Evlenmenin Yapılması,Biçimleri ve Şartları

Evlenmenin Yapılması,Biçimleri ve Şartları

1) Genel Bilgiler. Yukarıda belirttiği­miz ehliyete ve evlenme engellerine iliş­kin hususlar, .evlenme sözleşmesinin meydana gelmesi için gerekli olan maddî şartları göstermektedir. Bir evliliğin, kurulması için zorunlu olan bu şartları “öze ilişkin şartlar” olarak niteleyebiliriz. Bunların varolması gerektiği gibi, evlenmenin gerçekleşebilmesi için, bir takım “biçimsel şartlarının da varlığı gerekli bulunmaktadır. Bu biçime iliş­kin şartları özet olarak açıklamadan önce, evlenme adım taşıyan sözleşmenin yapılışı açısından dünyada kabul edil­miş olan ana sistemlere de bir göz at­makta yarar vardır.
Bu konuda ilk olarak anılması gere­ken sistem “özel evlenme” sistemidir. Bugünkü uygar dünyada rastlanmayan bu evlenme türünde, evlilik ilişkisini ku­ran sözleşme, sıradan herhangi bir söz­leşme gibi, tarafların kendi aralarında özel olarak yapacakları bir işlemden iba­ret saydır. Gerek islâm’da, gerekse eski Hıristiyan evlenmelerinde bu sistem ka­bul edilmiştir. Özel bir sözleşme olan ev­lenmenin “resmî” bir niteliği yoktur.
özel evlenme sisteminin gelişmesiyle meydana gelen tip ise “dinî evlenme” tipidir. Dinî evlenme, bir din görevlisi­nin huzurunda, o dinde öngörülen usul ve törenlere göre akdedilen evlenmedir. Hıristiyan nikâhları ile bir imam önünde akdedilen ve adına “imam nikâhı” deni­len evlenmeler bu türdendir.
Bunların dışında kalan ve bugün uy­gar ülkelerde egemen olan sistem ise “medenî nikah” adı verilen ve devletin görevli kıldığı bir memurun önünde ce­reyan eden “alenî” bir akitle gerçekle­şen evlenmedir. Bu nikah türünün ülke­den ülkeye değişen tipleri vardır. Hatta, bazı yerlerde, bu nikâh şekli, dinî ni­kahla birlikte, ya da onu da kapsamak üze­re gerçekleşen bir yapıdadır. Ama, bu sistem bakmamdan önem taşıyan nokta şudur: Hangi tipe sokulursa sokulsun, medenî nikah, devletin denetimi altında yapılan nikahtır. Bugünkü çağdaş top­lumlarda, aile, toplumun en küçük biri­mi olarak, önemi ve etkinliği kabul edi­len temel bir kurumdur. Bu açıdan, dev­letin, daha kuruluşundan itibaren, bu kurumla yakından ilgilenmesi doğaldır. İşte bu sebeple, bütün çağdaş yapılı toplumlarda, sözünü ettiğimiz medenî nikâh usulü kanunî bir evlenmenin vazge­çilmez usulü olarak kabul edilmektedir.
Bizim ülkemizde de, 1926 yılından iti­baren, evlenme, “medenî nikah” denilen biçimde gerçekleşmesi gereken bir aile hukuk sözleşmesi olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu yapı, bizim hukuku­muz yönünden, önemli bir yenileşmeyi de simgelemektedir. Gerçekten, medenî nikah usulü, bir yandan, “monogamik” evliliği ön şart olarak kapsayan bir tür­dür. Bilindiği gibi, evvelki hukuk döne­minde, Türkiye’de, bir erkeğin birden çok kadınla evlenmesine cevaz veren “İslâm hukuku” kuralları yürürlükte bulunu­yordu. 1926 yılında yürürlüğe giren Me­denî Kanunla, dinî kökenli bu düzen kaldırılmış ve bunun yerine “laik” düze­nin “monogamik” evliliği esası getiril­miştir. Demek ki, yalnız biçim yönün­den değil, muhteva yönünden de evlilik hu­kukumuzda yeralan medenî nikah bir “laikleşme” anlamım taşımaktadır, işte, bununla uyumlu ya da bunun doğal bir uzantısı olarak devlet, evlenmenin’ şek­lî yönünü de denetim altına almış ve aşağıda göreceğimiz gibi, evlenme akdinin yapılışını, devletin görevlileri­nin katılmasıyla gerçekleşen bir usule bağlamıştır. Bu usulün kabul edilişi ba­kımından da evlilik hukukunun “laikleş-tirildiğini” söyleyebiliriz.
Şimdi, özet olarak, evlenmenin yapılı­şını sağlayan şeklî işlemleri gözden geçirelim.
2) Sözleşme öncesi İşlemler. Evlenme akdinin yapılabilmesi için, ilk olarak, ta­rafların bu konudaki isteklerim açıkla­maları ve bu açıklama üzerine, devletin yetkili kıldığı makamların bu isteğin ye­rinde olup olmadığım incelemeleri ge­rekmektedir. Kanun koyucu, bu süreci be­lirleyerek, nişanlıların, nikahın yapılma­sı için “evlenme kararlarım yetkili me­mura beyan etmelerinin” ilk kademeyi oluşturacağını hükme bağlamıştır. Kı­saca “beyan” denilen bu istek açıklama­sı, belediye başkam veya onun yetkili kıldığı memura yapılır. Köylerde evlen­melerde ise bu beyanın köy muhtarına yapılacağı kabul edilmiştir. Yabancı ül­kelerde Türk yurttaşları arasında yapı­lacak evlenmelerde beyanın gerçekleşeceği makam Türk konsolosluğudur.
Yazılı veya sözlü olarak yapılacak bu ortak beyana, nüfus kimlik belgesi, ika­metgah kağıdı ve hekim raporu eklenir. Evleneceklerden biri ya da her ikisi velayet ya da vesayete tâbi ise, kanunî tem­silcilerin onayı da beyana eklenecek bel­gelerdendir. Hekim raporu ile, evlenecek eşlerin, yukarıda belirttiğimiz sağlık en­gelleri olup olmadığı belgelenecektir.
Evlenmek isteyen nişanlıların erkeğin ikametgahının bulunduğu yer belediye­sine yapacakları bu beyan üzerine, yet­kili memur, gerekli şartların gerçekleş­tiğini tespit ederse “üân” denilen işlemi yaptırır. Şartların gerçekleşmediği anlaşılırsa, ilan kararı değil, talebin reddi­ne karar verilir.
“îlan” işlemi, tarafların evlenme ka­rarlarının kamuya duyurulmasıdır. Halk arasında “askıya çıkmak” şeklin­de anlatılan bu işlemin amacı, evlenme­ye engel olan hususları bilen kimselerin, bunu “itiraz” olarak resmî biçimde du­yurmalarına imkan sağlamaktır. îlan sü­resi onbeş gündür. îlan erkeğin ve kadı­nın ikametgahları belediyelerinde ve yi­ne her ikisinin nüfusta kayıtlı bulunduk­ları yerdeki belediyelerde yapılır. İlan, evlenme kararım da kapsayan belgenin, gerekli açıklamalarla birlikte, belediyeler­de bu işe ayrılmış yerde asılması sure­tiyle yapıhr.
“İlan” edilen evlenme kararma ilgili­lerin “itiraz” hakları vardır. “İlgili” kapsamına, evlenmenin yapılmasından herhangi bir surette etkilenecek kişiler girer. Bu sırada, kesin evlenme engeli varsa, savcı, görevinden ötürü, evlenme­ye itiraz etmekle yükümlüdür. Diğer il­gililer dilerlerse itiraz hakkını kullanır­lar. İtirazın konusu, evlenmenin yapıl­masına engel olabilecek nitelikteki her­hangi bir bilgidir. İtirazın süresi -yanlış olalrak ilandan itibaren on gün olarak tespit edilmiştir.
İtiraz üzerine evlendirme ile yetkili kı­lınan memur, itirazı, evlenmek isteyen kişilere tebliğ eder. Onlar itirazı kabul ederek, evlenmeden vazgeçebilirler. Bu yola gitmedikleri takdirde, “itirazı red­dettiklerini” memura beyan ederler. Bu beyanı memur, derhal itiraz sahibine bil­dirir. İtiraz sahibi itirazında ısrar edi­yorsa, kendisine bildirilen red beyanı üzerine “evlenmenin men’i davası” aç­malıdır. Bu davada davacı itiraz sahibi, davalı ise evlenecek olan eşlerdir. Yargıç itirazı haksız bulursa davayı reddeder. İtiraz haklı bulunursa, dava kabul edilir ve adaylar, tespit edilen engel ortadan kalkmadıkça evlenemezler.
Kanunumuzda öngörülen bu usul evlen­me işlerinde bazı gecikmelere sebep olsa da yararlı bir usuldür. Gerçi ilan üzerine yapılması mümkün olan itirazların pek gerçekleşmediği ya da “evlenmenin men’i davası” adı verilen davanın he­men hemen hiç açılmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, ilan usulünün kanunda bulunması, özellikle caydırıcı etkisi yö­nünden yararlı sayılmalıdır. Bu bakım­dan, sözü edilen usulün kanundan çıkarıl­ması yolundaki görüş ve akımları yerin­de saymıyoruz. Aynı suretle, bugünkü kanunumuzda yeralan ve “evlenecekler­den birinin hasta olması ve sürelere uyulursa evlenmenin yapılmasının imkânsız­laşmasından korkulması” haline inhisar eden “ilansız evlenme” (halk arasında yıldırım nikah olarak bilinen evlenme akdi) usulünün amacından saptırılarak kullanılmasına da karşıyız. Belirttiği­miz gibi “ilan usulü”, aslında, belli bir işlevi olan ve çok nadir olarak da olsa, evlenmeye engel bir durumun ortaya çıkmasına yarayan bir usuldür. Bu ba­kımdan kanunda muhafaza edilmesi ge­rektiği gibi, hayatî tehlike arzedecek haller dışında, buna istisna tanınmama­sı da gerektiği düşüncesindeyiz.
3) Sözleşme Evresi (Nikahın Akdedilmesi). İlan işlemi sonunda bir itirazın ol­madığı tespit edilmiş veya itiraz reddedil­miş yahut dava sonucunda itirazın ye­rinde olmadığı belli olmuşsa, tarafların evlenmelerine süre yönünden de engel kalmamış demektir. Bu halde başvuru­lan evlenme memurluğu adaylara, ilanın yapıldığına ve evlenmenin yapılmasına bir engel bulunmadığına ilişkin bir belge verir. Bu belgenin verilişini izleyen altı ay içinde, taraflar, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki evlendirme memurluğunda (belediye olan yerlerde belediye başkam veya vekili, köylerde muhtar önünde) ni­kahlarım “kıydırabilir”ler. Bunun anla­mı, tarafların karı ve koca statüsüne gir­melerini sağlayacak sözleşmenin akdedilmesidir.
Belgenin verilmesinden itibaren işle­yecek altı aylık süre azamî suredir. Adaylar bu belgeyi aldıkları andan iti­baren evlenebileceklerdir. Evlenmenin mutlaka yetkili memur huzurunda ya­pılması gerekir (Belediye başkanı ya da bu iş için görevlendirdiği memur ve köy­lerde muhtar). Böyle bir yetkili kişi önünde akdedilmeyen nikah, ilan belgesi alınmış olsa bile geçerli değildir. Bura­daki geçersizlik “yokluk” adıyla anılan türdendir. Yani, resmî memur huzurun­da yapılmamış olan nikah “yoktur” (keenlemyekûndur).
Resmî memur önünde ve bu iş için be­lirlenen resmî yerde akdolunacak evlen­me “alenî” ve “törenli” bir sözleşmedir. Evlenecek kişilerin aynı zamanda, biz­zat birarada bulunmaları ve birbiri ar­dından evlenme iradelerini memura karşı açıklamaları gerekir. Demek ki, bu konuda vekil ya da temsilci aracılığı kabul edilemez. Ayrıca, evlenme irade­lerinin tek oturumda, birbiri ardınca yapılması şarttır. Tören alenî olarak yapılacaktır. İki tanığın da bulunması gerekmektedir. Kanun, nikâh dairesine gidemeyecek derecede hastalığı olanlar için, evlenmenin başka yerde akdedile­bileceğini belirtiyor. Bu bir istisna hük­müdür. Bu hükmün de kötüye kullanıl­dığı ve bazı nikah törenlerinin evlendir­me dairesinden başka yerlerde yapıldığı gözlemlenmektedir.
Evlendirme memuru taraflara birbir­leriyle evlenmek isteklerini ayrı ayrı so­rarak nikahı akdedecektir. Bu sözlü ve törenli bir işlemdir. Tarafların olumlu cevaplarını alan memur, “evlenmenin her ikisinin rızasıyla kanunen akdedil­miş olduğunu beyan ederek” işlemi ta­mamlayacaktır. Bununla birlikte, Yargı­tay’ın 14.6.1965 günlü içtihadı birleştir­me kararı ile kabul ettiği çözüme göre, bu beyan kurucu nitelikte değildir. Ka­nunen şart olan iki tarafın evlenme iradelerini memur huzurunda açıklama­larıdır. Memumur beyanı eklenmese de, bu beyanlar evlenmenin meydana gel­mesine yeter.
Akdedilen nikahtan sonra, evlenme, nüfus kütüğüne işlenmek üzere derhal nüfus memurluğuna bildirilir. Bu işi ev­lenme memuru yapar. Öte yandan ken­disi de bu iş için tutulan ve kendisinde bulunan deftere evlenmeyi tescil eder (Evlenme Defteri). Törenin yapılması sı­rasında yapılan bu tescilde tanıkların da imzalan alınır. Bu defterdeki kayda daya­nılarak, evlenen eşlere bir belge verilir. Buna “evlenme kağıdı” denir (Halk arasındaki adı evlenme cüzdanıdır). Bu belge evliliğin kanıtlanmasına yarayan bir belgedir.
Nikahın akdedilmesinden sonra, taraf­ların dinî nikah yaptırmalarına da im­kân vardır. Medenî Kanun’da bu husus açıkça belirtilmekte ve evlenme kağıdının ibrazı halinde dinî nikahın yapıla­bileceği söylenmektedir. Bu bakımdan, birtakım çevrelerce yayılmaya çalışıldı­ğı gibi, Medenî Kanun, dinî nikahın yapılmasını engellemiş değildir. Şunu eklemek gerekir ki, dinî nikah medenî nikahtan önce akdedilemez; bu yola başvurulursa, ceza kanunu açısından bu bir suç teşkil eder.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ