Gebeliğin İlk Üç Ayındaki Rahatsızlıklar ve Bozukluklar

Gebeliğin İlk Üç Ayındaki Rahatsızlıklar ve Bozukluklar

İLK ÜÇ AYDAKİ RAHATSIZLIK VE BOZUKLUKLAR

Kadın-doğum uzmanının yaptığı ilk muayenelerde, kadın, geçmişindeki hastalık, ameliyat ve doğumları bildirir. Bu verilerin ışığında hekim, başlangıç dönemindeki gebeliğin normal bir akış gösterme eğiliminde mi olacağı, yoksa, gebe kadının geçmişinden dolayı, tehlikeli mi olacağı konusunda fikir edinir. Tehlikeler taşıyan bir gebelik annenin, özellikle de dölütün yaşamını tehdit eder, ama bazen normal gelişme sürecini tamamlayabilir. Gebelik süresinin çok kısa sürmesi .olasılığı da, kadın daha önce de bu durumla karşılaşmışsa, tehlike oluşturur. Kadının gebelik başlangıcında duyduğu sıkıntılar, hastaneye kaldırılmasını gerektirebilecek gerçek bir hastalık halini alabilir; öte yandan, daha önce bu tür bir olayla karşılaşmamış olsa bile, gebeliğin normal sürenin bitiminden önce kesintiye uğrayacağını gösteren bazı belirtiler ortaya çıkabilir.

Kusmalar

Kusmalar ve mide bulanmaları, gebelik başlangıcında oldukça sık raslanan olaylardandır ve genellikle sıkıntı verici olmaktan öteye gitmezler.

Ama bazen, kusmalar gebe kadının genel durumunu etkileyecek ölçüde sık ve ivegen bir biçim alabilir. Belirli bir neden bulunmaksızın, bazen önemli boyutlara ulaşabilen, kilo yitimi, beslenme yetersizliği ve su yitimi habercisidir.

Bu tür bir tablonun zorunlu kıldığı biyolojik incelemeler su yitimi olgusunu doğrular ve protein yitimi bulunduğunu kesinlikle belirler. Bu durumda genellikle, kadının hastaneye kaldırılması, ailesiyle bile görüştürülmeyerek loş bir odada tam dinlenmeye alınması gerekebilir. Tedavinin başlangıcında ağızdan beslenme kesilerek hasta serumla beslenir ve sinir sistemini yatıştırıcı ilaçlar kullanılır. Gerçekten, tedavi sonuçları, kusma olaylarının önemli ölçüde sinirsel, özellikle de ruhsal kökenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik döneminde aşırı tükürük salgılanması da görülebilir, hattâ çok uzun sürebilir; gebeliğin sonunda ortadan kalkar. Önemli bozukluklar yaratmamakla birlikte oldukça sıkıntı verir; etkili bir tedavisi yoktur.

Boşaltım sistemi bozuklukları

Gebe kadında, sık sık sidik çıkarma isteği duymasının yanısıra, sidik yolları iltihaplarına da sık raslanır. İltihaplar yerel (sidik çıkarma sırasında yanma ve sidik torbası iltihapları) ya da geneldir (boşaltım sistemini bütünüyle etkileyerek böbrek havuzcuğu ara dokusu iltihabına yolaçar).

Gebelik sonunda çok sık görülen bu belirtiler, ilk üç ayda ortaya çıkarsa ve hastanın geçmişinde sidik sistemi bozuklukları varsa (tekrarlayan sidik torbası iltihapları, böbrek havuzcuğu ara dokusu iltihapları, v.b.), hekimin sidikte bakteri incelemesi yaptırması gerekir. Muayenenin amacı, iltihap etkenini bularak, gerekiyorsa tekrarlamak tedaviler biçiminde, sidik yollarını mikroptan arındırma tedavisi uygulamaktır. Bu tedavinin yanısıra bol su ya da alkolsüz içecekler içilmesi, bu tür olayların tekrarlamasını önler. Bazı araştırmalar, bu iltihapların tedavi edilmezlerse kendiliğinden düşüklere yolaçabildiğini göstermiştir.

Damar bozuklukları

Varisler, gebeliğin son üç ayında çok sık görülürler; ama gebeliğin ilk belirtilerinden biri de olabilirler. Nedenleri, dölyatağının küçük leğene yaptığı basınçla ilişkili olmaktan çok, hormon etkinliğidir. Genellikle bacaklarda görülürler. Gebelik başlangıcında ortaya çıktıklarında, çoğunlukla ağırlaşma ve yayılma eğilimi gösterirler. İlaç tedavisi, tek başına, varis oluşmasını ya da yaygınlaşmasını önlemez. Varislerin dikkatle denetlenmesi gerekir-, ancak ilk üç ayda varisli yaralaşmalara ya da toplardamar iltihabına çok ender raslanır.

Alyuvar eksikliğine (yani kansızlığa) gebelikte oldukça sık raslanır. Erken dönemlerde ortaya çıkabilir ve bitkinlik, çarpıntı, soluk soluğa kalma biçiminde yansır; bu durumda solgunluk oldukça belirgindir, mukozalar ve göz sümüksel zarları rengini yitirmiştir. Laboratuvar incelemeleri alyuvar eksikliğini doğrular. Gerçek bir kan hastalığı olasılığı ayırdedildikten sonra, gerçek nedenin genellikle gebelik durumuna bağlı bir demir yetersizliği olduğu görülür. Ayrıca vitamin eksikliği de sözko-nusu olabilir. Tedavi edilmeyen kansızlık, gebelik süresince ilerleyebilir, ama gebe kadının yaşamını tehlikeye sokmaz. Teşhis edilirse, demirli bir tedavi uygulanarak hastalıkla etkili biçimde savaşılır ve yolaçtığı bitkinlik duygusu azaltılır.

Enfeksiyon hastalıkları

Genel olarak, gebelik, enfeksiyon hastalıklarıyla bağdaşmaz. Üç sorun ortaya çıkabilir: Gebe kadın kolayca bulaşıcı hastalık kapabilir; enfeksiyona büyük ölçüde duyarlıdır, dolayısıyle hastalık gebe kadında daha ciddi bir biçim alabilir; enfeksiyon etkeni, gebeliğin gelişmesini ya da embriyo oluşumunu etkileyebilir. Eten pekçok mikrop ve virüsün geçişine izin verir. Annede, gebelik durumunu etkileye bilecek hastalıkların önlenebilmesi, kuluçka dönemi olup olmamasına, annenin kendisi sağlıklı kalarak mikrop taşıma olasılığına ya da hastalığın görünmeyen biçimlerini geliştirmesine bağlı olarak güçlük ortaya koyar. Etkenleri belli hastalıklarda, antibiyotik tedavisinden geniş çapta yararlanılabilir ve böylece, çok ciddi biçimler dışında, erken teşhis ve antibiyotik tedavisiyle, ilk üç ayda en önemli ihtilat olan düşüğün önü alınabilir. Bu arada, farkına varılmadan ilerleme gösteren gizli sidik yollan enfeksiyonu, listeriya hastalığı gibi bazı enfeksiyonların düşüklere yolaçmasma oldukça sık raslandığmı belirtmek gerekir.

Antibiyotikler, virüs kökenli hastalıkların yalnızca iltihaplı ihtilatları üstünde etkili olabildiklerinden, virüslü hastalıklarla bu yoldan savaşım etkili sonuçlar vermez. Bu nedenle, ilk üç ayda ortaya çıkan sorun, virüsün, tam da o sırada gelişme döneminde bulunan embriyo üstündeki etkisine bağlı olarak beliren embriyo hastalıkları, yani çocuğun oluşum bozuklukları taşıyarak doğmasına neden olan hastalıklardır. Gelişme çok hızlı olduğundan, tehlike büsbütün büyüktür; oluşum bozukluğunun tipi de, iltihabın hangi gelişme evresinde devreye girdiğine bağlıdır.

Günümüzde, embriyo oluşum bozukluklarının en büyük sorumlusu sayılan virüs hastalığı kızamıkçıktır. Salgın dönemlerinde hekime, tehlikelerin neler olabileceğini kestirmek görevi düşer. Gebe kadının, kızamıkçığın klinik belirtilerini açıkça gösterdiği ve kan incelemelerinin (kızamıkçık antikorlarının araştırılması) hastalığın ilerlemekte olduğunu ortaya koyduğu durumlar dışında, sorunun çözümü oldukça güçtür. İki tür bulaşma kaynağı olabilir: Kadın, 2-3 gün önce görmüş olduğu. bir çocukta kızamıkçığın klinik belirtilerinin ortaya çıktığını öğrenmiştir; kendisi ya da çocukları kızamıkçığa, yakalanmış bir çocukla temas etmiştir. Bu durumda gebe kadın genellikle büyük bir kuşkuya kapılırsa da, çeşitli denetim ve tedavi olanakları vardır. Tedavide «gamaglobülin» adı verilen serum örnekleri iğneyle verilir. Kızamıkçığa özgü olsalar da, olmasalar da bu gamaglobülinler, virüsün -anne organizması içinde gelişmesiyle savaşabilirler. Antikor, yani kızamıkçığa özgül savunma yeteneği araştırması (1 hafta ara ile 2 doz) hekimin üç olanağı değerlendirmesini sağlar:
l) Hastalığın ilerlemekte olduğu doğrulanmıştır;
2) kadın, hastalığı geçirmiş olduğunu bilse de, bilmese de, hastalığı geçirmiş olduğuna ilişkin açık belirtiler bulunmuştur, dolayısıyla, organizmada hastalığa karşı iyi bir korunma vardır;
3) yukardaki iki durumun arasında bir durumla karşı karşıya bulunulmaktadır: Antikor yükselmesinin hastalığın evrimini mi izlemekte olduğunu, yoksa yalnızca savunma olanağının yükselmekte olduğunu mu gösterdiğini anlamak için tamamlayıcı bir muayene gereklidir. Günümüzde kızamıkçığın aşısı vardır; ama ya ergenlik çağından önce ya da gebelik sözkonusu olmadığı sırada ve gebelik önleyici bir yöntemle birlikte uygulanmalıdır. Bu yalın ve etkili korunma dışında, gebelik başlangıcında bulunan ya da anne olmayı isteyen her kadın, antikor ölçümü yaptırarak, kızamıkçık geçirip geçirmemiş olduğunu kesinlikle öğrenmelidir.

Tipik bir örnek olan kızamıkçık, oluşum bozukluklarının tek nedeni değildir. Kızamıkçık dışında, başka virüs hastalıkları ve toksoplazma hastalığı da oluşum bozukluklarına yolaçabilirler.

Frengi ve veremin gebelikle ilişkileri daha özel sorunlar ortaya çıkarır.

Sindirim sistemi bozuklukları

Gebelik sırasında, genellikle küçük çaplı ama sıkıntı verici sindirim bozuklukları görülebilir. Kabızlık sık, hattâ hemen her gebe kadında görülen bir bozukluktur; bu nedenle, barsak geçiş etkinliğinin düzenli olup olmadığı denetlenmelidir. Yalancı bir barsak tıkanması görünümü verecek kadar ileri kabızlık durumlarına ender raslanır.

Gebeliğin daha başlangıcında basurlar da artabilir ya da ortaya çıkabilir. Varisler gibi, bunların da nedeni, damarların uğradığı hormon değişiklikleridir.

Sarılık da gebelik süresince oldukça sık görülür. Gebelik dışındaki gibi, safra kesesi kaynaklı olabilir; ama karaciğer dokusunun virüs saldırısına uğraması nedeniyle oluşan virüs kökenli karaciğer iltihaplarına daha sık raslanır. Enfeksiyonun sonuçları anne açısından, gebelik dışındaki karaciğer iltihaplarından farklı değildir; ama sözkonusu sanlık, gebelikte, kendiliğinden düşüğe ya da dölütte oluşum bozukluklarına neden olabilir.

Gebeliğin ilk üç ayında, apandis iltihabı (apandisit) teşhisi, dölyatağının çok gelişmiş olduğu ileri dönemlerdeki kadar sorun çıkarmaz; ama, özellikle bazı sidik yolları iltihaplarında teşhis sorunlarıyla karşılaşılabilir. Cerrahi girişim kolaydır; günümüzde kullanılmakta olan uyuşturum koşulları ve dölyatağının kasılmasını önleyici ilaçlar, girişimin düşüğe yolaçmasmı büyük ölçüde önlemektedir.

Üreme organlarındaki bozukluklar

Gebeliğin gene bu döneminde, kadının farkına vardığı ya da varmadığı bazı üreme organları bozuklukları ortaya çıkabilir.

Normal bir kadında, yandan bakıldığında dölyatağı, kabaca yukan ve öne yönelmiştir. Arkaya yatıklık sözkonusuysa, dölyatağı boynu döîyatağı gövdesinin önüne geçmiş, gövde ise arkaya doğru devrilerek dölyolunun arka çeperi ile göden barsağı arasında yeralmıştır. Teşhis, kadın-doğum muayenesi sırasında konur: Dölyatağı gövdesi çok arkada kaldığından kolay kolay ele gelmez; dölyatağı boynu ise dölyolu içinde ve çok ilerde bulunur. Bu özel anatomik konum, gebelik başlangıcında dölyatağmın gerçek hacminin saptanmasında güçlük yaratabilir.

Gebelik ilerledikçe, dölyatağı da düşey konuma doğru normal evrimini yapar. Ama bazı ihtilatlar görülebilir. Bu ihtilatlar, dölyatağının özellikle sidik torbası üstüne bası yapmasına (torba boşala-maz) ya da dölyatağının düşey konuma dönme olanaksızlığına bağlıdır (kendiliğinden eski yerine dönme genellikle 3. ayın sonuna doğrudur). Uyuş-turum altında dölyatağının eski konumuna döndürülmesi denenir. Geriye yatıklık düşüklere de neden olabilir ve tekrarlamalı düşükler, dölyatağma cerrahi girişim gerektirir.

Doku incelemesinde bazen değişik görünümler veren yumurtalık kistlerinin farkına ya gebelikten önce varılmıştır ya da ilk muayenede varılır. Dölyatağının yanında küçük leğende ya da yukarı doğru, karın boşluğunda gelişmelerine göre, klinik teşhis az ya da çok güçtür. İlke olarak yumurtalık kisti bulunması, cerrahi girişim gerektirir. Ancak, ih-tilat i kistin sapının dönmesi ya da kist içi kanamaları) yoksa, kural olarak, girişim için gebeliğin üçüncü ayını doldurması beklenir; çünkü bu dönemden önce, alınması gereken kistin ya da yumurtalığın, gebeliğin hormon dengesine katkısı olup olmadığı bilinmemektedir. Bazı yumurtalık kistleri düşüğe yolaçabilirler.

Arkaya yatık dölyatağı içinde gelişen gebelik, sidik torbasında sidik birikmesine neden olabilir.

Kist gibi, dölyatağı miyomu da gebelikten önce kendini belli edebilir ya da ilk muayenelerde farkına varılır. Kas liflerinden oluşan küçük bir topu andırır. İlk üç ayda ortaya çıkardığı sorun, gebeliğin sürüp sürmeyeceğidir; çünkü kendiliğinden düşüğe yolaçabilir. Bazı kadınlarda, gebelik sırasında miyomda doku ölümü belirmesi tehlikesi karşısında, üçüncü ayın sonunda yalnızca miyomun alınması yoluna gidilir: Miyom çıkarma ameliyatı.

Gebeliğin ilk üç ayında ihtilatlar

Bazı ivegen ihtilatlar dışında, gebeliğin ilk üç ayı kendiliğinden düşüklere en sık raslanan dönemdir. Gebeliğin sona ermesinin gene düşük olarak nitelendirildiği ikinci üç aylık dönemde, bu tehlike çok daha azdır. Bu tür ihtilatların belirtileri birbirinden pek farklı değildir. Nedenler çok olmakla birlikte, tam olarak saptanmaları bazen çok güç olabilir. Burada yalnızca kendiliğinden düşük özelliklerini ele alacak, daha sonra tekrarlayan düşükler sonucu, döllenme olanakları normal göründüğü halde, gerçek bir kısırlık ortaya çıkması durumunda takınılacak tavrı ve uygulanacak incelemeleri saptayacağız. Düşük, apansızın olabildiği gibi, düşük tehlikesini haber veren, dolayısıyle de önlem alınmasını sağlayan belirtilerden sonra da olabilir.

Düşük tehdidi

Çoğunlukla, kadını kuşkuya düşüren ve hekime başvurmaya yönelten belirtiler kanamalardır. Başlangıçta kanama azdır, çoğunlukla hiç sancı yoktur, bazen de belli belirsiz karın ağrılanyla birliktedir. Atılan kan bazen siyahımsı, bazen kırmızı renkli, bazen de pembemsi bir akıntı görünümündedir. Muayenede hekim, dölyatağı hacminin ve boynunun aşağı yukarı normal olduğunu görür. Kanamanın gerçek nedenini, hastanın anlattıkları ve klinik muayene ortaya koyacaktır.

Hekimin üç alanda önlem alması gerekir:
1) Yumurtanın canlılığının hormon ölçümleriyle değerlendirilmesi: Sidikte yapılan hormon ölçümünde ya normal sınırlar içinde kalan sayılar ya da yumurtanın yeterince gelişmediğini, hattâ ölmüş olduğunu gösteren çok düşük sayılar bulunur;
2) hastanın hemen uzun süreli dinlenmeye alınması;
3) hormon, özellikle progesteron tedavisinin gerekli olup olmadığının araştırılması. Muayenede en elverişli koşullarda 10. haftadan başlanarak dölütün kalp çalışmasının algılanmasını sağlayan sesötesi aygıtlar, son derece yararlı olmaktadır.

Kendiliğinden düşüğün özellikleri

Apansızın “ya da tedaviye karşın kanamaların artmasıyla birlikte, doğum sancısına benzer ağrılı ve ritmik kasılmalar ortaya çıktığında, düşüğün başladığı ve kolay kolay engellenemeyeceği anlaşılır. Dölyatağı serttir; dölyatağı boynu değişmiş, kı-saimıştır ve ağzı giderek açılmaktadır. Gebeliğin ilk 2 ayında, atılma genellikle bir defada olur; çoğunlukla atılan yumurta (dölüt) tamdır. 2. aydan sonra atılma iki evrede gerçekleşir: Önce dölüt, arkasından eten atılır. Çoğunlukla kendiliğinden düşükler, zorla düşüklerden daha az kanamalıdır ve kendiliğinden düşük, gelişmesi son bulmuş olan gebeliğin durması, yani hormon dengesinin bozulması demektir. Gelişmesi kendiliğinden son bulan gebeliklerde, düşükten sonra genel uyuşturumla kürtaj yaparak dölyatağı boşluğundan eten artıklarının toplanması tartışma konusudur. Bu uygulama iltihaplanmaya ya da mukozada bozunlara yolaçabi-lir. Ama, kürtajdan vazgeçebilmek için, dölütün bütünüyle dışarı atıldığından emin olmak gerekir; bu da bazen zordur. Dolayısıyle, alınacak karar, her düşüğün özelliklerine bağlıdır. Kesin bir klinik belirti yoksa, bu tür düşüklerin nedeni, dışarı atılmış olan gebelik ürünleri üstünde araştırılabilir. Ama üreme organlarından hiç bir yakınması olmamış ve doğum geçmişi normal kadınların ilk düşüklerinde, genellikle, bu araştırmanın mutlaka gerekli olmadığı kabul edilmektedir.

Gebeliğin dölyatağı boşluğu dışında gelişmesi (dış gebelik) ya da eten öğelerinin hızla çoğalması, özel belirtileri olan hastalıklardır ve çoğunlukla gebeliğin ilk üç ayı içinde ortaya çıkarlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ