Gerçek Eğitim ve Duygusal Zeka

Gerçek Eğitim ve Duygusal Zeka

Gerçek eğitim
Günümüzde eğitim denince aklımıza bir yığın sayıdan, puandan başka bir şey gelmez oldu. Oysa eğitim, sadece so­ru çözmek değildir. Ayrıca bilgi depolamaktan çok daha faz­la bir şeydir; eğitim her şeyden önce insan yetiştirmektir.Şimdi bir örneği inceleyelim, birbirine yakın zekâya ve ai­levi imkânlara sahip iki genç düşünün; birbirine oldukça ya­kın değerde puanlar almışlar ve rağbet edilen fakültelere yerleşmişler. Mezun olduktan sonra da iş bulmakta zorlan­mamışlar; hayatları hiç bir kesintiye ve sıkıntıya uğramadan, iyi bir noktada başlamış.Bu iki gencin bu noktada bırakıp, aniden 10 yıl sonrası­na atlayalım. İki gençten biri, iş yerinde kendini göstermiş, sevdirmiş, yükselmiş. İyi bir evlilik yapmış, çocuklarına sev­gi ve huzur dolu bir yuva sağlamış. Ailevi ilişkilerini ihmal etmemiş, herkesçe seviliyor, mutlu, huzurlu.


Diğeri ise, işyerinde olmayacak bir ilişkiye adı karışmış, saygınlığı etkilenmiş. Dedikodulardan bunalıp, başka iş yer­lerine girip çıkmış, üstleriyle münakaşa etmiş, çalışma arka­daşlarıyla geçinememiş, sonunda kahretmiş bir şekilde ha­yattan vaz geçmiş, depresyonda… Bu ve benzer durumları yüzünden evde anne babasıyla da geçinemiyor, ekonomik düzensizliği yüzünden ayrı eve de çıkamıyor. Bazen sığınma­ca bir şekilde bir arkadaşlık veya özel ilişkiye yöneliyor, an­cak buna çok aşırı anlam yüklediği ve beklentileri sağlıklı ol­madığı için yürütemiyor. Hayatından şikâyetçi, huzursuz, dahası bu durumlardan kendi suçunu görmekten uzak, he­men herkesi suçlama eğiliminde…Bu ve benzer durumları siz de çevrenizde görüyorsunuzdur. Yapılan araştırmalar, okulda alınan iyi notların hayat başarısını garantilemediği gerçeğini tekrar tekrar ortaya koymakta ve zihinsel zekânın günlük hayattaki başarıya kat­kısının %10’dan fazla olmadığını göstermektedir.
Aslında sınav başarısı hayata sadece iyi bir yerden başlan­gıç yapmak için önemli; hayatın geri kalanı için o kadar önemli değildir.
Bu bakımdan, eşit zeka düzeyine sahip iki kişiden biri ha­yatta ilerleme kaydetmişken, diğerinin neden aynı başarı dü­zeyini yakalayamadığını anlayabilmek için bu kişilerin Duy­gusal Zeka dediğimiz becerilerinin de göz önünde bulundu­rulması gerekir.
Çünkü genel olarak Duygusal Zekâ; sahip olduğumuz bi­lişsel, sosyal, duygusal, vb. her türlü bilgi ve beceriyi hem kendi hayatımızda, hem de çevremizdeki insanlarla olan iliş­kilerimizde ne kadar etkin kullanabildiğimizle ilgilidir.

Duygusal zekanın önemi
Uzun zamandır başarılı olmanın derecesi zihinsel zekâ ile ölçülürdü. Yapılan son araştırmalara göre ise “duygusal zekâ” insanların kişisel ve mesleki anlamda başarılı olmalarını zi­hinsel zekâdan çok daha fazla etkilediğini gösterdi.
Uzmanlar duygusal zekanın özelliklerini şöyle özetliyor, “Duygusal zeka; kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme gücüdür. Dürtülerini kontrol ederek tatmini erteleyebilmek, ruh halini düzenleyebil­mek; sıkıntıların sağlıklı düşünmeyi engellemesine izin ver­memektir. Ayrıca kendini başkalarının yerine koyabilmek, sosyal becerilere sahip olmak ve umut beslemek de duygusal zekânın unsurları arasındadır.”
Yani duygusal zekâ ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, iletişim, nezaket vs. gibi yete­nekleri tanımlanmaktadır.
Bunun yanında duygusal zekâ sadece insan ilişkileri ile il— !gili bir kavram değil; kişinin sahip olduğu becerilerini haya­ta geçirebilme gücünü de gösteriyor. Zihinsel zekâ ile duy­gusal zekâ, birbiriyle etkileşim içinde olan ve birbirlerini ta­mamlayan özellikler. Mesela bir kişinin zihinsel zekâsı başa­rılı olmak için elverişli olduğu halde, stresini kontrol altına alamadığı zaman konsantrasyonunu sağlayamamasından do­layı zekâsının bir faydasını göremeyebiliyor.
Bunun tersi de mümkün; zekâ seviyesi orta olduğu halde, amaçlılık, kendini motive etme, öz güven, iyimserlik, hazzı erteleme ve azim gibi özellikler nedeniyle çok çalışabilen bir kişi; beklenenin üzerinde başarılı olabiliyor.
Bu konuda Amerika’da yapılmış bir gözlem de var. Stanford Üniversitesi’nde yapılan önemli bir araştırma özyöne­tim beceri ve yeterliklerinin kişilerin hayatında ne kadar önemli olabileceğini ortaya koymakta.
“Araştırma kapsamında 4 yaşındaki çocuklara lokum enzeri bir tatlı sunulmuş ve isterlerse bunun hemen yiyebilecekleri, ancak bir süre beklerlerse gelecek olan liderin ken­dilerine bu tatlılardan iki tane verecekleri söylenmiştir.
Tatlısını hemen yiyen çocuklarla, bekleyen çocuklar 14 yıl sonra tekrar izlendiğinde ortaya önemli farkların çıktığı görülmüştür. Bekleyen çocukların üniversite sınavları aşamasında duygusal açıdan çok daha dengeli ve tutarlı oldukları, stresli durumlarla daha iyi başa çıktıkları, arkadaşları
öt arasında daha çok ilgi gören ve aranan gençler oldukları, iç
motivasyonlarının daha yüksek olduğu ve daha çok amaca  3 yönelik davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. E Ancak araştırmanın en ilginç bulgusu bu gençlerin en yüksek puanın 1600 olduğu SAT sınavlarında (Türkiye’deki ÖSS), beklemeden yiyenlere kıyasla ortalama 210 puanlık  bir üstünlük sağlamaları olmuştur. Bu fark en yüksek ve dü­şük sosyo-ekonomik ailelerin çocukları arasında veya ilko­kul mezunu ailelerle, üniversite mezunu ailelerin çocukları arasındaki farktan daha yüksek bir farktır.”
Görüldüğü gibi, dürtülerini kontrol edebilme, hazzı erteleyebilme ve sabretme; hayatta başarılı olmak için çok önemli bir duygusal beceridir ve zihinsel zekayı değerlendi­rebilmek için de önemli olmaktadır.

Duygusal zeka geliştirilebiliyor
Bir ergenin anne babası olarak duygusal zekâ konusunu iki yönden değerlendirebiliriz;
1. Bizler; hem çocuğumuza iyi bir model olmak, hem de onunla iyi ilişkiler kurabilmek; ona anlayış dolu bir aile sun­mak için kendi duygusal zekâmız konusunda bilinçlenebiliriz.
2. Çocuğumuzun duygusal zekâsı konusunda bilinçlene­rek onu geliştirmek için neler yapabileceğimizi öğrenebiliriz.
Bunun için ise, şu soruları kendimize sormakla işe başla­yabiliriz;
■ Duygularımızın farkında mıyız?

■ Onları yönetebiliyor muyuz?

■ Onları doğru kullanmak bize ne kazandırır?
Duygusal ve sosyal becerilerini iyi kullanabilen kişiler, yani, kendini ve duygularını iyi bilen, onları kontrol ede­rek yönetebilen, başkalarının duygularını anlayan ve onlar­la ilişkilerini ustalıkla idare edebilenler; hayatlarının hem özel hem de mesleki alanlarında daha avantajlı bir konuma geçerler.
Özel hayatta duygusal zekâ; insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağlar. Duygularının dizginine sahip kişiler, kendileri ve çevresindekiler ile ilgili sorunları kolayca çözebilir.
Mesela duygusal zekâlı bir anne baba; çocuklarını oldu­ğu gibi kabul edip; onları dinleyip anlama yeteneğine sahip­tir. Bunun için de sevilirler ve arkadaşça ilişki kurabilirler. Bir kere bunu başarınca onların iyiye yönlendirmekte daha başarılı olacaklardır.
Üstelik duygusal zekânızı geliştirmek size peşin bir mut­luluk olarak dönecektir. Duyguları hakkında bilinçli kişiler genellikle kendileri ile de barışıktırlar ve kolay memnun olurlar.
Ve en güzeli, bütün bunlara doğuştan sahip olmamız ge­rekmiyor; bu özellikler öğrenilebiliyor. Nasıl ki zihinsel zekâ, bir takım alıştırmalarla, bazı temel bilgileri öğrenme yoluyla aktifleşip gelişiyorsa, duygusal zekâ başlığı altında yer alan beceriler de; öğrenilerek kazanılabilir ve geliştiri­lebiliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ