Evlenmenin Geçersizliği ve Batıl Evlenmeler
Her hukukî işlem gibi, evlenme de, bir sözleşme olarak, geçerlilik şartlarına uyularak yapılmalıdır. Yukarıda açıkladığımız hususlar, gerek ehliyet yönünden, gerekse kanunla konulan yasaklar yönünden, evlenme işleminin şartlarını belirlemektedir. Şu halde, bu şartlara uyulmaması, evlenme işleminin sağlığını bozan bir sebep teşkil edecektir. Böylece “sakatlanmış” bir evlenme meydana gelmiş olacaktır. Yalnız ehliyet ve kanunî engeller yüzünden değü, başka sebeplerle de, bir evlenmenin sakatlanması sözkonusu olabilir. Başka bir deyişle, herhangi bir hukukî işlemin geçerliğinin şartını oluşturan hususlar, evlenme bakımından da böyle bir etki meydana getirebilirler.
Evlenmeyi olumsuz yönde etkileyerek, sakatlanmasına sebeb olan halleri, genel olarak bütün hukukî işlemlere özgü sistemden ayırarak incelemek gerekmektedir . Bunun başlıca sebebi, evlenmenin, sıradan herhangi bir ilişkiye nazaran farklı yapıda bir sözleşme olmasıdır. Gerçekten evlenme, meydana getirdiği ilişkinin niteliği gereği, yalnız hukukî muhtevada bir sözleşme olarak değil, ahlakî manevî yanları da gözönünde tutularak değerlendirilmesi gereken bir işlemdir. Bu bakımdan, kanun koyucu da, bu işlemin geçersizliğine ilişkin meseleleri özel bir hukukî düzene bağlayarak çözmeyi uygun görmüş ve evlenmenin butlanı başlığı altında ayrı hükümler koymuştur.
Bu hükümleri incelerken birtakım alt ayrımlar yapmak gerekmektedir. Çünkü, kanunun evlenme bakımından öngördüğü geçersizlik sistemi içinde, se-bebleri ve sonuçları bakımından birbirinden ayrılan birtakım kategoriler yeralmaktadır.
Bunları, aşağıda, yokluk,mutlak butlan, nisbî butlan halleri olarak inceleyeceğiz. Bunlardan sonra da evlenmede geçersizlik sonucu doğurmayan noksanlıkları özetleyeceğiz.
1) Yokluk: Burada sözkonusu olan sakatlık, işlemin hiç yapılmamış sayılma-şıdır. Kanun, buna ilişkin olarak bir kural getirmiyor. Ama öyle haller vardır ki, bunlarda, evlilik adıyla meydana gelmiş olduğu ileri sürülen bir birlik görünümü mevcuttur ve bu durumda, kanunda yazmıyor diye, bu evliliği geçerli saymaya da kalkamayız. Bu hallerin ilki evlenecek eşlerin cinsen ayrı olmaları şartına aykırılıktır. Şu halde, cinsiyetleri aynı olan iki kişinin evlenme akdi ile birlikte bulunmalarını hiçbir suretle evlilik olarak niteleyenleyiz.
Bu birleşme, evlenme olarak, “yok”tur, hukukî olarak “gayrımev-cuf’tur deriz. Bu sakatlığı tesbit etmeye yönelik ayrı bir davaya bile aslında gerek yoktur. Bununla birlikte, böyle anormal olarak hernasılsa meydana gelmiş bir “sözde evlenme “yi, ihtiyaç duyulursa (meselâ, taraflar kayden evli gözüktükleri için yeniden evlenme imkanından mahrumdurlar; bunu ortadan kaldırmak istemektedirler) bir mahkeme kararına bağlayarak yok sayabiliriz. Bü dava, evliliğin yokluğunu tayin davası olabilir.Tekrar belirtelim ki, böyle bir davaya, tarafların, cinsiyet ayniyetine rağmen, her nasılsa medenî nikâh akdetmiş olmaları halinde başvurabiliriz. Yoksa, sadece fiilî ilişki olarak aynı cinsten kişilerin birlikte yaşamaları için böyle bir dava bile açılamaz. Yokluğun tesbitine ilişkin mahkeme kararı, kararın verildiği anda değil, baştan itibaren mevcut olan bir yokluğu tayin eder. Aşağıda göreceğimiz gibi, batıl evlenmelerde durum bundan farklıdır.
İkinci bir yokluk sebebi, evlenmenin “resmî memur önünde yapılmamış olması”dır. Daha önce belirttiğimiz gibi, evlenme akdinin meydana gelmesi için, sözleşmenin, devletin bu işle görevli ve yetkili kıldığı memurunun önünde, onun katılmasıyla yapılması şarttır. Şu hale göre, yetkili memur önünde yapılmayan nikâh, kanun nazarında, hiç yapılmamış hükmündedir. Bu tür evlenmeler de yok sayılır. Bunlara, bizim hukuk düzenimizde “fiilî birleşmeler” denmektedir. Bu tür birleşmelerin bir evlilik meydana getirmediğini tayin etmek üzere de bir dava açılması gereksizdir. Başkaca bir işleme gerek olmaksızın, sadece fiilî ilişki olarak teşekkül etmiş birlikler, kanunî açıdan, evlenme olarak “gayrımevcut” sayılırlar.
Bununla birlikte, yukarıda sözünü ettiğimiz “fiilî ilişkiler”in, bizim toplumsal düzenimizde meydana getirdiği bazı sonuçlar vardır ki, kanun koyucumuz, bu sonuçlara büsbütün göz yummak durumunda değildir. Özellikle eskiden kalma bazı toplumsal alışkanlıkların dürtüsüyle, evlenmeye benzer fiilî ilişkiler çok sayıda meydana gelmektedir. Gerek imam nikahı denen usulle, gerekse başka suretlerle ortaya çıkan bu fiilî ilişkilerin yarattığı başlıca problem, bunlardan doğan çocuklar meselesidir. Bu çocukların hukukî durumlarını, Medenî Kanun’-un evlilik dışı çocukların hukukî durumlarını belirleyen hükümleriyle çözmeye imkan yoktur. Bu durumu gözönünde tutan kanun koyucu, zaman zaman çıkardığı aff kanunlarıyla, fiilî birleşmelerin meydana getirdiği meselelere çare bulmaya çalışmaktadır. Bu meseleyi ilerde tekrar ele alacağız.
2) Mutlak Butlan: Evlenmede mutlak butlan adım verdiğimiz sonucu doğuran sakatlıklar MK. 112. Madde de gösterilmiştir. Kanunda üç bent halinde ifade edilen bu sakatlık sebeblerini birbirinden ayırarak incelemek yerinde olur. Çünkü, her üç hal için de ortak sonuç “mutlak butlan” şeklinde anlatılmakta ise de, bazı yönlerden, butlanı meydana getiren sebebe göre birtakım farklılıklar da bulunmaktadır. Bunun için, önce mevcut evlilik, sonra akıl hastalığı ve son olarak da hısımlıktan doğan geçersizliği ele alacağız.
(a) Bir evlilik varken, eşler, bir ikinci evlilik yapamazlar. Monogamik evlenme düzeninin temel hükmü budur. Şu halde, bir kimse evli iken, her nasılsa bükere daha evlenmişse, ikinci evlilik “mutlak butlanla batü”‘dır. Aşağıda göreceğimiz gibi, bu geçersizliği ilgili olan herkes ileri sürerek, evlenmenin “iptali”ni dava edebilir. Bu meyanda savcı da, böyle bir evliliğin yapıldığına veya varlığına muttali olursa, iptal davası açmak zorundadır.
Kural bu olmakla birlikte, kanun, ikinci evliliğin iptali açısından bir özel hal için bir sınırlama getirmektedir. Bu sınırlama şöyledir: ilk evlilik ölüm, boşanma gibi bir sebeble sona ermişse ve ikinci evlilikte daha önce evli plan kişi ile evlenen eş iyi niyetli ise, evliliğin iptaline karar verilmez. Meselâ, bir erkeğin evli olduğunu bilmeden onunla evlenen kadın, ilk evlenme sonradan ortadan kalkınca, iyi niyetli olduğu için, bu evliliğin bozulmasına engel olabilir. Kanunda “butlaöa hükmolunamaz ” dendiğine göre, açılacak iptal davası bakımından, ilgililerin ve ikinci defa evlenen iyi niyetli eşin davaları arasında fark yoktur. Kötü niyetli eşe verilen dava hfikltnırh, iyi niyetli eşten niçin esirgendiğini açıklamak zordur. Bu bakımdan, eşin açacağı davanızı, birmti evliük sona erse de dinlenmesi gerekeceği söylenebilir.
(b) Akü hastalığı veya sürekli olarak temyiz gücünden mahrum olmanın da kesin bir evlenme engeli oluşturduğunu belirtmiştik. Şu halde, bir kimse akıl hastası olduğu halde evlenmişse, bu evlilik geçersizdir. Bunun geçersizliğini herkes (her ilgili) dava edebilir. Savcının dava hakkı da vardır.
Kanun bu konuya ilişkin olarak da şu sınırlamayı getirmektedir: Akıl hastalığı iyileşmiş olursa veya sürekli olarak temyiz gücünden mahrum olan hali ortadan kalkarsa, ilgihler ve savcının dava hakları da ortadan kalkar. Bu takdirde, bu sebebe dayanarak iptal davası açma yetkisi, sadece eşlere tanınmıştır.
(ç) Evlenen eşler arasında evlenmeye engel sayılan türden bir hısımlık ilişkisi var ise, bu evlilik de mutlak butlanla batıl olur. Yalnız belli kan hısımları bakımından değil, belirli derecedeki sıhrî hısımlıktan doğan evlenme engelleri de vardır. Hısımlıktan doğan engelin “kesin engel” olduğunu daha önce belirtmiştik. Bu sebeble, evlenmeleri yasaklanmış hısımlar arasındaki evlenme, kesin olarak geçersizdir. Burada, akıl hastalığı ya da mevcut bir evlenmeden doğan engellere nazaran farklı olan durum ‘ şudur: Diğerlerinde, belli şartlarda evlenmeyi ayakta tutmak imkanı tanındığı halde, burada hiçbir istisna yoktur. Mutlak butlan sebebleri olan diğer hallerde olduğu gibi, hısımlık engeline rağmen yapılmış evlenmelerde de, ilgili olan herkes daya açarak evliliğin iptalini isteyebilir.
3) Nisbî Butlan:
Nisbî butlan adı verilen hallerin ortak özelliği, evlenmeyi sakatlayan sebebin ileri sürülmesinde belli kimselerin yetkili sayilmasıdır. Yukarıda değindiğimiz gibi, evlenmeyi mutlak butlanla geçersiz kılan hallerde, geçersizliği ileri sürmek (başka bir deyişle, iptal davası açmak) yetkisi ilgili olan herkese ve bu arada kamu adına savaya tanındığı halde, nisbî butlanı gerektiren bir halin bulunmasında -dava hakkı belli kişilere tanınmıştır. Kendisine dava hakkı tanınan bu kimseler dava açmazlarsa, dışarıdan, ilgili de olsalar, kimse bu evliliğin iptali” ni talep edemez.
Nisbî butlan doğuran sebebler kanunda gösterilmiş olup, bunlar dışında bir sebeb ileri sürülerek iptal davası açılamaz. Bu sebebleri kısaca gözden geçirelim:
(a) İrade Bozuklukları: Başka hukuki işlemlerde olduğu gibi, evlenmede de işlemin temelini, işlemi kuran kişilerin iradeleri oluşturur; İki kişi karşılıklı ve birbirine uygun şekilde evlenmek istediklerini açıklayarak evlenirler. Diğer herhangi bir sözleşmede olduğu gibi, burada da, açıklanan iradenin “sakatlanmamış” olması gerekir. Bir sakatlık mevcutsa,”irade bozuktur” denir.Kanun, işte bu tür sakatlıklara “nisbî butlan” denilen geçersizlik sonucunu bağlamıştır.
Evlenme iradesini bu anlamda sakatlayan sebebler üç kategoridir: Hata, hile ve korkutma. Evlenmeyi sakatlama etkileri bakımından bu üç hali ayrı ayrı incelemek gerekir.
1- “Hata”, bir olgu hakkında gerçeğe uymayan bilgi sahibi olmak demektir. Bir kimsenin evlenirken, böyle, gerçeğe uymayan bir bilgi sahibi olmak dolayısıyla yanılması ve evlilik işlemini bu yanılgı üzerine kurması mümkündür. İşte kanun, belli nitelikler arzeden bazı yanılma hallerini, evliliği sakatlayıcı Ölçüde bir “irade bozukluğu “nun varlığı olarak kabul etmekte bu yandan kimseye bu sözleşmeyi bozma yetkisini tanımaktadır. Evlenmede “irade bozukluğu” meydana getiren bu hata halleri nelerdir?
Bunların başında “evlenmenin anlam ve niteliğinde hata” halleri gelir. Medenî Kanun’un 116. maddesinin ilk bendinde söylendiği gibi “evlenmeyi hiç istemediği… halde hataen evlenmeye rızası olduğunu beyan etmeş” olan kimse böyle bir yanılgıya düşmüştür. Mesela, evlenme töreninin bir film çekimi olduğunu sanan kimse, evlenme işleminin niteliğinde hataya düşmüş sayılır. Hemen belirtmemiz gerekir ki, kanunda yeralmış obuasına karşı , evlenme bakımından bu tür hataya düşülebilmesi pek rastlanacak bir olay değildir. Bunun kanuna giriş sebebi daha çok konuyu sistematize etme çabasındandır.
“Şahısta hata” hali için de aynı şeyi söyleyebiliriz. “…Karı veya kocası olan . şahıs ile evlenmeye kastedmediği halde hataen evlenmeye rızası olduğunu beyan “eden kimseye de pek rastlanamaz.
Evlenecek kimsenin “kimliğinde” yanılma halini açıklamak bakımından verilen klasik örnek, bir kimsenin ikiz kardeşlerden biri ile evlenmeyi istediği Halde, diğeri ile evlenme iradesi açıklaması halidir. Bu Örnekten anlaşılacağı gibi bu halde de kanundaki hüküm oldukça “fan-tezisf’tir.
Rastlanabilecek hata hali ise, evlenen kimsenin “vasfında” yanılmadır. Buna “vasıf hatası” denmektedir. Her hukukî işlemde olduğu gibi, evlenmede de, eşler yekdiğerinin belli niteliklere sahip olduğunu tasarlayarak evlenme işlemine girerler. Bu tasarı ya da tasavvur, “evlenme iradesinin” meydana gelişinde şu ya da bu ölçüde etkin olur. İşlem iradesinin oluşmasında rol oynayan bu tür tasavvurlara işlemin “saikleri” denir. Şimdi, bu saiklere ilişkin olarak ortaya çıkabilecek mesele şudur: İradenin oluşmasına etken olan tasavvur yanlış ise, bundan doğan yanılgı evlenme işlemini etkileyecek midir? Meselâ, evlendiği kadını sansın sanan kimse, onun, gerçekte sarışın olmadığını öğrenince bundan hukukî bir sonuç çıkarabilecek midir? Varlıklı bir kimse ile evlendiğini düşünen (yani eşinin malî durumu hakkında yanılgıya düşmüş olan) eş, bu yanılgısını ileri sürerek, evliliği bozabilecek midir? Kanun, bu soruların cevabını teşkil eden hükümde şu ifadeyi kullanıyor: “Karı veya kocasında bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez hale koyacak derecede ehemmiy-yetli bir vasıf hakkında hataya düşerek evlenmişse.” Demek ki her “vasıf hatası” değil, hükümde belirtildiği gibi, belli şartlara uyan bir nitelik yanılması evlenmede nisbî butlan sebebi olabilmektedir. Bu şartları gözönünde tutarak, vasıf hatası dolayısıyla evliliğin geçersizliği iddiasının dayanaklarını şöyle özetleyebiliriz:
önce, evlenen eşlerden biri, diğerinin bir vasfında yanılmış olacaktır. Bu yanılgının kusurlu olup olmaması önem taşımaz. İkinci olarak bu vasfın “diğer eşe” ilişkin bir vasıf olması gerekir. Başkalarının vasfına ilişkin yanılmalar buraya girmez. Meselâ, eşinin babasını dürüst bir kişi sanan kimse, onun aslında bir dolandırıcı olduğunu öğrenmişse, vasıf hatası dolayısıyla evliliğin iptalini isteyemez. Eşin fizik nitelikleri (bedenî sakatlıklar, bekaret, iktidarsızlık) buraya girer. Bundan başka, kişinin moral ve toplumsal kimliğine (ahlakî düşkünlük, katillik, dolandırıcılık) ilişkin yanılgılar da vasıf hatalarıdır. Üçüncü şart, vasfa ilişkin yanılmanın “önemli” olmasıdır. Bu önemli olma iki yönlüdür, tik olarak vasfa ilişkin noksanın hataya düşen için sübjektif olarak önem taşımasıdır. Bu noksanın bulunduğunu buse idi evliliği yapmayacaktı, denilebilmelidir. Öte yandan vasfa ilişkin yanılma objektif bakımdan da önemli sayılmalıdır. Objektif takdirde ölçü, vasıf hatası olarak ileri sürülen yanılgının, orta düzeyde, makul bir kimse için evliliği yapmaktan vazgeçme sebebi olacak türden bir yanılgı olmasıdır. Her evlilikte hayal kırıklıkları, zaaflar, kusurlar bulunabileceği hesaba katılmalıdır. Yanılgıya dayanak olan kusur ya da noksanın bu normal düzeyi aşan bir kusur ya da noksan olması gerekir. Aksi takdirde, yanılgı, objektif bakımdan “önemli” sayılmayacaktır.
Evliliğin vasıf hatası sebebine dayanılarak bozulması için bu şartların var olması yetmez. Kanun, “eşin önemli vasfında yanıldığım” ileri sürerek evliliğin iptalini talep eden eş bakımından şu şartı da aramaktadır: “Bulunmaması, onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak” derecede önemli bir vasıf noksam sözkonusu olmalıdır. Burada kanun koyucu sadece evliliğin yapıldığı ana ilişkin bir durumu değil, geleceği dönük bir meseleyi de değerlendirme alanına sokmaktadır. Eşin niteliğinde yanılma, bu nitelik önemli de olsa, kâfi sayılmamakta; bunun, ortak hayatın sürmesini engelleyecek bir sebeb teşkil edip etmediğinin araştırılması istenmektedir. Bu da, hem sübjektif, hem de objektif baklandan yapılacak bir değerlendirmeye göre tesbit edilecektir.
2- “Hile” halinde de, yine, bir kimsenin evlenme kararı verirken belli hususlarda yanılgıya düşmesi sözkonusudur. Ne var ki hilede bu yanılgı kendiliğinden değil, diğer tarafın ya da üçüncü kişilerin aldatıcı tutum veya davranışlarından ileri gelmektedir. Kanun koyucu böyle bir durum varsa, evlenmenin, hileye uğrayan tarafça bozulabileCeğini kabul ediyor (MK. M. 117). fc
Hile halinin hatadan ayrı olarak düzenlenmesi şu gerekçeye dayanır: Kanunda gösterilen hile hallerinde içine düşülen yanılgı, hataya düşen taraf bakımından ortak hayatı sürdürmeye engel olacak kadar ağır bir sonuç doğurmasa bile, evlenmenin iptaline yeter sayılır. Çünkü, bu durumda, eşini aldatan taraf, evlenmenin temel unsurunu oluşturan güven esasına aykırı hareket etmiştir.
Kanunda öngörülen haller bakımından düşünülürse, bu davranıştaki zaaf, öteki bütün ihtimalleri ortadan kaldıracak ağırlıktadır. Bu bakımdan, böyle bir aldatma varsa, artık, ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmeyeceğini tartışmak gereksiz sayihr.
Bu tartışmayı ortadan kaldırmakla birlikte kanun koyucu, evlenmenin hile sebebiyle iptaline yol açacak aldatmaları iki hale hasretmitir. Ancak bu konularda bile yapılmışsa, içine düşülen yanılgı, başkaca değerlendirme yapılmaksızın akdin bozulma sebebi sayılabilir:
(1) “Karı veya koca diğerinin namus ve haysiyeti hakkında gerek bizzat onun tarafından, gerek onun malûmatı ile üçüncü bir şahıs tarafından iğfal edilerek akde razı olmuş ise.” Burada sözü edilen “namus ve haysiyet” kişinin yaşama tarzı, ünü, şahsî ilişkilerinin niteliği ile ilgili kavramdır. Genellikle her evlenme akdinin yapılmasında eş, diğerinin geçmişi ve halihazır hayatı bakımından böyle bir niteliğin bulunmasını ister. Bu konuda söylenen bir yalan, gerçeği gizlemeden öte, ahlâkî bakımdan da onaylanamayacak bir davranış teşkil eder. Türlü kanunsuz işlere karışmış bir kimsenin, kendisinin kanunlara saygılı ye dürüst bir kimse olduğunu söylemesi; ayyaş ve sefih bir hayat sürdüren bir kişinin, pürüzsüz ve sade bir aile hayatı sürdürdüğünü anlatması bu türden aldatmalardır. Servet hakkında söylenen yalanların buraya girip girmeyeceği tartışma götürür. Bununla birlikte, bu yalanın söylenme sebebi nişanlıyı evlenmeyi yapmaya zorlamak ya da tuzak kurmak ise, bunun dolaylı olarak bir iğfal teşkil ettiği kabul olunmalıdır. Bu halde yalan söyleyen eş, yalnız servet durumu hakkında değil, “namus ve haysiyeti” hakkında da diğer tarafı aldatıcı bir davranış içinde bulunuyor demektir.
Namus ve haysiyet hakkında aldatma yalnız nişanlıdan değil, onun bilgisi altında üçüncü kişi tarafından da yapılsa hile halini oluşturur.
İster bizzat nişanlının, isterse üçüncü kişinin hilesi olsun, aldatmanın evliliğin iptaline sebeb olabilmesi için, aldatıcı eylemlerle, aldanan eşin evlenme kararı arasında “illiyet bağı” bulunmalıdır.
(2) “Davacının veya neslinin sıhhati için vahim bir tehlike arzeden bir hastalık kendisinden gizlenmiş ise”. Buradaki hile hali, müsbet bir davranışla değil, sadece susmakla, ya da gerçeği açıklamamakla meydana gelir. Genellikle, susan bir kimsenin yalan söylemiş olmayacağı kabul edildiği için, kanun koyucu, burada, susup gizlemeye “aldatma” sonucunu bağlamayı gerekli görmüştür. Bu çözümün yerinde olduğu kuşkusuzdur. Çünkü, bir kimsenin kendisi veya gelecek kuşaklar için tehlikeli bir hastalığı olan kimseyle evlenmek istemeyeceği muhakkaktır. Bunun için, hem hastalığı olan, hem de bunu gizleyen kimsenin davranışı onaylanamaz.
Kanun, hangi hastalıkların “vahim bir tehlike arzeden” hastalık sayılacağını söylemiyor. Kuşkusuz akıl hastalıkları buraya girmez; çünkü akıl hastalığı zaten mutlak butlan sebebidir. Bu konuda frengi, verem gibi hastalıkları örnek olarak zikredebiliriz. Diğer eş için değil de kendisi için tehlike taşıyan hastalıklar gizlenmişse bu hali “hile” kapsamına sokamayız. Meselâ, kanser, kalp hastalıkları böyledir. Bunların hile sebebi değil, vasıf hatası olarak evlenmenin iptaline yol açabileceğine de işaret edelim.
3- “Tehdit” haline gelince: Kanuna göre “kendisinin veya yakını olan bir kimsenin hayat, sıhhat veya namusuna karşı vahim o zamanda mevcut veya karib bir tehlike tehdidi altında evlenen karı veya koca evlenmenin feshini dava edebilir.”
Bu hükmün incelenmesinden anlaşılacağı gibi, korkutmanın bir iptal sebebi olabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Birinci şart tehdit teşkil eden bir eylemin varolmasıdır. Sözle, davranışla veya belli bir araçla, evlenme kararının verilmesi sağlanmalıdır. Şu halde, sadece susma, kural olarak, bir tehdit teşkil etmez. Tehdit teşkil eden eylem veya davranışın, buna maruz kalanın veya yakınının hayat, sağlık veya namusuna yönelik bir tehlikeyi ihtivası gerekir. Şu halde, mallara yönelik tehlike burada nazara alınmayacaktır. Bu tehlikenin ağır (vahim) olmasını kanun şart sayıyor. Öyleyse, sıradan bir olayla korkutma (Meselâ, “Evlenmeye razı olmazsan, seni öptüğümü herkese söyleyeceğim” gibi bir söz) tehdit sayılmaz. Tehlikenin “yakın” olması da gereklidir. Meselâ, “Evlenmeye razı olmazsan seni öldüreceğim” tehdidi yakın bir tehlikeyi ihtiva eder. Ama, “Benimle evlenmezsen on yıl sonra seni öldüreceğim” tehdidi yakın bir tehlike ihtiva eden bir tehdit değildir.
Tehdidin “ciddi” olması da gerekir. Bunu, evvelemirde objektif olarak değerlendirmek lazımdır. Bir kimseye, evlenmeye rıza göstermediği takdirde, kendisini toplu iğne ile yaralayacağımızı söylemiş isek, bu tehdit, objektif olarak, ciddi bir tehdit sayılmaz. Ama, bu konuda, tehdide maruz kalanın tabiatına, duyarlılığına ve içinde bulunduğu durumun özelliklerine de bakmak gerekir. Bir kimse için korkutucu olmayan bir tehdit, bir başkası için, karakterine veya içinde bulunduğu şartlara yahut deneyimine göre etkisiz olabilir.
Tehdit teşkil etmesi sözkonusu olan eylemin, kanunî bir yetkinin kullanılması ile korkutmadan ibaret bulunması halinde de tehditten söz edilebilir. Meselâ, bir suçun ihbar edileceği yolundaki tehdit ile evlenme iradesi istihsal edilmişse, bu da evlenmeyi sakatlayan bir tehdittir.
Evlenmeyi gerçekleştirmek üzere zor kullanılması (“fizikî cebir”) tehdit kapsamına girmez. Çünkü, resmî memur önünde açıklanacak irade açısmdan bu durumun gerçekleşmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, memurun gözünden kaçırılmış bir zorlama varsa, bu da, sonuçları bakımından, bir tehdit sayılarak, evlenmenin bozulması sebebi olarak nazara alınacaktır.
Kanunun irade bozukluklarına ilişkin düzenlemesinde, evlenmenin iptali bakımından öngörülen haller bunlardır. İrade ile beyan arasında meydana gelebilecek diğer uyumsuzluklar için kanunda başka bir hüküm yoktur. “Zihni Kayıt” denilen hal (yani, sözleşmeyi yapan kimsenin, bu konudaki iradesini açıklarken, aslında bu evlenme ile bağlı olmadığını düşünmesi) burada da etkin değildir. Evlenen kişinin kendi kendine verdiği bu “iç karar” ile, açıkladığı irade arasındaki çelişki, işlemin geçerli olarak meydana gelmesine engel olmaz. Bunun gibi, “lafite beyanı” bakımından da durum böyle olmak gerekir. Resmî memur huzurunda açıklanan irade, onu açıklayan bakımından ciddi olmasa da, ciddi olarak evlenme sonucunu doğurur. Tarafların anlaşarak (muvazaa suretiyle) gerçek olmayan bir evlenme akdetmeleri halinde de, yapılan evlilik yine geçerlidir. Meselâ, sırf yurttaşlık haklanın kazanılması, ya da sırf emeklilik aylığının devamının sağlanması gibi bir amaçla evlenme yapılmışsa (taraflar hayat boyu süreceği farzedilen hayat ortaklığı meydana getirmek gibi bir amaç güt-meyip de, sadece bu tür bir amaç peşinde iseler), işlem geçerlidir. Taraflarca hiç istenmemiş olmasına karşı , “muvazaalı evlilik”, bütün hukukî sonuçları doğuran bir evlilik olarak teşekkül eder. Kimi ülkelerde, özellikle tâbiyet kazanılması amacıyla yapılan bu tür dolaylı evlilikler bakımından geçersizlik sonucu doğuracak hükümler getirilmiştir. Bizim kanunumuzda ise böyle bir hüküm yoktur. Şu halde, bizim hukukumuz bakımından “muvazaalı evlenmeler”, gerçekten yapılmış evlenmeler gibi hüküm ve sonuç doğurmaktadır.
(b) Onay Noksanı. Yukarıda belirttiğimiz gibi, evlenme yaşını doldurmuş olup da, reşit olmayan kimseler, evlenebilmek için, veli ya da vasinin iznine muhtaçtırlar. Bu izin alınmadıkça, evlenme akdi yapılamaz. Fakat, kanunî temsilcinin böyle bir onayı bulunmadığı halde, henüz rüşt yaşma gelmemiş bir kimse her nasılsa evlenmişse, bu evlilik geçerli değildir. Burada da bir nisbî butlan sebebi vardır. Onay vermek durumunda olan ana, baba veya vasi, mahkemeye başvurarak, bu evliliğin feshine karar alabilirler Bununla birlikte, ana baba ve vasiye tanınmış olan bu fesih yetkisi iki halde sınırlanmış bulunmaktadır. Birinci hal, dava açılana veya sonuçlanana kadar, onay almak durumunda olan kişinin, rüşt yaşma varmış olmasıdır. İkinci hal ise, dava açılmadan ya da sonuçlanmadan, kadının gebe kalmasıdır. Meselâ, ana babasının iznini almadan her nasılsa evlenmiş 16 yaşındaki bir kadın evlilik sonucunda gebe kalmışsa, ana baba, kendi onayları olmadığından bahisle, artık, evliliğin feshini dâva edemezler. Bunun gibi, erkek 18 yaşından küçükken, reşit bir kadınla evlenmiş ve kadın gebe kalmışsa, erkeğin ana babası da fesih davası açamazlar.
(c) Temyiz Kudretinden Geçici Olarak Yoksun Olma. Evlenme ehliyetini incelerken belirttiğimiz gibi, bütün hukukî işlemlerde olduğu gibi, evlenmede de, temyiz kudreti, işlem ehliyetinin vazgeçilmez şartıdır. Şu halde, temyiz kudretinin mevcut olmaması, yapılan evlenme işlemini de sakatlar. Bu çözüm bütün hukukî işlemlerde kabul edilmiş bir çözümdür. Yukarıda mutlak butlan sebeblerini incelerken de bu konuya değinmiştik. Temel esas bu olmakla birlikte kanun koyucu, evlenme işlemi bakımından, bulunmaması işlemi sakatlayacak temyiz kudreti için ikili bir ayırım yapmıştır. Kanuna göre temyiz kudretinin devamlı olarak mevcut olmaması hali ile, evlenme sırasında geçici olarak yitirilmiş olması hali arasında fark vardır. Birinci halde (akıl hastalığı halinde olduğu gibi) evlenme mutlak butlanla sakattır. Bu sakatlık, kural olarak, herkes tarafından ileri sürülebilen ve savcının da kamu adına dâva açmasına dayanak olan türdendir. Buna karşılık, evlenme sırasında geçici olarak temyiz kudretini yitirmiş olan kişinin yaptığı evliliğin geçersizliği her ilgili tarafından ileri sürülemez. Bunu, temyiz kudretine yeniden kavuşan eş yapabilir ve evliliğin iptalini isteyebilir. Meselâ, bir kimse, sarhoşken ya da ipnotizma etkisi altında iken evlenme beyanında bulunmuş ve böylece evlenme akdi meydana gelmişse, bu evliliğin iptali davasını (bu sebebe dayanarak) ancak ayüan ya da ipnotizmanın etkisinden kurtulan eş açabilir. Onun dışında kalan kişilerin böyle bir dava hakları yoktur. Bu konuda başka bir sınırlama da, süreyle ilgilidir, ileride iptal davalarından söz ederken göreceğimiz gibi, evlenmenin nisbî butlan sebeb-lerinin sözkonusu olduğu hallerde, dava hakkı süreyle sınırlandırılmıştır. Burada da böyle bir süre vardır. Bu süre dolunca, artık, temyiz kudretine yeniden kavuşan kimse bile, bu sebebi ileri sürerek, evliliğin iptalini dava edemez.
4) -Evliliğin Sakatlanmasını Gerektirmeyen Sebebler:
Bunlara dolaylı olarak değinmiş bulunuyoruz. En başta anılması gereken se-beb evlat edinme engelinden doğan yasaktır. Böyle bir yasağa rağmen evlenme her nasılsa gerçekleşmişse, evlilik sakat sayılmaz. Bu takdirde kanun koyucu “evlatlık bağı”nm çözülmesini yeğlemiştir.
Bir başka hal, sürelerle ilgilidir. Yeniden evlenme konusunda yargıç tarafından boşanma kararı verilirken hükmedilmiş ceza süresi (yargısal süre) geçmeden, cezaya çarptırılan kimse, her nasılsa, yeniden evlenmişse, artık bu evliliğin geçerliliği tartışılmaz. Bunun gibi, evliliği sona eren kadın için kabul edilmiş kanunî süre (iddet müddeti) dolmadan kadın her nasılsa yeniden evlenmiş bulunuyorsa, bu evlilik de geçerlidir; bu sebebe dayanılarak geçersizliği hiç kimse tarafından ileri sürülemez. Kanun, “kanunî ve kazaî müddetler içinde evlenmesi memnu olan kimselerin, bu müddetler geçmeden tekrar evlenmiş olması, evlenmenin feshine sebep olamaz” bu hususu belirtmiştir.
Evlenmeyi sakatlamayan başka bir hal ise, biçim zorunluğuna aykırılık halidir. Kanuna göre, “belediye reisi veya vekili veya köylerde ihtiyar heyeti (doğrusu muhtar olacaktır) huzurunda akdedilmiş olan evlenme, kanunî şekillere riayet edilmemiş olması sebebiyle fesh olunamaz.” Bu hükme göre, evlenme akdinin yapılmasından önce gelen aşamada gerekli bulunan şekle ilişkin işlemleri eksik yapmak (Meselâ, doktor raporu alınmamıştır veya mahkemeden izin alınmadığı halde ilan işlemi yapılmadan evlenme akdedilmiştir) evlenmeyi sakat-lamayacaktır. Kanunun biçim bakımından esasa ilişkin olmak üzere değer verdiği tek olgu, akdin yetkili memur huzurunda yapılmasıdır. Bu gerçekleşmiş ise, öteki şeklî şartlara uyulmamış da olsa, evlenmenin iptali istenemez. Yalnız, şunu da belirtelim ki, “Bunun dışında kalan biçim şartlarına hiçbir suretle riayet edilmesi gerekmez” diye bir yargı da doğru değildir. Evlenme işleri ile görevli memur bunların gerçekleşmesini sağlayacak ve evlenmenin akdinden önce bu şekil şartlarının tam olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini denetleyecektir.- Bununla yükümlü ve bundan dolayı da sorumludur. Ne var ki, bu şartlar eksik olmasına rağmen her nasılsa evlilik meydana gelmişse, bu evlenmenin feshi istenemeyecektir. Evlenmeyi etkilemeyen şekil noksanları arasında, evlenme akdinin yapılışı sırasında tanıkların bulunmaması da sayılmalıdır. Bundan başka, daha önce de değindiğimiz gibi, yetkili memur önünde akdedilmiş evlenme sırasına, tarafların memura karşı, birbirleriyle evlenmek istediklerini beyan etmelerinden sonra, memurun, bu beyanlara dayanarak, tarafları karı koca ilan ettiğine ilişkin açıklamayı yapmamış olması da evlenmeyi sakatlayan bir noksanlık sayılmamaktadır. Bu konu Yargıtay kararıyla bu tarzda çözüme bağlanmıştır.
Şekle ilişkiq. noksanlıklardan başka, evlenmenin kesin olmayan engelleri arasında saydığımız askerlikten doğan engellere, dışişleri mensuplarının evlenmelerine ilişkin kurallara, akıl hastalığı dışında kalan hastalıklardan dolayı konan yasaklara aykırı olarak yapılan evlenmeler de sakat evlenme sayılmazlar. Bunlardan başka sonuçlar doğabilir (Meselâ, askerî öğrenci evlenirse,. okuldan çıkardır), ama yapılan evlenme geçerli olarak kalır.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın