uygulanabilmektedir (son yıllarda süt bebeklerine bile uygulanmaktadır).

Bu arada, tekniklerdeki ilerlemenin çocuk hekimliğine katkılarından da sözetmek gerekir.

Süt bebeklerinin ve çocukların sidiklerinin çoğunlukla irinli olduğu uzun süredir bilinmekteydi. Ayrıca, sözkonusu enfeksiyonların inatçı ve tekrarlayım oldukları da biliniyordu. İğneyle damar icıne iyotlu bir madde verilerek sidik yollarının filmini çekme olanağı bulunmasından bu yana, çocuklarda boşaltım sistemi oluşum bozukluklarına ne ölçüde raslanabileceği öğrenilmiştir. Bunun uygulamadaki sonucu çok önemlidir; çünkü bazı hastalarda cerrahi girişimle oluşum bozukluğunu ortadan kaldırmak, böylece uzun dönemde böbreklerin bozulması ve kan üre düzeyi yüksekliğiyle sonuçlanabilecek sürekli iltihaplanmaların önünü almak başarılmaktadır.

Beyin elektrosu, küçük çocuklardaki çırpınmaların daha iyi incelenebilmesine ve tedavisine olanak vermiştir.

Yakın tarihte, biyokimya alanındaki gelişmeler, «metabolizma kusurları» diye adlandırılan durumların daha iyi anlaşılmasına olanak vermektedir. İnsan organizmasının son derece karmaşık bir dizi kimyasal tepkime sayesinde yaşamını sürdürebildiği bilinmektedir. Sözkonusu tepkimeler birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Bunların işlerliğini sağlayan da, bünyenin çok küçük dozlarda salgıladığı enzim adı verilen maddelerdir.

Bu enzimlerden biri bulunmadığındın, bir dizi zincirleme tepkime de durmakta, gerekli bazı kimyasal değişiklikler olamamaktadır. Bu durumda bazı maddeler, yıkıma uğramadan, olduğu gibi organizmada birikerek zehirlenmelere yolaçar, önemli bozukluklar oluşturur. Hastaların çoğunda, bu bilgilerden pratik bir yarar sağlama olanağı yoktur; ama bazılarında, beslenme önlemleriyle başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Bir örnek verelim: Kan galaktoz düzeyi yüksekliği, organizmada galaktoz birikmesine bağlı bir hastalıktır. Galaktoz karaciğerde birikirse siroza, gözün billur cisminde birikirse katarakta (göze perde inmesi), beyinde birikirse ciddi aptallığa yolaçar. Galaktoz, laktozun (laktoz sütün normal bileşenlerinden biridir) değişim süreci içindeki ara şekerlerden biridir ve sürecin sonunda organizma tarafından özümlenebilir glikoza dönüşmesi gerekir. Enzimlerden birinin yokluğu, tepkimenin galaktoz aşamasında durmasına yolaçar. Yokluğu çekilen enzimin yerine bir başkasının konması olanağı yoksa, tedavi, alınan besinlerden laktozun çıkarılmasını, bir başka deyişle sütlü maddeler yenmemesini gerektirecektir. Teşhis ve tedavi erken olursa, çocuğun normal gelişmesi ve ilerde normal bir ömür sürmesi sağlanabilir.

Kötücül hastalıklar konusundaki sonuçlar bu kadar parlak değildir. Kan kanseri, tehlikeliliğini henüz korumaktadır; ama ilaçlarla, sağ kalma süresi büyük ölçüde uzatılabilmektedir; hastalık tekrarlamadan 8 yıl geçirebilen çocuklara kurtulmuş gözüyle bakılabilir.

Kötücül urların tehlikelilik derecesi her birinde değişiktir. Cerrahiden, iyonlaştırıcı ışınlardan ve ilaçlardan birlikte yararlanmak koşuluyla biraz başarı beklenebilir. Süt bebeklerindeki birçok kötücül böbrek urunun kesinlikle iyileşebileceği bilinmektedir.

Çocuk hekimlerinin karşılaştıkları en güç ve acımasız sorun, süreğen beyin hastalığıdır. Eskiden, çocukların çok dayanıksız oldukları enfeksiyon hastalıklarına karşı silahsızdık. Günümüzdeyse, bu çocukları yaşatmak olanağı vardır. Beyin gelişmeleri pek sağlam olmayan erken doğmuş çocuklar da yaşatılabilmektedir. Ama ilaçlar, zihin yeteneklerini iyileştirmeye yetmemekte, zeka geriliğinin ciddi olduğu durumlarda eğitim girişimleri de etkisiz olmakta, hekimin ana-ba-baya yapabileceği tek hizmet, dünyaya beyin hastalıklı bir çocuk getirmenin tehlikelerini açıklamak olmaktadır. Genetik bilgilerimizin gelişmesi, sorunu günden güne daha açık ve seçik biçimde görmemizi ve beyin hastalıklı çocuk dünyaya getirme olasılığı yüksek anne-babaları tek tek ele alarak gerekli öğütleri verebilmemizi sağlayacaktır. Sorunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için birkaç örnek vermeye çalışalım,:

— oksijen yetersizliği nedeniyle beyin az ya da çok yıkıma uğramış olabilir. Yeterli oksijen alamamanın nedenleri arasında etenin yerleşmesindeki bir anormallik, annenin dölyatağındaki bir anormallik, doğum sırasındaki güçlükler ya da yeni doğmuş çocuğun ciddi bir enfeksiyona yakalanması sayılabilir;

— virüs kökenli bir enfeksiyon, gebelik döneminde beynin gelişmesini etkileyebilir; buna, gebeliğin ilk aylarında annenin kızamıkçığa yakalanması sonucu dölütte oluşan bozukluklar örnek gösterilebilir. Ayrıca, gebe olduğu bilinmeyen bir kadına embriyo ya da dölüt için tehlikeli olabilecek ilaçlar verilmesi, tedavi dozunda X ışınları kullanılması, embriyonun ya da dölütün gelişmesini etkileyebilen olaylardır;

— bireyin fiziksel kişiliğinin anne ve babasından gelen genlerin birleşmesiyle oluştuğu bilinmektedir. Genler çifttir (biri anneden, öteki babadan); iki anormal genin birleşmesi, doğuştan anormallik etmenlerinden biridir (buna çekinik otozom hastalığı adı verilir). Yalnızca anne tarafından aktarılan bazı hastalıklarsa, yalnızca erkek çocuklarda görülmektedir (cinse bağlı kalıtım);

— bazı anormallikler de çocuğun hücrelerinde fazladan bir kromozom bulunmasından ileri gelir. Mongolizm diye adlandırılan,, biçim bozukluğunun nedeni.

yaklaşık yirmi yıldan beri bilinmekte olduğu gibi, aynı bireyde iki yerine üç. tane kromozom 21 bulunmasıdır.

Sonuçlarsak, doğuştan anormalliklerin nedenleri şöyle sıralanabilir: Dölütün yeterince oksijen alamaması; gebelik sır asında mikrop ya da zehir etkisinde kalması; genlerde anormallik; kromozomlarda anormallik. Klinik ya da biyolojik bir incelemeyle teşhis olanağı bulunursa aıheye bu konuda bazı kesin açıklamalar yapılabilir. Sözgelimi bir çocukta, gebelik sırasında annenin geçirdiği kızamıkçık hastalığına bağlı doğuştan bozukluklar oluşmuşsa, ondan sonra doğacak bütün çocuklar normal olacaktır.

Bir çocukta çekinik bir otozom hastalığı (kalıtımsal) varsa, sonraki çocuklarda hastalığın tekrarlama olasılığı 1/4’tür.

Cinse bağlı kalıtımsal hastalık durumunda, kız çocukların tümü normal olacak, ama aralarından bazıları hastalığı kendi çocuklarına aktarabilecek, her 2 erkek çocuktan biriyse hasta doğacaktır.

Oksijensizlikten ileri gelen bozuklukların tekrarlama olasılığı azdır. Ama, gene de, tekrarlamayı önleyebilmek için nedenlerin araştırılması gerekir.

Mongolizmin sonraki çocuklarda da görülmesi enderdir; ama geçerli bir öğütte bulunmak için, çok kesin araştırmalar yapılmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ