Evlenmenin İptali (feshi) Davası
1- Dâva Hakkı: Evlenmenin geçersizliği sonucu kendiliğinden meydana gelmez. Yokluk halleri dışında kalan hallerde (mutlak ve nisbî butlan halleri), geçersizliği bir mahkeme kararıyla hüküm altına aldırmak gerekir. Böyle bir karar olmadıkça, evlenme geçerli bir evlenme gibi hüküm ifade eder.
Dâva hakkını kullanacak kimsenin kim olacağı, geçersizlik sebebine göre değişir. Mutlak butlan hallerinde bu hak ilgili olan herkese tanınmıştır. Meselâ, evlenmesi yasak hısımlar arasında bir evlenme yapılmışsa, bu dâvayı evlenen eşler açabilecekleri gibi, onların yakınları da açabilir. Ayrıca mutlak butlan hallerinde savaya da dâva açma yetkisi verilmiştir. Hatta bu sadece bir yetki değil, aynı zamanda bir ödevdir. Şu halde, bir mutlak butlan sebebi olduğunu öğrenen kimse kendisi dâva açacağına, durumu savcıya ihbar ederek, onun dâva açmasını da sağlayabilir.
Mutlak butlan hallerinde herkese tanınmış olan bu dâva hakkının, akıl hastalığının iyileşmesi veya sürekli temyiz kudretinden mahrum olma halinin ortadan kalkması hallerinde sınırlandığı ve bu takdirde dâvanın ancak karı veya koca tarafından açılabileceğini daha önce belirtmiştik . Bunun gibi, çift evlenme halinde, ilk evlilik ortadan kalkarsa ve ikinci evlenmede eş iyi niyetli ise, dâva hakkı yine ortadan kalkmaktadır. Bu son halde, dâva hakkının sadece ikinci eşe tanınması gerektiği görüşündeyiz.
Nisbî butlan hallerinde ise dâva hakkı sınırlı kimselere tanınmıştır. İrade bozukluklarında dâva hakkı, iradesi sakatlanan eşe (hataya düşen, hileye maruz kalan ya da tehdit edilen eş) aittir. Onun dışında kimse dâva açamaz. Temyiz kudretinden geçici olarak mahrum olma halinde de dâva hakkı sadece bu durumda bulunan eşindir. Onun dışında kalan kimseler, bu sebebi ileri sürerek evlili-ğin iptalim isteyemezler. Kanunî temsilcinin onayı gerekirken, bu onay alınmadan evlenme yapılmışsa, evliliğin iptali dâvası ana baba veya vasi tarafından açılabilir. Onlar dışında kimseye dâva hakkı verilmemiştir.
Nisbî butlan hallerinde, kendisine dâva hakkı tanınmış kişilerin bu hakları belli süreler içinde kullanmaları gerekir. Bu süreleri aşağıda göreceğiz. Süre geçirilmişse, bu kişilerin de dâva hakkı yoktur, evlilik artık böyle bir sebebe dayanılarak iptal ettirilemez.
2- Davanın görülmesi bakımından mutlak butlan sebebine dayanan iptal dâvaları ile nisbî butlan sebebine dayanan ve kanunun “fesih dâvası” adıyla andığı dâvalar arasında bir fark yoktur. Bu dâvalar Asliye Mahkemesi’nde açılır. Dâvâcı taraf,usule göre ispat yükünü taşır.
Dâvanın açılma süresi yönünden iki dâva türü arasında ise fark vardır. Mutlak butlana dayanan iptal dâvalarında süre yoktur. Buna karşılık nisbî butlan dâvaları bakımından MK. M. 119′da “müruruzaman” başlığı ile belli süreler belirlemiştir. Maddeye göre dâva, fesih sebebinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde açılmalıdır. Bundan başka, dâvanın evlenmeden itibaren beş yıl içinde herhalde açılmış olması gerekir. Yani, beş yıl geçince dâva sebebi bundan sonra da öğrenilmiş olsa, artık dâva hakkı yoktur /Bu süreler esas itibariyle irade bozuklukları için konmuştur. Şu halde, hata ve hileden öğrenilme tarihi tehditte ise tehdidin ortadan kalktığı tarihten itibaren altı aylık süre işlemeye başlar. Ne var ki, temyiz kudretinden geçici olarak mahrum olma hali için de bu süre hükmünün uygulanacağı kabul edilir. Onaysız evlenmede kanunî temsilcinin dâva hakkının süresi yoktur. Bununla birlikte, bu dâvanın en geç rüştün tamamlanmasına kadar açılması gerekeceğine yukarıda değinmiştik. Kadının gebe kalması halinde bu süre daha da kısalabilir.
Dâva hakkı şahsîdir. Şu halde fesih dâvası mirasçıya geçmez. Ancak dâva açılmışsa, ölen davacının mirasçıları dâvaya devam edebilirler.
Evlenme herhangi bir sebeble sona ermişse, mutlak butlan hallerinde savcının dâva hakkı da ortadan kalkar. Kanun, bu halde “ilgililerin butlanı hüküm altına aldırabileceklerini” belirtiyor.
3-İster mutlak butlan, ister nisbî butlan sebebine dayansın, dâvanın dayanağı sabit olursa, yargıç evliliğin iptaline karar verir. Bu kararın özelliği surdadır: Mahkeme kararırım verilmesine kadar, batıl evlilik, sağlıklı bir evliliğin hüküm ve sonuçların] doğurur. Meselâ, bu evlenmeden çocuk dünyaya gelmişse, çocuk sahih nesepli (yani geçerli bir evliliğin ürünü çocuk gibi) sayılır. Bu sonuç dolayısıyla iptal ya da fesih kararının “kurucu nitelikte” bir karar olduğu söylenir. Bunun anlamı, fesih ya da iptal sonucunun mahkeme kararıyla bu kararın kesinleştiği anda meydana gelmesidir. Bu çözüm, geçersizlik sebebleri açısından medenî hukuk ve borçlar hukukunda egemen olan ilkeden bir sapmadır. Diğer hallerde mahkeme kararı “ihdasî” değil, “izharı” (açıklayıcı)dir.
İptal ya da feshin ancak yargıcın kararıyla gerçekleşeceğine ilişkin kural ile bunu tamamlayan, “bu anâ kadar olan bütün sonuçlar geçerli evlenme gibidir” mealindeki hüküm , evliliğin geleceğe yönelik etkilerinin bulunmayacağını göstermektedir. Şu halde, yargıç iptal kararını verip de bu karar kesinleşmiş ise, taraflar artık evli değillerdir. Bununla birlikte, ilişkinin niteliği gereği, bu suretle sona eren evlilikten doğmuş olan bazı sonuçların ayrıca düzenlenmesi gerekir. İlk mesele çocuk meselesidir. Bunlar, geçerli bir evlilik içinde doğmuşcasına sahih nesepli sayıldıklarından , taraflar arasındaki evlilik bağı çözüldükten sonra da bunların durumlarını düzenlemek gerekir. Kanun bu meselenin “boşanmadaki gibi” çözüleceğini belirtiyor. Şu halde, velayet, nafaka vb. meseleler yönünden, burada da boşanmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır. Evlilikleri feshedilen karı ve kocanın kişisel durumu hakkında da, esas itibariyle boşanmadaki hükümler uygulanacaktır . Bu arada kanun, evlenmenin iptali halinde iyiniyetli kadının evlenme üe iktisap ettiği vaziyeti muhafaza edeceğini söylüyor. Bunun başlıca uygulama yeri uyruluktur, kadın evlenme ile kocanın vatandaşlığına geçmişse, bunu muhafaza edebilecektir.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın