Sponsorlu Bağlantılar

Evlenme Ehliyeti,Evlenmeye Müsait Olmak

18 Şubat 2009
402 kez görüntülendi

Evlenmenin ilk şartı, evlenecek kişi­lerin kanunun öngördüğü ehliyete sahip obualarıdır. Nişanlılar evlenmek için başvurduklarında, evlenmeye “ehil” ol­manın gerektirdiği durum ve olgunlukta bulunmalıdırlar. Bizim Medenî Kanunumuza göre bu ehliyetin gerçek­leşmesi için, evlenme adayının belli bir yaşı doldurması ve temyiz gücüne sahip olması (mümeyyiz olması) gerekir. Bun­dan başka, evlenecek kimse, evlenmek İçin kanunda öngörülen sının geçmekle birlikte, genel rüşt yaşına erişmemişse veya belli sebeplerden dolayı kısıtlanmış (hacredilmiş) ise, evlenme ehliyetinin varlığı, kanunî temsilcinin onayına bağ­lıdır.
Şu halde, evlenme ehliyetini bu üç noktadan incelememiz uygun olur: Yaş, onay ve temyiz kudreti.
1) Evlenme Yaşı: Medenî Kanun’un 88. maddesine göre “erkek onyedi, kadın onbeş yaşını ikmâl etmedikle evlenemez”. Demek ki, evlenme ehliyetinin kazanılması bakımından çizilen yaş sını­rı erkeklerde 17, kadınlarda ise 15′tir Bu yaşlar doldurulmadan normal olarak evlenme imkânı yoktur.
Kanunda gösterilen bu yaş sınırı “en azı” (asgariyi) belirtmektedir. Buna kar­şılık evlenme yaşı bakımından “en çok” (azamî) bir sınır konmamıştır. En azın üstünde hangi yaşta olunursa olunsun evlenilebilir. Nişanlanma bakımından da belirttiğimiz gibi, bir kimsenin kendi başına ka­rar yerip işlemi kimsenin onayı olmak­sızın gerçekleştirebilmesi için, aslında, genel rüşt yaşının (onsekiz yaşın) doldu­rulmuş olması lazımdır. Evlenme akdi için bu yaşı (onsekizi) dolduran kişiler başkaca bir engel yoksa, evlenebilirler. Bu balomdan, kanunda sözü edilen en az yaş (17 ve 15), ancak kanunî temsilcinin onayı Halinde kişinin evlenmesine elve­rişli yaş sayılır. Bu onay sağlanmazsa, adayın 17 veya 15 yaşını doldurmuş ol­ması evlenme ehliyetinin kazanılması için yeterli olmaz.
Evlenme yaşı bakımından gerekli olan bu onayla ilgili açıklamayı aşağıda yapa­cağız. Fakat bundan önce, kanunda, yaş sınırı yönünden öngörülen çok özel bir hâl üzerinde durmamız gerekiyor: Yargı kararıyla evlenme yaşının daha da aşa­ğıya çekilmesi mümkün sayılmıştır. MK ‘nun 88. maddesinin 2. fıkrasına gö­re “hakim fevkalâde hallerde ve pek mü­him bir sebebe mebnî onbeş yaşını ikmâl etmiş bir erkeğin veya ondört yaşını bi­tirmiş olan bir kprimm evlenmesine mü­saade edebilir.” Bu hükümde öngörülen “olağanüstü haller’in neler olduğunu tesbit etmek gerekir. Kanunda herhangi bir örnek verilmemiştir. Bununla birlikte, ilk bakışta anlaşılabileceği gibi, bu hal­lerin en önemlisi gebeliktir. Onbeş yaşını bitirmemiş bir kadın gebe kalırsa, bu du­rum, şüphesiz, olağanüstü bir durum sa­yılır. Bunun gibi, kadın yaşını doldur­muş olmakla birlikte, erkek henüz onyediden küçükse, evlenmeye hükmî izin bakımından bu da bir olağanüstü hâl sa­yılabilir. Bu gibi hallerde kendisine baş­vurulan yargıç durumu inceleyecek, ta­rafların evlenmelerim gerekli görürse, evlenmenin yapılması için izin verecek­tir. Bu iznin verilmesi için yargıç ana babanın Veya vasinin onayını almak zorun­da değildir. Kanunda bu kişilerin sadece “dinleneceği” söyleniyor. Şu halde yar­gıç, erken evlenmeyi onaylamasalar bile, onların görüşlerini aldıktan sonra, bu konudaki takdir yetkisini kullanacak ve uygun görürse evlenme izni verecektir.
Şuna da işaret edelim ki, “olağanüstü hâl” olarak andan gebelik hali bu konu­da başlıca sebebi oluşturmakta ise de, bunun dışında kalan haller de bulu­nabilir. Bizim yargıtayımızın eski bir ka­sarında da, maddenin uygulanması bakı­mından yegane hal olmadığına işaret edilmiştir. Meselâ, yoksul bir kızın, çok iyi bir evlilik yaparak, yurt dışında ça­lışan, kocasının yanma yerleşmesi imkânı ortaya çıkmışsa, yargıcm, henüz onbeş yaşını sürmekte olan bu kız için ev­lenme izni vermesi ve bunu olağanüstü bir hâl olarak değerlendirmesi müm­kündür.
Olağan haller için 17 ve 15; olağandışı haller için 15 ve 14 yaşın doldurulması şeklinde düzenlenmiş olan evlenme yaşı sının daha aşağıya çekilemez. Kanunda, bu sınırlar dışında kalan evlenmeler için izin veya müsaadeyi sağlayacak bir hü­küm yoktur. Daha aşağı yaşlarda olan­lar her nasılsa (resmî biçimde) evlenmiş-lerse, bu evlilik geçersizdir. Bununla bir» likte, böyle bir evlenmenin yapılmasın­dan sonra, kanundaki yaş şartı gerçek­leşmişse, geçersizlik problemine değişik bir açıdan bakmak yerinde olur. Bu tak­dirde, geçersizliğin tespitiyle ilgili olarak açılacak davada ileride göreceğimiz Me­denî Kanun’un 120. hükmünü kıyas yo­luyla uygulamak düşünülebilir.
Evlenme yaşı bakımından bizim kanu­numuzda öngörülen sınırlar, Batı ülkele-rindekine nazaran daha aşağıdır. Medenî Kanun ilk yürürlüğe girdiği ta­rihte 18 ve 17 olarak tespit edilen yaş, 1938′de yapılan değişiklikle, bugünkü rakamlara, yani 17 ve 15′e indirilmiştir.
2) Onay: Hukukî işlemlere girişme eh­liyeti yönünden olgunluk yaşı, genel ola­rak onsekizdir. Bir kimse ancak onsekiz yaşını doldurunca “reşit” olur ve mah­cur değilse, temyiz kudretine de sahip olmak şartıyla “tam ehliyetli” sayılır. Bu yaşı doldurmayanlar, kanunî temsil­ci denilen ana-babanm nezaretine ve yapacakları işlemlerde de onayına tabi­dirler.
Evlenme yaşım (ya da “evlenme rüş­tünü”) normal rüşt yaşından daha aşağı­da bir yaş olarak tesbit eden kanun koyu­cu aslında genel ehliyet sisteminden ev­lenme işlemi bakımından ayrılmış değildir. Sözü edilen yaş sınırı (17 ve 15) evlene­bilmek ve bu işleme ilişkin kararı kendi . başına verebilmek açısından konulmuş­tur. Ama bu yaş sınırını geçmiş olan kişi, evlenme kararını vermiş olsa da, bu kararını tek basma yürürlüğe koyamaz. Genel rüşt yaşı olan onsekiz yaşı dol­duruncaya kadar, bu kararın icrası için, kanunî temsilcinin onayına ihtiyaç var­dır. Tıpkı bir alım satım işleminde olduğu gibi, burada da karar sahibi küçük, onay almadıkça evlenmeye “ehil” değildir.
Küçüklerin evlenebilmeleri açısından öngörülen bu onayın bir özelliği şudur: Burada kanun “veli “den veya “kanunî temsilci”den söz açmayıp “ana ve baba” demiştir. Bu ibareye bakarak, velayet hakkına sahip olmasalar büe (meselâ, velayet hakkı belli sebeplerle kendi­lerinden alınmıştır), bu onayın mutlaka ana ve babadan alınması gerekeceği sanılabilir. Bununla birlikte, maddede yeralan “ana ve babadan yalnız biri velayeti haiz ise onun rızası kafidir” ibaresinden, durumun böyle olmadığı, buradaki onayın velayete bağlı bir yet­kiye dayanacağı anlaşılır. Bununla uyumlu olarak, küçük vesayete tabî ise, ana babası hayatta olsalar bile, onların değil, vasinin onayı aranacaktır.
Ana baba onay vermezlerse küçük, evlenme işlemini yapamaz. Yalnız biri­nin onaylamaması (her ikisi tie velayet hakkına sahip iseler) evlenmeyi engeller. Bu konuda “ana baba velayetin kul­lanılmasında anlaşamazlarsa, babanın oyu üstündür” kuralı uygulanmaz. Onaydan kaçman ana babaya karşı baş­vurulacak yol var mıdır? Bu konuda, eğer şartları varsa, küçüğün, velayet hakkının nezd (kaldırılması) talebinde bulunabileceği ileri sürülmektedir. Böyle bir sebeple, velayetin nezinin is­tenebileceği bize şüpheli gözüküyor. Sırf evlenmeye izin vermedi diye veliyi az­letmek mümkün sayılmamalıdır.
Buna karşılık, onaydan kaçınan vasi ise, küçük veya mahcur, “mahkemeye müracaat edebilir” (MK.91/II). Bu baş­vurunun sonucu hakkında kanunda bir hüküm bulunmamakla birlikte, burada, vasiye nezaret eden mahkemenin, vasi­nin yerine geçerek gerekli izni verebile­ceği kabul edilir. Tekrar belirtelim ki, burada sözkonusu olan onay, ana babası olmadığı veya onlardan velayet hakkı kaldırıldığı için kendisine vasi tayin edilmiş küçükler için değil, reşit olmakla birlik­te, haklarında kısıtlama (hacir) kararı verilmiş kısıtlılar (mahcurlar) için de ge­reklidir. Bu izin olmadıkça, mahcur durumunda bulunanlar da evlenemezler.
3) Temyiz Kudreti: Nişanlanma hak­kında bilgi verirken belirttiğimiz gibi, temyiz kudreti (ayırtım gücü) her çeşit hukukî işlemin vazgeçilmez ehliyet şar­tıdır. “Makul surette hareket etme” gü­cünden mahrum olan kimselerin, kendi hayatlarını, kendi istekleri doğrul­tusunda yönlendirecek güçleri de yok demektir. Davranış, eylem ve işlem­lerinin anlamını ve sonuçlarını idrak ede­meyecek durumda bulunan bir kimseye, hukukî hayatı etkileyecek, ilişkilerini bi­çimlendirecek bir imkân sağlanması söz­konusu olmamalıdır.
Genel olarak bütün işlemler bakımından geçerli olan bu gerekçeyi, kanun koyucu evlenme bakımından da gözönünde tutarak “Evlenmeye yalnız mümeyyiz olanlar ehildir” (MK M. 89) hükmünü getirmiştir. Aslında, bu genel kuralm burada bir tekrarlanmasıdır. Ger­çekten, ister sürekli olsun, ister geçici olsun, bir kimse, makul surette hareket etme gücünden mahrum ise, bu halde bulunduğu zamanda açıkladığı evlenme iradesiyle bağlı tutulamaz. Meselâ bir sarhoş, evlendirme görevlisi önünde, içkinin etkisi altında bulunarak, evlen­me isteğini açıklamışsa, bu açıklamaya değer vermemek gerekir.
Temel esas bu olmakla birlikte, kanun temyiz kudretinden geçici olarak mah­rum iken evlenme iradesini (memur önünde) açıklamış kimsenin durumu ile, akıl hastalığından ileri gelen hali birbi­rinden ayırmıştır. Kanuna göre “akü hastalıklarından birine müptelâ olan kimse asla evlenemez”. Demek ki, bir kimse akıl hastası ise, zaman zaman temyiz kudretine sahip olsa bile (meselâ, belli zamanlarda ortaya çıkan, akıl hastalığı hali) bu durum evlen­me ehliyetine engeldir. Yukarıda alıntı yaptığımız hükümde (MK.M. 89/11) yeralan “aşla” sözcüğü bu esası belirtmektedir. İlerde göreceğimiz gibi, akıl hastalığı esasen bir evlenme engelidir.
Evlenme ehliyeti için gereken bu şart­lar gerçekleşmişse, şahıs evlenebilir. Ne var ki, bunlar şahısta varolması gereken “müsbet şartlar”dır. Kanun koyucu ilk olarak bunları saydıktan sonra, “menfî şartlar” diyebileceğimiz birtakım şart­lar daha saymaktadır. Bunlara kanun “evlenme manileri” adını veriyor. “Ev­lenme engelleri” başlığı ile bu olumsuz şartları birer birer inceleyeceğiz.

Sponsorlu Reklamlar
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık