Kadının Özellikleri
Kadının özellikleri: Bu konuyu da, Dede Korkut’ta Dirse Han’ın karısına yaptığı bir soylama ile açalım: “Beri gelgil başım bahtı, evim bahtı, evden çıkıp yürüyende selvi boylum, topuğunda sarmaşanda kara saçlım, kurulu yaya benzer çatma kaşlım, koşa (çift) bâ’dem sığmayan dar ağızlım, güz almasına benzer al yanaklım”. Dede Korkut’taki diğer yiğitler de karılarını buna benzer sözlerle övmüşlerdi. Ancak onlar içinde bizce, en güzel olanı budur. Dirse Han’ın karısı da ona başka bir yerde şöyle diyordu: “Beri gelgil başım bahtıvim tahtı, Han babamın güveyisi, kadın anamın sevgüsi, atam anam verdiği, göz açuban gördüğüm, gönül verip sevdiğim, A Dirse Han!” Oğlan ise annesine kalbini şöyle açıyordu: “Beri gelgil ak südünü emdiğim kadınım ana, ağ pürçekli(saçlı)izzetli canım ana!”
Turfan’da bulunmuş ve Uygur harfleriyle yazılmış Türkçe bir şiirde de, şöyle deniyordu. Şiirin içinde hakikat (akikat) sözü bulunduğuna göre, bu şiire islâmiyet’in tesirlerinin de girmiş olması gerektir: “Ayıpsız kadına erin, boynunu eğmesi gerek, doğrulukla, onunla hayat kılınması gerek, gerçekten doğru olursa (kadın), ona can vermek bile gerek.” Kırgız Türkleri karılarına “ömürlük yoldaş” diyorlardı. Bu sonsuza kadar hayat arkadaşı olmak demektir. Ayrıca bu Türk kesimleri evli erkeklere,” evli demezlerde, kadınlı” derlerdi. Hayvancı oldukları için biraz da eve bağlı değillerdi. Yine bu Kırgız Türkleri “kadın” sözünü veya unvanını, yalnız evlenmiş kadınlar için söylerlerdi. Bir kızın “kadın” unvanını alabilmesi için ise, evlenme ile ilgili formaliteleri geçirmiş olması gerekliydi. Bunun için, “kan olarak aldı” yerine kızı nikâhla “kadın kılıp aldı” diyorlardı. Altay Türklerinde ise kız isteme ile ilgili bir şiirde, kızın özellikleri şu sembollerle anlatılıyordu: “Evinin başım istiyorum… yanaklar nasıl aynl-mazsa, zırhın yakası nasıl kopmazsa, bizi de böyle bir akrabalık bağlasın! (Akrabalığımız) kayın ağaamn kabuğunun katlan gibi sağlam, ince bir çift dikiş gibi sık olsun! Dileğim, bıçağın sapını istemektir!”. Görülüyor ki, kız hem baba ve hem de koca evinin başı, evde bir bıçağın sapı ve bir kazanın kulpu gibiydi. Sapsız bıçak ve kulpsuz kazan elbetteki bir şeye yaramazdı.
Anadolu’nun sınırlarında il açan, gazı ve fatih Oğuzlarda yani Dede Korkut kitabındaki Oğuzlarda ise durum daha başka idi. Beyrek babasından, şu özellikleri bulunan bir kız almaşım istiyordu: “Ben yerimden durmadan (yani kalkmadan) onun durması” gerek; ben kara koç atıma binmeden, onun ata binmesi gerek, ben hedefime varmadan onun daha önce baş getürmesi gerek”. Babası da ona “oğlum sen kız değil; bir yoldaş istiyorsun” der ve kız aramaya koyulur. Trabzon tekfuru ile Gürcü krallanmn arasında savaşan Oğuzların kadınlarının böyle olması gerekiyordu. Barthold’un daha önce gördüğü gibi bu fatih Oğuzlarda, ikinci bir kadın görülmüyordu. Hepsi de. tek kadınlıydılar. Aslında Oğuzlardan Beyrek’in, Trabzon tekfurunun kızı ile bir ilişkisi vardı. Hatta tekfurun kızı, Beyrek’in kaçmasına yardım bile etmişti. Fakat Beyrek’in gözü ve kalbi nişanlısı ve adaklısı Banı Çiçek’teydi. Manas destanındaki Manas Han da ganimet olarak aldığı kızlardan çok söz açıyordu. Buna rağmen babasına, yine de “Kız almış (evlenmiş) gibi olmadım, kız koynunu görmedim. Han babam Yakup Han, soylu atma bin de, bana bir kız ara” diyordu. Çünkü Manas Han’ın, kendi kadım olarak aradığı kızın özellikleri çok daha başka idi. Manas’ın babası yola çıkıyor, arıyor arıyor, fakat kendi oğluna göre bir kızı bir türlü bulamıyordu. Demek ki Türklerde esir ve cariye kızlara sahip olmak başka şey, kendi yuvasına bir kadın bulmak ise çok daha başka bir şeydi.
Türk kadınları yalan söylemiyorlar ve doğruluktan ayrılmıyorlardı. Ancak Kırgız Türklerinin bir atasözünde, “kadınlar yalan söylemezler, fakat işleri çok olduğundan, söylenenleri tam olarak dinleyemezler” deniyordu. Bunun için de kadınların dedikodu yapabilecek konuları kalmıyordu. Kuzey Türk destanlarında kadınların kocalarına karşı olan sadakat ve bağlılıkları ise, çok sağlamdı. Bunun için bir kadın kocasına “gökte Tanrı’dan, aşağıda ise senden korkarım” diyordu. Ancak devler ile şeytanların kızlarının güzelliğine kamp evlenen yiğitler, büyük belâlara uğruyorlardı. Hafız Abru’nun Farsça Oğuz destanında, Oğuz Han’ın karısı, kocasına şöyle diyordu: “Ben senden bir parçayım, her ne söylersen ona başımı eğerim. Nerede senin halkan (yani küpen) bulunuyorsa, orası benim için bir kulak olur. Senin saçlarım tutan çember (taç?) nerede duruyorsa orası da bana baş olur”. bu sözleri her ne kadar orijinal görüyorsa da bizce bu sözlerde İran edebiyatının izleri vardır. Türk edebiyatı ile tarih vesikalarında, Türk kadınları ile ilgili pek çok bilgi vardır. Bunların hepsini burada sunabilmek için yeterli yerimiz yoktur. Ancak Deli Dumrul’un karısıyla birlikte ölmek için Tanrı’ya yaptığı bir dileği, burada vermeden geçemeyeceğiz: “Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin, görklü Tanrı! Alır isen ikimizin canın bile (birlikte) algıl; kor isen,ikimizin canın bile (birlikte) kogıl, keremi çok kadir Tanrı” İşte Türk milletinin gücü buradan gelmektedir. Çekirdek ailede birlik ve karşılıklı saygı vardır. Akrabalar arasında ise yine birlik ve askerî bir disiplin kurulmuştur.
Kalın andlaşması Türklerde aile ve yuva kurmanın tek temeli ve her şeyidir. Aşağıdaki kalının, İslâmiyet’teki “mihr” ile olan küçük ayrılıkları üzerinde de duracağız. Fakat Kadlof ‘un gördüğü muhteşem bir kalın andlaşması töreni bize Türk tarihinin derinliklerinden çok şeyler getiriyordu. Kıza ve oğlana akraba olan topluluklar, hep birden ata biniyorlar ve karşı karşıya gelerek, kitle tanıklığı ile kalın andlaşması yapıyorlardı. Tıpkı eski Türklerdeki “savaş kurultayları” gibi. Böylece ne oğlan ve ne de kız sahipsiz kalıyordu. Gelin Tanrı önünde ve askerî törenle karşı topluluğa veriliyor veya emanet ediliyordu
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın