<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadınlar &#187; Eğitim ve Öğretim</title>
	<atom:link href="http://www.kadinlar.tc/kategori/egitim-ve-ogretim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinlar.tc</link>
	<description>Kadın Sağlığı, kadın hastalıkları, Yemek Tarifleri, Şifalı Bitkiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:12:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Arkadaşlık ve Aile İlişkisi</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/arkadaslik-ve-aile-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/arkadaslik-ve-aile-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8843</guid>
		<description><![CDATA[Karşı cinsle arkadaşlık ve Flört Flört konusu bilhassa kız çocuğu sahibi aileler için önem­li bir mesele. Bu sadece ülkemiz gibi, yerleşik geleneksel de­ğerlerle, modern anlayışların çarpışmasının devam ettiği yerlerde değil dünyanın modernleşmesini tamamlamış ülke­lerinde de sorun olmaya devam ediyor. 19. asırda maddi ilimlerde görülen ilerlemeler insanlarda manevi_ değer yargıları konusunda ciddi kuşkulara itti. Ör­neğin, iffet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"></p> <p><span style="color: #ff0000;"><strong>Karşı cinsle arkadaşlık ve Flört</strong></span><br />
Flört konusu bilhassa kız çocuğu sahibi aileler için önem­li bir mesele. Bu sadece ülkemiz gibi, yerleşik geleneksel de­ğerlerle, modern anlayışların çarpışmasının devam ettiği yerlerde değil dünyanın modernleşmesini tamamlamış ülke­lerinde de sorun olmaya devam ediyor.<br />
19. asırda maddi ilimlerde görülen ilerlemeler insanlarda manevi_ değer yargıları konusunda ciddi kuşkulara itti. Ör­neğin, iffet, namus gibi değerlerin bazı korku ve mecburiyet­lerden kaynaklandığı, oysa günümüzde bu korkulara yer ol­madığı düşünüldü. Mesela artık doğum kontrolü mümkün olduğuna göre, çocuklar bu konuda eğitilip, sonra da içgü­dülerini özgürce yaşaması için özgür bırakılması savunulma­ya başlandı.<br />
Bu konudaki düşünceler,modern psikoloji akımlarının; &#8220;ruh hastalıklarının, komplekslerden; onların da aile ve top­lum baskısından kaynaklandığı, oysa içgüdülerin rahatça tat­mini halinde insanların mutlu ve huzurlu olacağı&#8221; iddialarıy­la da desteklenmeye çalışıldı.<br />
Günümüzde ise artık bu iddialara ciddi kuşku duyulur ihale geldi. Çünkü geleneksel anlayışlardan uzaklaşma insan­lara hiç de huzur getirmedi. Bugün batı dünyası dini-geleneksel baskıları ortadan kaldırdığı; ayıp-günah diye bir şey tanı­madığı halde, intiharlar, uyuşturucu bağımlılığı, depresyon,suç eğilimi, cinsi sapkınlık vs. son derece yaygındır ve top­lum bilimcileri düşündürmektedir.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/aile.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8844" title="aile" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/aile-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a><br />
Bugün ilmi veriler dine karşı önyargıdan uzak olarak ye­niden değerlendirildiğinde, içgüdüleri kontrol edebilmenin hiç de sanıldığı kadar sorun olmadığı görülüyor. Aksine &#8220;duygusal zekâ&#8221; verilerine göre dürtülerini kontrol edebilen, hazzı erteleyebilen kişilerin hayatta daha başarılı, zorluklara karşı daha dirençli ve sabırlı olduğu gözlendi. Hatta dini inanç ve geleneklere bağlı, içgüdülerini kontrol edebilen ki­şilerin psikiyatrik veya fiziksel rahatsızlıklara daha az yaka­landığı, yakalanınca daha kolay iyileştiği, yaşadığı yıkım ve travmaları sabırla daha kolay atlattığı gözlendi.<br />
Bugün geldiğimiz noktada içgüdülerin özgürce yaşanma­sı; AİDS başta olmak üzere çeşitli hastalıkların yaygınlaşma­sı ve aile kurumunun çökmesi gibi büyük kitlesel felaketleri beraberinde getiriyor.<br />
Hem bilimsel gelişmeler doğurt kontrolü için kullanılan yöntemlerin bilhassa kadın sağlığına verdiği zararları da or­taya çıkardı. Hele hele ergenlik çağı gibi, çok genç bir yaşta doğum kontrol ilaçlan kullanmak savunulabilir bir şey değil. Üstelik bu yaşlarda doğru kullanılacağı da meçhuldür.<br />
Nitekim araştırmalar her geçen yıl daha fazla çocuk yaş­ta kızın istem dışı gebelik yaşadığını ve bundan kurtulmak isterken hayatını yitirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Aşağıdaki bilgiler adölesan (ergenlik çağı) sorunları üzeri­ne hazırlanmış bilimsel bir makaleden alınmıştır.</p>
<p>Dünyada ilk cinsel ilişki yaşı düşmektedir. Gençler arasında kontraseptif (doğum kontrolü) kullanımı oldukça düşük olup kullanılanlar da genellikle geleneksel yöntemler­dir. Her yıl meydana gelen 14 milyon adölesan gebeliğin yaklaşık üçte ikisi planlanmamış gebeliklerdir.<br />
■  Dünyada 15-19 yaşlar arasında 14,3 milyon anne bu­lunmakta olup bu anneler, 20 yaşın üzerindekilere kıyasla, gebelik ve doğuma bağlı nedenlerle iki kat daha fazla ölmek­tedir. Anne ölümleri, 19 yaş ve altındaki grupta ise beş kez daha fazla meydana gelmektedir.<br />
■   Her yıl güvenli olmayan 20 milyon düşük vakasının %25&#8242;ini 15-19 yaş kızlar oluşturmaktadır.<br />
■  Dünyadaki 340 milyon cinsel yolla bulaşan hastalığın üçte biri ergenler arasında görülmekte olup, her gün yakla­şık yarım milyon genç insan bu hastalıklara yakalanmakta­dır. Bu da günde yaklaşık her 20 gençten biri demektir.<br />
■  Dünyada, yılda görülen 2,4 milyon yeni HIV enfeksi­yonunun yaklaşık yarısı 15-24 yaşlar arasında görülmekte­dir. Her gün, 4 bin gencin HIV/AIDS ile teması olduğu tah­min edilmektedir.<br />
Kısacası, flört meselesi dünya çapında çözümlenmiş bir konu değildir. Ülkemizde de en doğru yaklaşım için arayış­lar sürmektedir.<br />
Burada kesin bir cevaba ulaşmaya çalışmak yerine mevcut görüşlerin mukayesesini yapmak için fikir cimnastiği yapıyo­ruz; acaba flört ne kadar gereklidir?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/arkadaslik-ve-aile-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlerin İhtiyaçları</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/ergenlerin-ihtiyaclari/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/ergenlerin-ihtiyaclari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 03:22:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8840</guid>
		<description><![CDATA[Gencin arkadaşlığa verdiği önemi anlamak için onun şu ihtiyaçlarını anlamak gerek: ■ Gençler arkadaşlık kurma yoluyla, yakın ilişkilerde be­nimsendiğini görmek istemektedir. İleride aile kuracağını görmek, sevilen istenen biri olup olmadığını anlamak iste­mektedir. ■ Anne-baba, öğretmen gibi otorite temsilcilerinden ba­ğımsız kararlar verebileceğini görmek istemektedir. Onların korkusunu yenebildiğini, arkadaşlarından aldığı destekle ferdi hareket edebildiğini görmek istemektedir. ■ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gencin arkadaşlığa verdiği önemi anlamak için onun şu ihtiyaçlarını anlamak gerek:</strong><br />
■ Gençler arkadaşlık kurma yoluyla, yakın ilişkilerde be­nimsendiğini görmek istemektedir. İleride <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/aile-hukuku/">aile</a> kuracağını görmek, sevilen istenen biri olup olmadığını anlamak iste­mektedir.<br />
■  <a href="http://www.kadinlar.tc/anne-ana/">Anne</a>-baba, öğretmen gibi otorite temsilcilerinden ba­ğımsız kararlar verebileceğini görmek istemektedir. Onların korkusunu yenebildiğini, arkadaşlarından aldığı destekle ferdi hareket edebildiğini görmek istemektedir.<br />
■  Arkadaş grubuna bağlılık göstererek, onlarla dayanış­ma içine girmeye çalışmaktadır. Bağımsızlığını kazanma, bü­yüdüğünü ispatlama gibi amaçları için işbirliği yapabilme ye­teneğini sınamaktadır.<br />
■  Bunun için kural ve buyruklara <a href="http://www.kadinlar.tc/bas-agrisi/">baş</a>kaldırma deneme­leri yapmakta, bildiği yoldan yürüyebilen bağımsız ve irade­si güçlü bir birey olduğuna inanmak istemektedir.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ergen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8841" title="ergen" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ergen-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><br />
■  Katıldığı grupta bazen önderliği bazen de önder tara­fından sevilen biri olmayı tecrübe ederek öncülük yeteneği­ni görmek istemektedir.<br />
■  Sosyal yeteneklere sahip olduğunu görmek ve herkese göstermek istemektedir.<br />
■  Bağlı olduğu grupla birlikte bir ideoloji veya yaşam tar­zına bağlanarak, kendisine bir dünya görüşü seçebildiğini görmek istemektedir.<br />
■   Büyüdüğünü, tam bir <a href="http://www.kadinlar.tc/">kadın</a> olmayı başarabileceğini, karşı cins tarafından isteneceğini görmek istemektedir. İlk duygusal deneyimleri için arkadaşlarından yol yöntem öğ­renmek istemektedir.<br />
Ergenler bu <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/ruhsal-ve-psikoloji-hastaliklari/">psikoloji</a>k hal ve ihtiyaçların etkisiyle hareket ederler. Ailelerin onların ihtiyaçlarını anlamaları ve anladık­larını hissettirmeleri önemlidir.<br />
Haliyle büyüdüklerini, bağımsızlıklarını kabul ettirme konusunda aceleci davranışları olabilecektir. Bunu olgunluk­la karşılayıp, belirlediğimiz prensiplerde kararlı olursak on­lara güven hissettiririz.<br />
Bu arada her gencin karakteri farklı olduğundan arkadaş­lıktaki rolleri de farklıdır. Kimisi sırdaş bir tek arkadaş ter­cih eder. Kimisi grup halinde arkadaşlığı.<br />
Kimisi grupta etkin rol alır, kimisi uyum gösterir.<br />
Kimisi arkadaşına kendini adar, aşırı fedakarlık gösterir. ,Kimisi can sıkıntısıyla takılır ama bağlılık duymaz.<br />
Bu arada genç kendini tanır, tanımlar. Başkalarıyla karşı­laştırma yapar; güçlü ve zayıf taraflarını öğrenir. Bu neden­le arkadaşlık kurma önemlidir.<br />
<a href="http://www.kadinlar.tc/ergenlik-caginda-genc-kizlarin-cildi/">Ergen kızlar</a>ın arkadaşlık istekleri baskılanmamak, ama Kimlerle arkadaşlık ettiği, neler yaptığı izlemelidir. Çünkü gümüzde gençleri pek çok tehlikeler kuşatmış bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/ergenlerin-ihtiyaclari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte Sosyalleşme</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-sosyallesme/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-sosyallesme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 03:11:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8833</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar büyüdükçe arkadaşa verdikleri önem artar. Ye­di yaşlarından sonra arkadaşlarının çocuk üzerindeki etkisi hissedilmeye başlanır. Özellikle ergenlikte arkadaşa verilen değerin önem kazandığını görmekteyiz. Çünkü ergenlerin arkadaşları ile ilişkileri, anne-babaları ve öğretmenleriyle kurduğu ilişkilerden farklıdır. Büyükler­le genellikle otoriteye dayalı bir ilişki vardır. Anne-baba yol gösteren, doğruları söyleyen ve karar verendir. Buna karşılık akranlarla beraberlik farklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar büyüdükçe arkadaşa verdikleri önem artar. Ye­di yaşlarından sonra arkadaşlarının çocuk üzerindeki etkisi hissedilmeye başlanır. Özellikle ergenlikte arkadaşa verilen değerin önem kazandığını görmekteyiz.<br />
Çünkü ergenlerin arkadaşları ile ilişkileri, anne-babaları ve öğretmenleriyle kurduğu ilişkilerden farklıdır. Büyükler­le genellikle otoriteye dayalı bir ilişki vardır. Anne-baba yol gösteren, doğruları söyleyen ve karar verendir.<br />
Buna karşılık akranlarla beraberlik farklı bir ilişkiyi ge­rektirir. Bu daha eşitlikçi bir sosyal teması gerekli kılar. Ak­ranlar eşit bilgiye ve yetkeye (otoriteye)sahiptirler.<br />
Akranlarıyla kurduğu ilişkide genç, başta eşitlikçi sosyal ilişki kurmayı öğrenir. Bu da onun kişiliğinin gelişimi için çok önemlidir. Çocuk arkadaş grubu içinde kendini ifade et­meyi, hakkını savunmayı öğrenir. Bu arada geçinmeyi, uzlaş­mayı paylaşmayı da öğrenecektir.<br />
Aynı zamanda ergen, aileden gelen değer yargıları ile ar­kadaşlarından gelen değer yargılarını birbirleri ile uyuştur­ma uğraşısı içindedir. Bunları uzlaştıramadığında seçimlerini yapmak zorundadır. Bu da ona &#8220;gerçekten ne istediğini öğ­renmesi&#8221; fırsatı sağlar. Sosyal gelişme için ergenin akranları ile beraber olmasına ihtiyacı vardır.Arkadaşlığın önemini en iyi belirten cümle, Milan Kundera&#8217;mın Yaşam Başka Yerde adlı eserinden şu cümledir: &#8216;Yal­nızca annesinin oğlu-kızı ya da sınıf öğrencisi değil, kendisi olduğu bir insan topluluğu bulmuştu.&#8221;<br />
Gençler için arkadaşlığın önemi kendisini inşa etme ihti­yacını en iyi karşıladığı çevre olarak öne çıkar.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ergenlik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8834" title="ergenlik" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ergenlik-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /></a><br />
<strong><span style="color: #ff0000;">Akran hemcinsleriyle arkadaşlıkları</span></strong><br />
Ergenlik döneminde arkadaşlıklar farklı bir anlam taşır ve ergenler gerek çocuklardan gerek erişkinlerden daha ko­lay arkadaş edinirler. Yaşamın hiçbir döneminde ergenlik dönemindeki kadar yakın arkadaşlıklar kurulmaz ve gençler birbirlerinin gizli duygularını diğer dönemlerde görülmeye­cek biçimde paylaşırlar.<br />
Arkadaşlık anlayışı açısından, kız ergenlerin erkeklere oranla ilişkileri daha derin, bağımlı ve kıskanç nitelikte ol­duğu tespit edilmiştir. Erkek ergenlerin ise daha çok sayıda arkadaşları olduğu, ancak bu arkadaşlıkların daha yüzeysel olduğu belirlenmiştir.<br />
Kızlar arkadaşlıklarından çok yakınlık, sadakat ve bağlı­lık beklerler. Buna bağlı olarak yoğun duygularından dolayı kolayca acı duyabilirler.<br />
Gençler için özellikle akranlarla ilişkiler önemlidir. Daha büyük ve küçükleri dışlayarak akranlarıyla bir arada olmak isterler. Küçük kardeşlerini aralarına almadan baş başa vakit geçirmek hoşlarına gider.<br />
Özellikle ön ergenlik döneminde hemcinsleriyle arka­daşlıkları oldukça sıkı fıkıdır. Onlarla geçirdikleri biyolojik değişime bağlı olarak hissetmeye başladıkları duyguları paylaşırlar.<br />
Mesela kızlar yakın bir arkadaşıyla oğlanları çekiştirir. Bazen ilgi duyduğu bir kişi varsa onu konuşmak ister. Hisle­rini paylaşacağı akıl alacağı birine ihtiyaç duyar.<br />
Bu sıralarda gençler olgunluktan uzak oldukları için bir­birlerine uygunsuz davranışlar da gösterebilirler. Mesela ar­kadaşının sırrını yayarlar, kusurlarıyla dalga geçerler, dış gö­rünüşüyle, giyimiyle ailesinin durumu gibi özellikleriyle aşa­ğılarlar.Bunlar gençlerin duygu dünyasına aşın derecede tesir eder. Çünkü bu yaşlarda gençler &#8220;herkesin onun hakkında ne düşündüğüne&#8221; fazlaca odaklıdır. Sanki herkes işini gü­cünü bırakmış onu izliyormuş gibi hissederler. İleri yaşlar­da belki de acı da olsa gülümsenerek hatırlanacak yarı koz­mik bir olay, intiharı düşündürecek kadar önem kazanır bu çağlarda.<br />
Oysa ön ergenlik dönemindeki arkadaşlıklar; ergenlik döneminin ortasında ve sonuna doğru önemini yitirecektir. Çünkü bu dönemin duygulan çok da uzun ömürlü değildir.Ergen kızınızın bu çağlarda hislerini ailesiyle paylaşabilmesi önemlidir. Eğer yaşadıkları nedeniyle yargılanır, tepki alırsa; sosyal cesareti kırılır, umutsuzluğa düşer. İçe kapanık­lık, utangaçlık ya da genel bir soğukluk, sevgisizlik tutumu geliştirebilir.<br />
Ancak yaşadıklarından ders alıp daha doğru tutumlar ge­liştirmeyi öğrenmesine yardımcı olursanız bu devreyi serin­kanlılıkla atlatabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Arkadaş grupları</strong></span><br />
Ergenlik dönemin başında arkadaş grupları 1-2 kişiden oluşurken ve daha çok sırdaş arkadaş niteliği taşırken, dö­nem ortalarında arkadaş sayısında artma olur. Bunun ya­nında grubun yapısal niteliğinde de değişiklikler görülmeye başlamıştır.<br />
Genellikle her grubun kendine has bir sosyal havası var­dır. Ergenlerden oluşan arkadaş gruplarında zamanla ve ar­kadaşlık ilişkilerinin artması ile bütünlük duygusu artabilir. Bu gruplardaki birbirine bağlılık bir bakıma &#8220;biz&#8221; duygusunu ortaya çıkarır ve bazen kendi grubundan olmayan diğerleri­ni &#8220;başkaları&#8221;olarak niteleyip, dışlayabilir. Bu duygular grup­lar arası zıtlaşmaları ve çatışmaları doğurur.Mesela okulun erken gelişmiş, fiziksel yönden düzgün, sosyal imkânları geniş kızlarından oluşan &#8220;havalı kızlar&#8221; gru­bu gibi&#8230; Bu gibi gruplar diğer kızları dış görünüş ve yaşam standartları açısından değerlendirerek dışlayabilirler. Böyle gruplara katılmak; ergen kızınıza sahte bir gurur ve üstünlük duygusu yaşatırken hayata gerçekçi bakmayı engelleyebilir. Grubun insana en önemli etkilerinden birisi &#8220;grup arzu­suna uyumdur&#8221;. Bir grupta gruptaki insanların &#8220;bir örnek&#8221; davranma eğiliminde olduğu gözlenebilir. Bu durumu; ortak tavır ve hareketlerde, giyimde, dinlenilen müziğin türünde ve konuşma tarzında gözleyebilirsiniz.<br />
Aslında bütün sosyal gruplar böyledir. Yetişkinler de ait oldukları gruplardan dışlanamamak uyumlu olmaya çalışmazlar mı?<br />
Ergenlik çağında ise gruba üye olma ihtiyacı daha yoğun­dur. Akran grupları bir yandan güvenlik ve ait olma duygu­su verirken, öte yandan hem kendi aralarında, hem de diğer grup veya yetişkinlerle yarışma ortamı yaratır. Acı verici olayların ve duyguların grupta paylaşımı streslere karşı önemli bir &#8220;başa çıkma aracı&#8221; olur.<br />
Genellikle akranlar birbirlerine cesaret ve akıl verirler. Mesela, istediği bir şey için büyüklerinden izin alamayan ar­kadaşlarına; &#8220;kızım sen ezik misin?&#8221; diyerek isyan etmesi için yönlendirirler.<br />
Bu yaşlarda anne-babanın ve diğer yetişkinlerin dünya görüşleri reddedilir. Genellikle büyüklerine nasıl kafa tut­tuklarım övünerek anlatırlar. Birbirlerini bu gibi davranışlara özendirir ve cesaretlendirirler.<br />
Hatta birlikte dışarı çıkmak, gezmek, bir kıyafeti aldırara gibi bir isteklerini büyüklerine yaptırmak hususunda işbirliği yaparlar. Bu gibi konularda kendilerine ayak uydurmıyanları dışlarlar. &#8220;Bizim gibi olamayacaksan aramızda işin ok&#8221; tavrı takınırlar.<br />
Mesela birlikte gittikleri yerden bahsederken izin ala­madığı için gelememiş olan arkadaşlarına eziklik hissetti­kler. Genellikle bu yaşlarda acımasız, duyarsız bir tutuma &#8220;arkındırlar.<br />
Bunun nedeni, grupta egosu çok gelişmiş, ya da bir tat­minsizliğini grup içinde baskınlık göstererek gidermeye çalı­şan bir veya birkaç kişinin elebaşılık yapmasıdır. Diğerleri de onun tavırlarında bir kahramanlık görür, onun gibi olma he­vesine düşerler.</p>
<p>Bunlar bazen okulda dikiş tutturamamış, aileden sorunlu; 2 tek tatmini arkadaş grubuna liderlik yapmak olan biri Oİabİ-§ lir. Bazen tam tersi; destek ve başarıyla egosu şişkinleşmiş n biri de olabilir. Diğer gençler onun etrafında toplanıp, onun O kişiliğine bürünmeye çalışırlar.<br />
Böylece içinde bulunduğu arkadaş çevresinin değerleri ve dünya görüşü genç için önem kazanmaya başlar. Bazı du-JH rumlarda ergen akran grubuna kabul edilmek için veya arka­daşları tarafından onay görmek için; grubun değerlerini iç­ten benimsemese bile benimser görünür.<br />
Yaşıtlarıyla arkadaşlık kurmakta başarılı olamayan çocuk ve gençler, kabul edilmeme duygusu içinde güvensiz, kırgın ve küskün olur. Arkadaş grubunca itilme, akranları tarafın­dan dışlanma, genci fazlasıyla üzer. Bu dışlanmayı yaşama­mak için grubun etkisi altında hareket eder.<br />
Ancak ailede değer gören, kendini ifade etmeyi başaran gençler, arkadaş çevresinin onayına aşırı bağımlılık duyma­yabilir. Çünkü kendisini aile içinde de bir birey olarak de­ğerli hissetmektedir.<br />
Ailelerin bu dönemlerde gençlerle diyalogu sürdürebil­mesi çok önemlidir. Bazen grup liderlerinin saldırganca dav­ranış sergilemesi ve suça eğilimli olması durumunda grupta­ki gençler suç oluşturacak davranışlar da sergileyebilirler. Çünkü ergenlik dönemindeki gençler, grubun etkisine her zamankinden daha açıktır.Yada bazen grubun işlediği bir suça katılmak istemeyen üye cezalandırılmak istenir. &#8220;Bizi şikâyet ederse&#8221; korkusuyla gözü korkutulmaya çalışılır. Bu ve buna benzer durumları ya­şamaması için gençlerin sosyal çevresi iyi takip edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-sosyallesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Eğitim ve Duygusal Zeka</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/gercek-egitim-ve-duygusal-zeka/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/gercek-egitim-ve-duygusal-zeka/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 12:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8795</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek eğitim Günümüzde eğitim denince aklımıza bir yığın sayıdan, puandan başka bir şey gelmez oldu. Oysa eğitim, sadece so­ru çözmek değildir. Ayrıca bilgi depolamaktan çok daha faz­la bir şeydir; eğitim her şeyden önce insan yetiştirmektir.Şimdi bir örneği inceleyelim, birbirine yakın zekâya ve ai­levi imkânlara sahip iki genç düşünün; birbirine oldukça ya­kın değerde puanlar almışlar ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek eğitim<br />
Günümüzde eğitim denince aklımıza bir yığın sayıdan, puandan başka bir şey gelmez oldu. Oysa eğitim, sadece so­ru çözmek değildir. Ayrıca bilgi depolamaktan çok daha faz­la bir şeydir; eğitim her şeyden önce insan yetiştirmektir.Şimdi bir örneği inceleyelim, birbirine yakın zekâya ve ai­levi imkânlara sahip iki genç düşünün; birbirine oldukça ya­kın değerde puanlar almışlar ve rağbet edilen fakültelere yerleşmişler. Mezun olduktan sonra da iş bulmakta zorlan­mamışlar; hayatları hiç bir kesintiye ve sıkıntıya uğramadan, iyi bir noktada başlamış.Bu iki gencin bu noktada bırakıp, aniden 10 yıl sonrası­na atlayalım. İki gençten biri, iş yerinde kendini göstermiş, sevdirmiş, yükselmiş. İyi bir evlilik yapmış, çocuklarına sev­gi ve huzur dolu bir yuva sağlamış. Ailevi ilişkilerini ihmal etmemiş, herkesçe seviliyor, mutlu, huzurlu.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/zeka.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8796" title="zeka" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/zeka-300x299.jpg" alt="" width="300" height="299" /></a><br />
Diğeri ise, işyerinde olmayacak bir ilişkiye adı karışmış, saygınlığı etkilenmiş. Dedikodulardan bunalıp, başka iş yer­lerine girip çıkmış, üstleriyle münakaşa etmiş, çalışma arka­daşlarıyla geçinememiş, sonunda kahretmiş bir şekilde ha­yattan vaz geçmiş, depresyonda&#8230; Bu ve benzer durumları yüzünden evde anne babasıyla da geçinemiyor, ekonomik düzensizliği yüzünden ayrı eve de çıkamıyor. Bazen sığınma­ca bir şekilde bir arkadaşlık veya özel ilişkiye yöneliyor, an­cak buna çok aşırı anlam yüklediği ve beklentileri sağlıklı ol­madığı için yürütemiyor. Hayatından şikâyetçi, huzursuz, dahası bu durumlardan kendi suçunu görmekten uzak, he­men herkesi suçlama eğiliminde&#8230;Bu ve benzer durumları siz de çevrenizde görüyorsunuzdur. Yapılan araştırmalar, okulda alınan iyi notların hayat başarısını garantilemediği gerçeğini tekrar tekrar ortaya koymakta ve zihinsel zekânın günlük hayattaki başarıya kat­kısının %10&#8242;dan fazla olmadığını göstermektedir.<br />
Aslında sınav başarısı hayata sadece iyi bir yerden başlan­gıç yapmak için önemli; hayatın geri kalanı için o kadar önemli değildir.<br />
Bu bakımdan, eşit zeka düzeyine sahip iki kişiden biri ha­yatta ilerleme kaydetmişken, diğerinin neden aynı başarı dü­zeyini yakalayamadığını anlayabilmek için bu kişilerin Duy­gusal Zeka dediğimiz becerilerinin de göz önünde bulundu­rulması gerekir.<br />
Çünkü genel olarak Duygusal Zekâ; sahip olduğumuz bi­lişsel, sosyal, duygusal, vb. her türlü bilgi ve beceriyi hem kendi hayatımızda, hem de çevremizdeki insanlarla olan iliş­kilerimizde ne kadar etkin kullanabildiğimizle ilgilidir.</p>
<p><strong>Duygusal zekanın önemi</strong><br />
Uzun zamandır başarılı olmanın derecesi zihinsel zekâ ile ölçülürdü. Yapılan son araştırmalara göre ise &#8220;duygusal zekâ&#8221; insanların kişisel ve mesleki anlamda başarılı olmalarını zi­hinsel zekâdan çok daha fazla etkilediğini gösterdi.<br />
Uzmanlar duygusal zekanın özelliklerini şöyle özetliyor, &#8220;Duygusal zeka; kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme gücüdür. Dürtülerini kontrol ederek tatmini erteleyebilmek, ruh halini düzenleyebil­mek; sıkıntıların sağlıklı düşünmeyi engellemesine izin ver­memektir. Ayrıca kendini başkalarının yerine koyabilmek, sosyal becerilere sahip olmak ve umut beslemek de duygusal zekânın unsurları arasındadır.&#8221;<br />
Yani duygusal zekâ ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, iletişim, nezaket vs. gibi yete­nekleri tanımlanmaktadır.<br />
Bunun yanında duygusal zekâ sadece insan ilişkileri ile il— !gili bir kavram değil; kişinin sahip olduğu becerilerini haya­ta geçirebilme gücünü de gösteriyor. Zihinsel zekâ ile duy­gusal zekâ, birbiriyle etkileşim içinde olan ve birbirlerini ta­mamlayan özellikler. Mesela bir kişinin zihinsel zekâsı başa­rılı olmak için elverişli olduğu halde, stresini kontrol altına alamadığı zaman konsantrasyonunu sağlayamamasından do­layı zekâsının bir faydasını göremeyebiliyor.<br />
Bunun tersi de mümkün; zekâ seviyesi orta olduğu halde, amaçlılık, kendini motive etme, öz güven, iyimserlik, hazzı erteleme ve azim gibi özellikler nedeniyle çok çalışabilen bir kişi; beklenenin üzerinde başarılı olabiliyor.<br />
Bu konuda Amerika&#8217;da yapılmış bir gözlem de var. Stanford Üniversitesi&#8217;nde yapılan önemli bir araştırma özyöne­tim beceri ve yeterliklerinin kişilerin hayatında ne kadar önemli olabileceğini ortaya koymakta.<br />
&#8220;Araştırma kapsamında 4 yaşındaki çocuklara lokum enzeri bir tatlı sunulmuş ve isterlerse bunun hemen yiyebilecekleri, ancak bir süre beklerlerse gelecek olan liderin ken­dilerine bu tatlılardan iki tane verecekleri söylenmiştir.<br />
Tatlısını hemen yiyen çocuklarla, bekleyen çocuklar 14 yıl sonra tekrar izlendiğinde ortaya önemli farkların çıktığı görülmüştür. Bekleyen çocukların üniversite sınavları aşamasında duygusal açıdan çok daha dengeli ve tutarlı oldukları, stresli durumlarla daha iyi başa çıktıkları, arkadaşları<br />
öt arasında daha çok ilgi gören ve aranan gençler oldukları, iç<br />
motivasyonlarının daha yüksek olduğu ve daha çok amaca  3 yönelik davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. E         Ancak araştırmanın en ilginç bulgusu bu gençlerin en yüksek puanın 1600 olduğu SAT sınavlarında (Türkiye&#8217;deki ÖSS), beklemeden yiyenlere kıyasla ortalama 210 puanlık  bir üstünlük sağlamaları olmuştur. Bu fark en yüksek ve dü­şük sosyo-ekonomik ailelerin çocukları arasında veya ilko­kul mezunu ailelerle, üniversite mezunu ailelerin çocukları arasındaki farktan daha yüksek bir farktır.&#8221;<br />
Görüldüğü gibi, dürtülerini kontrol edebilme, hazzı erteleyebilme ve sabretme; hayatta başarılı olmak için çok önemli bir duygusal beceridir ve zihinsel zekayı değerlendi­rebilmek için de önemli olmaktadır.</p>
<p>Duygusal zeka geliştirilebiliyor<br />
Bir ergenin anne babası olarak duygusal zekâ konusunu iki yönden değerlendirebiliriz;<br />
1.  Bizler; hem çocuğumuza iyi bir model olmak, hem de onunla iyi ilişkiler kurabilmek; ona anlayış dolu bir aile sun­mak için kendi duygusal zekâmız konusunda bilinçlenebiliriz.<br />
2.  Çocuğumuzun duygusal zekâsı konusunda bilinçlene­rek onu geliştirmek için neler yapabileceğimizi öğrenebiliriz.<br />
Bunun için ise, şu soruları kendimize sormakla işe başla­yabiliriz;<br />
■ Duygularımızın farkında mıyız?</p>
<p>■ Onları yönetebiliyor muyuz?</p>
<p>■ Onları doğru kullanmak bize ne kazandırır?<br />
Duygusal ve sosyal becerilerini iyi kullanabilen kişiler, yani, kendini ve duygularını iyi bilen, onları kontrol ede­rek yönetebilen, başkalarının duygularını anlayan ve onlar­la ilişkilerini ustalıkla idare edebilenler; hayatlarının hem özel hem de mesleki alanlarında daha avantajlı bir konuma geçerler.<br />
Özel hayatta duygusal zekâ; insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağlar. Duygularının dizginine sahip kişiler, kendileri ve çevresindekiler ile ilgili sorunları kolayca çözebilir.<br />
Mesela duygusal zekâlı bir anne baba; çocuklarını oldu­ğu gibi kabul edip; onları dinleyip anlama yeteneğine sahip­tir. Bunun için de sevilirler ve arkadaşça ilişki kurabilirler. Bir kere bunu başarınca onların iyiye yönlendirmekte daha başarılı olacaklardır.<br />
Üstelik duygusal zekânızı geliştirmek size peşin bir mut­luluk olarak dönecektir. Duyguları hakkında bilinçli kişiler genellikle kendileri ile de barışıktırlar ve kolay memnun olurlar.<br />
Ve en güzeli, bütün bunlara doğuştan sahip olmamız ge­rekmiyor; bu özellikler öğrenilebiliyor. Nasıl ki zihinsel zekâ, bir takım alıştırmalarla, bazı temel bilgileri öğrenme yoluyla aktifleşip gelişiyorsa, duygusal zekâ başlığı altında yer alan beceriler de; öğrenilerek kazanılabilir ve geliştiri­lebiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/gercek-egitim-ve-duygusal-zeka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların Dikkatini yöneltme</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/cocuklarin-dikkatini-yoneltme/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/cocuklarin-dikkatini-yoneltme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 11:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8791</guid>
		<description><![CDATA[Öğrencilerin kendi kendilerine çalışırken en yaygın so­runlarından biri, zihnin ya da ilginin başka yöne çekilmesi­dir. Dikkatin başka yöne yönelmesi genellikle çalışırken ve­ya okurken evde radyo, televizyonun açılması, kardeşlerinin odasına girmesi gibi dışsal etkilerle oluşur. Dikkatin bu tür dağılmasının önlenmesi için öğrenmele­rini en iyi destekleyen çevresel özellikleri belirleyip düzenle­mek önemlidir. Bazı günler ona evde uygun ortam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrencilerin kendi kendilerine çalışırken en yaygın so­runlarından biri, zihnin ya da ilginin başka yöne çekilmesi­dir. Dikkatin başka yöne yönelmesi genellikle çalışırken ve­ya okurken evde radyo, televizyonun açılması, kardeşlerinin odasına girmesi gibi dışsal etkilerle oluşur.<br />
Dikkatin bu tür dağılmasının önlenmesi için öğrenmele­rini en iyi destekleyen çevresel özellikleri belirleyip düzenle­mek önemlidir. Bazı günler ona evde uygun ortam hazırlayamayacaksanız kütüphane gibi sessiz bir yere gitmelerini tavsiye edebilirsiniz.</p>
<p>Dikkatin dağılması kimi kez öğrenciden de kaynaklanır. &#8220;Bunu anlayamadım&#8221;, &#8220;Bu projeyi yapma olasılığım zayıf&#8221; gi­bi kendi kendine olumsuz düşünme, güdülenmeyi düşürerek dikkati azaltır. Güven, öğrenmede çaba harcama ve amaca ulaşmada bireyin inançlarında ortaya çıkar. Olumlu öz konuşmalar, güvenin sağlanması ve sürmesinde etkili olabilir.</p>
<p>Güveni olumsuz etkileyen etmenler ise test kaygısı, verilen görevi iyi yapamama korkusu olabilir.<br />
Acaba bu sıkıntının nedeni şunlardan biri olabilir mi?<br />
■  Öğrencinin hedefi, yeteneğine ve seviyesine uygun de­ğil. Ailelerin çoğu öğrencilerini olduğundan yüksek görme­ye meyillidirler.<br />
&#8220;Çalışsa yapar, ama çalışmıyor ki&#8221; diye düşünürler. Bu ne­denle mesela sayısal yeteneği düşük olsa da ısrarla sayısal he­deflere yönlendirirler. Bu durumda çocuk yapamadığını gö­rerek bezginliğe umutsuzluğa düşecektir. Bu da onun yapa­bileceğinden de mahrum kalmasına neden olur.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/20082007104559_499_498364coc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8792" title="20082007104559_499_498364coc" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/20082007104559_499_498364coc.jpg" alt="" width="248" height="248" /></a><br />
■  Bu dersi sınıfta ve dershanede anlamasına engel olan bir durum olabilir. Geçmişte bu dersin temeli olan konuları iyi öğrenememiş olabilir. Öğretmenin devamsızlığı, görevini iyi yapmaması gibi bir durum da olabilir. Öğrencinin bu tip sıkıntılarına ilgi gösterilmesi gereknv<br />
■  Çocuğunuz bu derse karşı ön yargı geliştirmiş olabilir. Ergenler arkadaş çevresinin telkinine çok elverişlidir. Bazı öğrencilerin kendileri anlayamadığı için &#8220;matematik, fizik zordur&#8221; gibi sözleri sizin çocuğunuzu etkilemiş olabilir. Ba­zen de öğrenciler, zeki ve çalışkan arkadaşlarını dışlama eği­limine girerler. Bundan etkilenme olabilir.<br />
■  Bu konuyu daha önce bu konuda öğrenilenlerle birleş­tirmesine engel olan bir durum olabilir. Aradaki bağlantıyı kurmasına engel olan kopukluk belki de çok basittir. Önce o bağlantının anlaşılması gerekmektedir.<br />
Eğer çocuğunuzun dersi anlaması bu ve benzer nedenler­den dolayı mümkün olamıyorsa dikkati kolayca dağılır. Bu yüzden çalışma isteği bir türlü uyanmaz. Çalışmaya isteksiz başladığı için sık sık ara verir; hayallere dalar. Bedensel ola­rak kitapların yanında olsa bile zihinsel olarak oralardan çok uzaklardadır.<br />
Çocuğunuzun bu halini duruşundan, oturuşundan bile anlayabilirsiniz. Gözleri dalgındır; sırtı eğilmeye, omuzlar çökmeye ve vücut coşkulu halini kaybetmeye başlamıştır.<br />
Böyle bıkkın bir edada derslerinin başında oturacağına biraz dolaşsın daha iyi. Açık havada dolaşıp, kendine geldik­ten sonra yanınıza çağırın; bir üzüntüsü mü var, derse ken­dini vermesini engelleyen sorunu mu var anlamaya çalışın. Eğer çözemeyeceğiniz bir şey olsa dahi paylaşmak onu ra­hatlatabilir.<br />
Tatlı bir şeyler yemek gibi, moralini düzeltecek bir geyler yaptıktan sonra daha şevkli ve canlı bir şekilde dersinin ba­şına otursun.<br />
Çocuğunuzu ders çalışırken dikkatini dağıtan bir şey de, vücudundan gelen sinyallerdir. Özellikle uzanarak, ya da masa üstüne iyice abanıp kendini bırakarak ders çalışıyor­sa, uyuklama haline girer. Bu durumda bilinçaltının arzula­rı ve duyguları onu bürümeye başlar. Artık dikkatini derse veremez.<br />
Derste öğrenme halinin sürdürülebilmesi için vücudu dinç ve canlı hale getirmesi gerekir. Dik bir duruş, alınan birkaç derin nefes, neden ders çalışması gerektiğini düşü­nüp, şevke gelmek canlanmayı sağlayabilir. Bu durumda beyne yapılacak olan davranışa istekli olunduğu mesajı gi­der. Beyin gelen bu mesaja göre ders çalışma davranışına olumlu bir duygusal boyut kazandırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kaygıyı yönetmek</strong></span><br />
Kaygı normal duygularımızdan biridir. Hayatımızda rolü olacak bir durum öncesinde belli bir ölçüde kaygı hissetmek, sağlıklı bir durumdur. Kaygılar insanı tedbirli olmaya yön­lendirir, gayrete getirir. Ancak gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzıyla birlikte endişeye dönüşen kaygılar, kişiyi amaçtan uzaklaştırır.<br />
Daha önce işlediğimiz gibi, kaygının kontrolden çıkması stres dediğimiz bedensel ve ruhsal kötü hissetmelere neden olur. Çocuk bu kötü hisleri yaşamamak için sınavı düşün­mekten kaçıp, kendini iyi hissedeceği oyun eğlence gibi fa­aliyetlere bırakabilir. Sağlıksız olan kaygı, bedene ve ruha hakim olan, yönetilemeyen kaygıdır.<br />
Sınav öncesinde normal düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha fazla çaba göstermeye yönelik bir ipu­cu olarak algılarlar. Kaygısı yüksek olanlar ise yaşadıkları; kalp çarpıntısı, huzursuzluk gibi rahatsızlıklar yüzünden, bu­nu olumsuz bir durum olarak görmektedirler.<br />
Yapılan araştırmalar, sınav kaygısı yüksek olan kişiler için en büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında hatırlayamamak olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, kaygısı yüksek olan kişilerin kaygısı düşük olanlara kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları görülmektedir. Bu bulgular da sonuçtaki düşük performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizliğe değil, olumsuz düşün­celerinin kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıya bağlanabileceğini göstermektedir.</p>
<p>Eğer öğrenci kaygısını yönetemezse, sınav sonrasında kendini, süreyi iyi değerlendiremediği için bildiklerini yapa­mamış, dikkatsizlik nedeniyle işaretleme hataları yapmış, ba­zen de endişe yüzünden doğru yaptığınız soruları sonradan değiştirmiş halde bulur. Bütün bunlar, kaygının kişiye hakim olup, olumsuz beklentiye sürüklemesinden; potansiyelini kullanmasına engel olmasındandır.<br />
Öyleyse çocuğunuza kaygısını sağlıklı yönetmesini öğret­melisiniz. Bunun için ilk yapacağınız şey; sınav konusunda konuşurken olumsuz cümle kurmamak; bilakis daima iyim­ser ve ılımlı bir tavır takınmaktır. Mesela &#8220;bu sınavda başa­rısız olursan&#8221; diye başlayan hiç bir cümle kurmayın. Hele bu cümlenin devamını çocuğunuzu amacından uzaklaştıracak şekilde kesinlikle bitirmeyin.<br />
&#8220;&#8230;el aleme ne derim&#8221; yada &#8220;babanın gözüne görünme&#8221; gi­bi cümleler, çocuğa hiç bir şey kazandırmadığı halde olum­suza yoğunlaştırır. Oysa çocuk ne elalem için okumaktadır ne babası için. Çocuğunuza kendisi için çalıştığını, kendi ha­yatı için elinden geleni yapması gerektiğini öğretin. Artık elinden geleni yapmışsa üzülmemesini de hatırlatın.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Zamanı yönetmek</strong></span></p>
<p>Kaygının başlıca nedenlerinden bir de zamanı yönetmek meselesidir. Çocuğunuzun sınava hazırlığını tamamlamak için belli bir süresi vardır. Bu süre içinde öğrenmesi gereken dersler gibi, bir de soruları belli bir süre içinde çözme alış­tırmasına da ihtiyacı var. Bu nedenle çocuğunuzun zaman yönetimini öğrenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çocuğunuza zamanını en verimli şekilde yönetmesi için yardımcı olun. Sabahları erken kalkıp çalışmasını sağlayın. Sabah saatlerinde zihin berrak ve dinlenmiştir, bu zamanı en zor derslere ayırmasını, kolay dersleri akşam saatlerinde göz gezdirmesini söyleyebilirsiniz.<br />
Ona &#8220;Önünde belli bir zaman var. Bunu kendi yararına kullanmak elinde&#8221; diyerek, hayatının kontrolünü eline alma­sını öğütleyin. Kontrolünü yitirdiği konulara dikkat çekin. Yargılamadan, şefkatli bir ses tonuyfe,<br />
&#8216;Yavrum, televizyon karşısına geçince takılıyor, bir daha kalkamıyorsun. En iyisi mi hiç açma şu aleti.&#8221; Deyin. Yada<br />
&#8220;Eğer telefonu kapatmazsan seni rahat bırakmayacaklar. Bana kalırsa arkadaşlarınla konuş, belli saatler dışında gö­rüşmeyin. Yazık değil mi, seni de oyalıyorlar, kendileri de oyalanıyorlar.&#8221; Şeklinde tavsiyelerde bulunun.<br />
Bunları baskı ve eleştiri şeklinde değil; tavsiye şeklinde söyleyin. Elbette hayatından ders dışındaki herşeyi çıkaracak değilsiniz. Sadece kontrolünü yitirecek şekilde kapılmasını engelleyin.<br />
Öğrenciler imtihan dolayısıyla fazla ders yapmaya zor­landıklarında, sıkılmakta, bunalmakta ve bir bıkkınlık içine girebilmektedir. Bu çocuğun ruh sağlığını zorlayan bir du­rumdur. Çocuk imtihana hazırlanırken zevk aldığı şeyler ta­mamen ortadan kaldırılmamak, ölçülü olarak çocuğun ha­yatını renklendirmelidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Tercihleri yönetmek</strong></span><br />
Eğitim hayatının başından itibaren çocuğunuzu doğru ta­nımak ve ona en uygun şekilde yönlendirmek onun başarısı için çok önemli. Elbette bunu doğru yapabilmek için, öğret­menlerinin fikrinden yararlanmalısınız.<br />
Çocuğunuza hedef gösterirken gerçekçi ve esnek olmak çok önemlidir. Hiç bir zaman bir veya birkaç seçeneğe odak­lanmayın. Hele de yüksek öğrenim şartları ve çocuğunuzun seviyesi hakkında bilgi sahibi olmadığınız halde yönlendir­me yapmaya kalkışmayın. Mesela çocuğunuz vasat bir zeka ve başarı seviyesine sahip olduğu halde,<br />
&#8220;Doktor veya mühendis olamayacaksan hiç okuma daha iyi.&#8221; Gibi bir cümle kurarsanız onun dünyasını baştan yıkar­sınız. Siz aynı şartlarda okusaydınız, bu fakülteleri kazanabi­lecek miydiniz?<br />
Bu zamanda anne babaların temennilerini içlerinde saklaması, gerçekçi olmayan zorlamalara kalkışmaması daha doğru olur. Çocuğunuzun eğitim hayatını en uygun tercihe yön­lendirmesi için rehberlerle bir araya getirin yeter.<br />
Bazı öğrenciler büyük hedeflerle daha kolay motive olur, bazıları ise büyük hedeflere inanamaz; başarısızlıktan korkar. Her iki durumda da birçok seçeneğe açık ve esnek ol­makta yarar var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/cocuklarin-dikkatini-yoneltme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Motivasyon</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/motivasyon/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/motivasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 11:43:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8786</guid>
		<description><![CDATA[Hiç kimse istemediği, zevk almadığı bir işi severek yapa­maz. Hele de artık hayatını kendisi yönetmek isteyen ergen­lik çağı çocuğu, sürekli ikazlar ve emirler almaktan hoşlan­maz. Bu nedenle ders çalışma kararını kendilerinin vermesi önemlidir.Öğrencilerin ders çalışmaya başlayamamalarının nederıi &#8220;Niçin çalışmalıyım?&#8221; sorusuna yanıt verememelerinden kaynaklanır. Her davranışın bir nedeni olduğu gibi ders ça­lışmanın da bir nedeni vardır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç kimse istemediği, zevk almadığı bir işi severek yapa­maz. Hele de artık hayatını kendisi yönetmek isteyen ergen­lik çağı çocuğu, sürekli ikazlar ve emirler almaktan hoşlan­maz. Bu nedenle ders çalışma kararını kendilerinin vermesi önemlidir.Öğrencilerin ders çalışmaya başlayamamalarının nederıi &#8220;Niçin çalışmalıyım?&#8221; sorusuna yanıt verememelerinden kaynaklanır. Her davranışın bir nedeni olduğu gibi ders ça­lışmanın da bir nedeni vardır. Aileler çocuklarının; &#8220;neden ders çalışmaları gerektiği&#8221; sorusunun cevabını bulmaya yön­lendirmelidirler. nu bir hedefe heveslendirin. Bu hedefi için okumayı, ^~ okumak için ders çalışmayı ister hale gelsin. Eski dilde teşvik, yani şevklendirmek, coşku ve istek uyandırmak, şimdiki dilde motive etmek; iki yolla olabilir; korku ve umut. Siz ^ çocuğunuzu teşvik etmek için daha çok umut aşılayın. İstediği şeyleri elde etmesinin mümkün olduğunu düşündürün. &lt;û. Eğer çocuğunuz neden okuması gerektiğinin cevabını; % &#8220;düşündüm de, aslında benim ders çalışmam gerekmiyor.  Çünkü ben okumak istemiyorum. Ben&#8230;..olmak istiyorum,<br />
bunun için ise okumaya gerek yok&#8221; şeklinde bulduysa,, onu<br />
bu cevabın sağlıklı olup olmadığıyla yüzleştirin.<br />
&#8220;Peki&#8230;..olmak için daha mı az çalışacağını sanıyorsun?&#8221;<br />
diye sorun. Bu soru üzerinde düşünüp kafa yormasına izin<br />
verin.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/motivasyon.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8787" title="motivasyon" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/motivasyon-291x300.jpg" alt="" width="291" height="300" /></a></p>
<p>Yapmak istediği öteki şeylerin gerçekçiliği üzerinde konu­şun. Bunları yapabileceği kesin mi? Yapamazsa bir alternati­fi olacak mı?<br />
Kendİ gençliğinizle ilgili pişmanlıklarınız varsa samimi­yetle paylaşın. Onu düşündüğünüzü hissettirin. En iyisi, okuyarak iyi bir yere gelmiş birini örnek gösterin, böylece öncelikle okumaya motive edin. Tahsil hayatına dönmek için bir daha fırsatı olmayacağını, bu yaşlardaki zekâ ve fır­satım kaybederse geri gelmeyeceğini gösterin.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Severek çalışmak</strong></span><br />
Ders çalışmayı sevmek, meraklı bir yapıya ve soyut, yük­sek zevklere sahip olmakla mümkündür. Zeki kişiler televiz­yon izlemekten değil, kitap okumaktan, dedikodu etmek­ten değil, bulmaca çözmekten zevk alırlar. Bilgisayar başına geçince oyun oynamak değil, internette yeni bir şeyler öğ­renmek peşinde olurlar.Çocuğunuza bu yüksek zevkleri açılamanız için öncelikle örnek olmanız ve küçük yaştan itibaren alışkanlık kazandır­manız gerekir. Eğer sizi kitap okurken görürse o da okur. Si­zi gevezelik ederken görürse o da arkadaşıyla mesajlaşma ile zaman geçirir.<br />
Ders çalışmayı sevmek için hayattan başarı yoluyla zevk almak alışkanlığı da önemlidir. Bu da yine örnek alma yo­luyla kazanılan bir alışkanlıktır. Eğer sizi alışveriş yaparken, kuaförde dış görüşünüzle uğraşırken ve sürekli bu gibi şey­lerden bahsederken görürse onun da hayattan beklentisi bu gibi fiziksel amaçlar olacaktır. Ama eğer sizin kişisel gelişim­sel veya manevi bir hedefiniz varsa, onun için çalışmaktan zevk alıyorsanız, o da bunu örnek alır.<br />
Ayrıca yüksek zevkler önce biraz sabredilerek kazanılır, sonra doğallasın Çocuğunuza şöyle söyleyin; &#8220;çalışma iste­diğini uyandırmak için şimdi çalışmaya başla ve bunu sür­dürmeye çalış. Bir süre sonra ders çalışmayı severek yapma­ya başlayacaksın. Başardıkça başarma zevki ile daha severek çalışacaksın.&#8221;</p>
<p>Birçok öğrenci çalışma isteğinin ortaya çıkması için &#8220;İl­ham&#8221; bekler. Oysa &#8220;İlham&#8221; yapılması istenen davranışlar için gelir. İnsanlar yapmak istediklerini önce düşünürler. Bu dü­şünceler bilinçaltına atılır. Bilinçaltı otomatik bir pilot gibi devreye geçer. Biz diğer davranışlarla meşgul olurken o çö­züm üzerine yoğunlaşır ve çözümü bulur. Böylece &#8220;İlham&#8221; ortaya çıkmış olur.Bir başka deyişle, gençler öncelikle ders çalışarak &#8220;sorula­rın cevabını samimiyetle merak etmelidir.&#8221; Eğer bunu başara­bilirlerse, cevapları kolaylıkla kavrayabildiği doğal öğrenme süreci gelişir. Hatta doğru cevaplar ilham gibi kalbinde oluş­maya başlar. Öğrenme zevkini bir kere kazanınca artık öğ­renme doğal bir faaliyet haline gelir.<br />
Bu konuda da anne babaların yapacağı en faydalı davranış, &#8220;otur dersini çalış&#8221; demekten öte bir tavır geliştirmektir. Anne babaların çok azı ders konuları üzerinde konuşmak ve böyle­ce çocuğun ilgisini uyandırmak yolunu seçer. Oysa bu yapıla­bilse öğrenme hayatın doğal bir parçası haline gelecektir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İnanç ve kararlılık</strong></span><br />
Çocuğunuzun okumayı istemesi önemli bir noktadır. An­cak bu isteğin yitirilmesi kolaydır. Çünkü onun henüz haya­tını yönetme gücü zayıftır. Bu nedenle ders çalışmaya uzun süre yoğunlaşamama problemi yaşar. O zaman da yılgınlık hisseder.<br />
Düzenli ders çalışma programını sürdürememesinin ne­deni; onu algılayış biçimidir. Ders çalışma konusunda öğren­cilerin zihinlerinde çeşitli genellemeler vardır. &#8220;Ders çalış­mak sıkıcı bir faaliyettir. Bundan nefret ediyorum.&#8221;</p>
<p>Zihinlerinde bu ve benzeri genellemeler bulunan öğren­ciler çalışmayı inanç ve alışkanlık haline dönüştürerek bu durumdan kurtulabilirler. Bunun için ise ders çalışmak ge­reğine inanması ve bunun zorluğuna sabretmesi gerekir. Sa­bır klasik bir tavsiyedir ama etkilidir.Çocuğunuz şunu iyi bilmeli ki, &#8220;ders çalışmaktan hoşlanmayı beklememeli, ama ulaşacağı sonucu düşünerek geçici sıkıntıya katlanmalıdır.&#8221;Bunun için ise, başarabileceğine inanması ve kararlı olması gereklidir. Öğrencilerin etkili bir çalışma sergileyemeyişleri, bu çalışmayı, gezme, Tv seyretme, internet, oyun vb. seçenekler arasında bir tercih olarak görmeleridir.<br />
Oysa ders çalışmak bir tercih değil zorunluluk olarak al­gılanmalıdır. Zaten hayatı boyunca yapmak zorunda olacağı bir takım zorunluluklar daima olacaktır. Ders çalışmak bun­ların ilkidir. Yetişkin olmak, işte böyle bir şeydir!<br />
Eğlenmek, gezmek, arkadaşlarıyla konuşmak gibi faali­yetler, ders çalıştıktan sonra belirli bir süre dinlenmek için ayrılan rahatlama zamanları olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/motivasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ders Başarısı İçin Öneriler</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/ders-basarisi-icin-oneriler/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/ders-basarisi-icin-oneriler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 11:29:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8782</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde eğitim fırsatından yararlanma konusu büyük bir yarış haline gelmiştir. Her yarış gibi bu yarışı kazanmakda strateji ister. Her ne kadar yarış ruhunu abartmayın de­sek de, gelecekleri için bu dönemi iyi değerlendirmelerinin önemini anlatma gerek yok. Çocuğunuzun ulaşabileceği en yüksek hedefe ulaşabilme­si; imkânlarından en iyi şekilde yararlanmasına bağlı. Bunun için ise başta sizin ona rehberlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde eğitim fırsatından yararlanma konusu büyük  bir yarış haline gelmiştir. Her yarış gibi bu yarışı kazanmakda strateji ister. Her ne kadar yarış ruhunu abartmayın de­sek de, gelecekleri için bu dönemi iyi değerlendirmelerinin önemini anlatma gerek yok.<br />
Çocuğunuzun ulaşabileceği en yüksek hedefe ulaşabilme­si; imkânlarından en iyi şekilde yararlanmasına bağlı. Bunun için ise başta sizin ona rehberlik yapmanız gerekiyor. Evet, yapacağınız şey rehberlik, yani yol ve yöntem göstermek ol­malı, çocuğunuzu arkadan itmekle ilerletemezsiniz.<br />
Öğrencilerin ergenlik çağının özelliğine bağlı olarak bazı duygusal etkilerle güçlükler yaşarlar. Bu güçlükleri ortadan kaldırmak için siz de yardımcı olabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ders.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8783" title="IC001134" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/03/ders-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ders çalışmaya başlamak</strong></span><br />
Ders çalışmak hoşa giden bir faaliyet değildir. Hangi öğ­renci ders çalışmanın, televizyon seyretmekten, gezmekten, eğlenmekten, keyfine göre hareket etmekten daha zevkli ol­duğunu söyleyebilir?<br />
Öğrencilerin çoğu ders çalışmaktan hoşlanmaz. Onu sa­dece yapılması zorunlu olan bir davranış olarak algılar. Ço­cukluktan çıkan, yetişkin bir birey haline gelmeye başlayan çocuğunuz; psikolojik olarak tüm davranışlarını istediği yö­ne doğru yönlendirmek isteyecektir. Bu nedenle artık ona bir şeyler yaptırmak kolay değil. En iyisi onu anlamak, ne­den ders çalışmaya başlayamadığını fark etmesini sağlamak.<br />
Birçok öğrenci ders çalışmayı erteler, bir türlü dersin ba­şına oturamaz. Bunun kişiliğe bağlı olara çeşitli nedenleri vardır. En yaygın neden ders çalışmaktan kaçınmaktır.Öğrencinin zihninde ders; sorumluluk anlamına gel­mektir. Okul hayatında sınavda test edilmek, yarışa zorlan­mak, kaybederse kınanmak gibi hoşa gitmeyen ihtimaller söz konusudur.<br />
Bunlar ona hoşuna gitmeyen duygular hissettirdiği için kaçınır, kendini hoşuna giden duygular hissettiği arkadaşlık ilişkileri, duygusal ilişkiler, müzik dinlemek televizyon izle­mek gibi şeylere bırakmak ister. Bu kaçınma hoşa gitmeyen şeylerden hoşa giden şeyler kaçınmadır.<br />
Bir başka kaçınma davranışı da, ders çalışmayı kendini daha hazır hissettiği bir zamana erteleme şeklindedir. Da­ima bir gün kendimi ders çalışmaya uygun hissedeceğim di­ye bekler, böylece zaman geçer. Oysa bu zaman hiç gelme­yecektir.<br />
Ergenlik çağı benliğin inşa edildiği bir dönem olduğu için bu dönemde isyan ve inatlaşma türü davranışlar da yaygın­dır. Bazı ergenler &#8220;ders çalış!&#8221; emri almaktan hoşlanmadığı­nı, kendisine istemediği bir şeyin yaptırılamayacağını ters davranışlarla ifade etmeye yönelmişlerdir. Ertelemenin ne­deni de bu inatlaşmadır. Ders çalışmaya başlaması için ken­di kararını vermesi gerekmektedir.<br />
Bazı öğrenciler ise şimdiden çalışırsa o zaman dek unuta­cağını düşünür; nasıl olsa kısa zamanda hazırlanabileceğine güvenir.</p>
<p>Kimisi de bir konuya veya derse aşırı odaklanır; onu iyi­ce öğrenmeden diğerlerine geçmek.istemez. Bu sefer de ders programı aksar, karamsarlığa düşer. Bazıları hedefi çok zor ve uzak görür, başarabileceğine inanmaz.<br />
Hatta bazıları da başarıdan korkar. Eğer iyi bir fakülte­yi kazanırsa çok zor bir eğitim hayatının onu beklediğini düşünür.<br />
Kendi yolunda yürümek yerine başkalarına odaklananlar da umutlarını kolay yitirirler. Başkalarının çok zeki ve çalış­kan, kendisinin ise yeterince zeki ve çalışkan olmadığını dü­şünerek baştan kaybettiklerine inanmışlardır.<br />
Çocuğumuzun da kişiliğine bağlı olarak yanlış inanç ve yersiz kaygıları olabilir. Bunları ortaya çıkaran, arkadaş çev­resi vs. etkiler de söz konusu olmuş olabilir. Öncelikle bu problemleri aşıp, başarmak istemesini sağlamalısınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/ders-basarisi-icin-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğrencilerin Sınav kaygısı</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/ogrencilerin-sinav-kaygisi/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/ogrencilerin-sinav-kaygisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 16:54:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8775</guid>
		<description><![CDATA[Öğrencilerin bazı yılları diğerlerine göre daha güçtür. Me­sela altıncı sınıf, önemli değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Öğrenci ilköğretimden çıkıp, orta öğretime başlamakta, bir­den fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döne-, minde ise okula devam ederken aynı zamanda sınavlara ha­zırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklenmektedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrencilerin bazı yılları diğerlerine göre daha güçtür. Me­sela altıncı sınıf, önemli değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Öğrenci ilköğretimden çıkıp, orta öğretime başlamakta, bir­den fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döne-, minde ise okula devam ederken aynı zamanda sınavlara ha­zırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklenmektedir.<br />
Üstelik içinde bulunduğu gelişim dönemi ergenin öğren­mesinde etkili olabilmektedir. Ergenlik döneminde okul ba­şarısında dalgalanma görünmesi tabidir. Çünkü ergenlik dö­neminde yaşanan duygusal durum dikkatini derslere verme­yi güçleştirebilir. Bu dönemde çocuklar sosyal hayatlarına, arkadaşlarına daha fazla önem verip derse daha az ilgi gös­terebilirler. Aileler çocuklarının bu umursamazlıklarından endişelenip, uyarılarını artırmaktadırlar.<br />
<a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/02/snavkay.jpg"><img src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/02/snavkay-300x203.jpg" alt="" title="snavkay" width="300" height="203" class="alignleft size-medium wp-image-8776" /></a><br />
Ancak araştırmalar gösteriyor ki, sınavda başarısız olup, ailenin ve çevrenin kınamasına maruz kalma endişesi de ço­cuklarda dikkati yoğunlaştıramamaya neden olmaktadır. Hatta bu sebeple bu dönemdeki çocuklar; trafik kazası ge­çirmek gibi olumsuz durumlara daha yatkın oluyorlar. Üste­lik aşırı kaygı, sınavı bir kâbus, bir tehdit gibi algılamaya ne­den olduğu için başarıyı engelliyor.<br />
Sınav kaygı düzeyi normal olan kişiler; sınavı, başarıları­nın test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken; kaygısı normalin üzerinde olan kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar. Bu nedenle sınavla ilgili her konuda kendileriyle kötümser bir diyalog içine girerler. Mesela &#8220;Eyvah, yine sı­nav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim.&#8221;<br />
&#8220;Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek.&#8221;<br />
&#8220;Zaman kalmadı. Hiç bir şey bilmiyorum, kesin; herkes çalışmasını bitirmiştir.&#8221;<br />
&#8220;Sınav gününe kadar çalışmış olsam da nasıl olsa her şeyi birbirine karıştıracağım.&#8221;<br />
Öğrencilerin böyle karamsar düşünceler içinde olmaları­nın nedeni, sınavı hayatın sonu gibi algılamalarındandır. Ai­le çocuğuna sürekli;<br />
&#8220;Eğer bu sınavda ortalamanın altında kalırsan hayatın berbat olur. Hayatının geri kalanında hiç bir işe yaramazsın, ikinci sınıf insan olursun, mahvolursun.&#8221; Mesajı gönderince, çocuk ister istemez aşın derecede gerilmektedir. Hatta öğ­renci normalde kendi kendisine daha sağlıklı bir algı içinde olsa.dahi aile ve çevrenin sıkıştırması yüzünden aşırı gerili­me girmektedir.<br />
Oysa velilerin bilmesi gereken şudur, &#8220;bu sınav çocuğu­nuzun sadece belli bir yönünü, dersleri kavrama gücünü açı­ğa çıkaran bir testtir. Bu sınavlardan yüksek puan alıp, yük­sek okullarda okuduğu halde hayatta başarılı ve mutlu olma­yanlar olduğu gibi, başarısız olup, başka alanlarda kendini gösterenler de vardır. Önemli olan bir insanın ruh dengesi­nin salim ve öz güveninin gerçekçi olmasıdır.&#8221;<br />
Bununla birlikte elbette ailelerin uyan yapmasının neden­leri anlaşılabilir. Aslında ailelerin bu hatırlatmaları, çocukla­rını umursamaz görmelerinden kaynaklanmaktadır. Onu ar­kadaş ve eğlence peşinde koşuyor, bu dönemin önemini an­layamıyor gördükçe; ileride pişmanlık duyacağını da göz önüne alarak sürekli uyarmaktadırlar.</p>
<p>Çocuğunuzun henüz çocuklukla gençlik arasında, duygu­sal ve öz disiplini düşük bir dönemde olduğunu artık biliyor­sunuz. O halde çocuğunuza hatırlatmanız gereken asıl şey, sınav değil, kendi değeridir.<br />
Öncelikle çocuğunuza hedeflerini gerçekçi bir şekilde be­lirlemesini ve bunlar için planlı hareket etmesini öğretin. Başkalarının beğenisi için yaşamanın, duygularının sürükle-mesiyle hareket etmenin pişmanlık getireceğini anlatın.<br />
Hatta en iyisi örnek olun; mesela eğer siz arkadaş, ahbap ilişkilerine aşırı mana yükleyen, amaçsızca hayatın akışı içinde sürüklenen bir insansanız, çocuğunuz da sizi örnek alacaktır.<br />
Ona, &#8220;insan ilişkilerine ancak belirli bir süre ayırması, bu­nun dışında kendi amaçları için çalışmayı ihmal etmemesi için&#8221; öncelikle siz örnek olmalısınız.<br />
Bu konuda güzel bir nükte vardır.<br />
Amerikan başkanlarından birine sorulur,<br />
- Liderlik başarınızı neye borçlusunuz? Diye, o da cebin­den bir parça ip çıkarıp masaya koyar ve şöyle cevap verir;<br />
-  Bakın bu ipi itmekle ilerletemezsiniz. Ama çekerseniz gelir. Bunun gibi, ben de inandığım yolda yürüyerek, önder olmaya çalıştım, insanlar da benim peşimden geldi.<br />
Bunun gibi, siz de çocuğunuza öğrenme sevgisi konusun­da, hedefleri için sabırla çalışma konusunda örnek olmalısınız.<br />
Sadece soru çözmek değil, ilgi duyarak, merak ederek an­siklopedi karıştırmayı, iyi vakit geçirme yöntemi olarak ki­tap okumayı, bulmaca çözmeyi; örnek olarak öğretmelisiniz.<br />
O zaman çocuğunuz, &#8220;neden ders çalışması gerektiği, eği­tim hayatının geleceği için önemi&#8221; gibi konularda bilinçlen­miş ve öz disiplinle harekete geçmiş olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/ogrencilerin-sinav-kaygisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte Okul Dönemi</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-okul-donemi/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-okul-donemi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 16:28:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=8768</guid>
		<description><![CDATA[Ergen kızınız iç dünyasında bir takım güçlü değişiklikler geçirirken, bir yandan da okul ortamında her geçen gün ağırlaşan derslerle boğuşmaktadır. Okul hayatı özellikle bu dönemde çok değer kazandığı için, aileler çocuklarının duy­gularından çok derslerine ilgi göstermektedirler. Günümüzde sınav maratonunun başlangıcı ilkokul çağla­rına kadar gerilemiştir. Henüz 12-13 yaşındayken bir telaş başlamakta, gençler sadece sınavlarda başarıya yönlendiril­mektedirler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kadinlar.tc/genc-kizin-ergenlik-doneminde-cevresiyle-iliskileri/">Ergen kız</a>ınız iç dünyasında bir takım güçlü değişiklikler geçirirken, bir yandan da okul ortamında her geçen gün ağırlaşan derslerle boğuşmaktadır. Okul hayatı özellikle bu dönemde çok değer kazandığı için, <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/aile-hukuku/">aile</a>ler <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/bebek-ve-cocuk-sagligi/">çocuk</a>larının duy­gularından çok derslerine ilgi göstermektedirler.<br />
Günümüzde sınav maratonunun <a href="http://www.kadinlar.tc/bas-agrisi/">baş</a>langıcı ilkokul çağla­rına kadar gerilemiştir. Henüz 12-13 yaşındayken bir telaş başlamakta, gençler sadece sınavlarda başarıya yönlendiril­mektedirler. Özellikle ergenliğin son döneminde üniversite­ye seçilme ve yerleştirilme gerginliği ile gençlerin tedirginli­ği had safhaya çıkmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/02/okul_donemi-300x270.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8769" title="okul_donemi-300x270" src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2010/02/okul_donemi-300x270.jpg" alt="" width="300" height="250" /></a><br />
Gerçi bu günümüz <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/egitim-ve-ogretim/">eğitim</a> anlayışında bir derece anlaşıla­bilir. Bunun sorumlusu sadece veliler değil, bütün bir eğitim sistemimizdir. Ancak bazı velilerin durumu abarttıklarını görmek mümkündür.</p>
<p><a href="http://www.kadinlar.tc/cocuklar-icin-oyun-ve-oyuncaklar/">Çocuklar</a>ımız en duygusal ve ilgiye muhtaç oldukları bir çağda katı bir disiplinle yarış atı gibi başarıya zorlanmaktadır. Birçok ailede sevgi ve kabullenme; sınavlarda başarı şartına bağlanmaktadır. Çocuk bunun baskısı altında ezilmekte, sev­gi boşluğunu yanlış şekillerde doldurmaya kalkışmaktadır.</p>
<p>Oysa çocuk sadece sınavda başarılı olmak için değil, yeni bilgiler öğrenmek ve beceriler kazanmak için okula gider. Velilerin bunun farkında olması gerekir. Sınavlarda soru çözmekle ancak zeka derecesi ölçülebilir. Oysa böyle bir yöntemle ölçülemeyen birçok beceriler vardır ki, çocuğun hayatına en az o sınav sonuçları kadar etki edecektir.<br />
Mesela <a href="http://www.kadinlar.tc/genc-kiz-ve-okul-hayati/">okul hayatı</a> çocukların sosyal hayatının önemli bir kısmını oluşturur. Bir başka deyişle okul aynı zamanda çocuğun kendisi ve çevresi ile uyum becerilerini kazanacağı sosyal ortamdır. Burada çocuğunuz sosyal beceriler kazanır ve bu becerileri bütün bir ömründe değerlendirir. Hepimizin bildiği gibi, başarılı ve mutlu hayat için matematik soruların­dan çok daha karmaşık olan ilişki sorunları çözmek gerek­mektedir.</p>
<p>O halde kabul etmeliyiz ki çocuklarımız okulda sadece soru çözmek için değil, sorun çözmek ve hayatı tanımak için de okumaktadırlar. <a href="http://www.kadinlar.tc/anne-ana/">Anne</a> babaların bunu hiçbir zaman unut­mamaları gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Karne gerilimi</strong></span><br />
<a href="http://www.kadinlar.tc/ergenlik-cagi-bozukluklari/">Ergenlik</a> döneminde aile ile çocuk arasında okul algısı farklılığı söz konusudur. Aile okulu çocuğun geleceği için en önemli basamak olarak görür. Çocuklarının yüksek tahsili ve mesleğini kazanması için mutlaka derslerinde başarılı ol­ması gerekmektedir. Oysa çocuk okulu daha çok sosyal bir ortam olarak algılar. Arkadaş edindiği, sosyal etkinliklerde bulunarak kendisini gösterdiği bir ortamdır okul.<br />
Bu algılama farkı yüzünden ailelerle çocukların arası ge­nellikle gerilimlidir. Aile çocuğun okuldan eve döndüğünde bile hala cep telefonuyla arkadaşlarıyla mesajlaşmasından rahatsızdır. Sık sık &#8220;Ne zaman derslerine çalışacaksın! Bak sınavlar yaklaşıyor; sonra görüşürüz seninle!&#8221; gibi cümlelerle aile er­gen arasında gergin bir hava eser.</p>
<p>Aslında ailenin bilmediği bir şey vardır; o da çocuğun ha­yattaki başarısında bu dönemde aldığı notlar kadar önemli olacak bir başka şey de duygusal ve sosyal gelişimidir. İleri­de duygusal zekâ konusunda işleyeceğimiz gibi, ergenlik ça­ğında kimliğini kazanmamış, duygularını <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/saglik/">sağlık</a>lı yönetme ve ilişkilerini düzgünce sürdürme yeteneklerini geliştirememiş kişiler, okullarını ne kadar yüksek puanlarla bitirseler de ha­yatta mutlu ve başarılı olamamaktadırlar.<br />
Hatta çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi hissedip, baskı­larınızdan etkilenerek sınav kaygısı içine itilmesi, kısa vade­de sınav ve karne başarısını da olumsuz etkilemektedir. Bu dönemde de velilere çocuklarını yakından izleyip, destek ol­mak düşmektedir.</p>
<p>Ergen çocuğunuzu şartlı sevgi; yani ders başarısına bağlı sevgi ile değil, ne olursa olsun sevgi ile karşılamahsınız. Ba­şarıyı da ayrıca takdir ve övgü ile mükâfatlandırabilirsiniz, ama başarısızlık sevgi azalmasına neden olmamalı. Çünkü hepimizin bildiği gibi, sınavlarda yüksek puan almak için ge­rekli şartların bir kısmı çocuğumuz elinde değildir.<br />
Bu konuda meşhur bir fıkra vardır. Burada onu aktararak durumu daha basitçe izah edebiliriz.<br />
Küçük delikanlının karnesi pek iyi değildir. Babası ona der ki,</p>
<p>-  Atatürk senin yaşındayken sınıf birincisiydi! Delikanlı sakince cevap verir,<br />
- Senin yaşındayken de cumhurbaşkanıydı! Gerçekten de bizden daha başarılı insanlar olduğu gibi, çocuklarımızdan daha başarılı öğrenciler de her zaman ola­caktır. Bu biraz da nasip kısmet işidir. Çocuklarımızı ellerin­de olmayan bir şeyle suçlar ve yargılarsak nefretini kazanırız. Bundan sonra artık söz ve nasihatlerimiz etki etmez olur.<br />
İşin gerçeği şu ki, karne başarısı anne baba kadar ergen için de önemlidir. Elbette ki <a href="http://www.kadinlar.tc/kiz-cocugu-ve-genc-kiz/">kız</a>ınız başarılı bir karne ile ken­dine güven duyar ve öz saygısı gelişir. Kötü karne ise zaten ciddi bir cezadır. Bir de sevgi yetersizliği, yanlış tutumlar ve­ya tam tersi ilgisiz kalmak, çocuğun kendine verdiği değeri olumsuz etkiler. Sevgi ile birlikte; başarılı olması için göste­rilecek yakın ilgi ve destek ise telafi imkânı sağlar.<br />
Anne babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benim­senen ergenler; bu üzüntüyü kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı olmaktadırlar.</p>
<p>Burada anne babanın yapabileceği ilk şey, çocuğun dışın­daki nedenleri ele almaktır. Çocuğumuz bu derste veya ge­nellikle derslerinde neden başarısız? Okul idaresi ve öğret­menlerle onun durumunu konuştuk mu? Sonuçları açık yü­reklilik ve dürüstlükle kabul ettik mi? Bu konuda yapabile­ceğimiz bir şey var mı?<br />
Eğer elinizden gelen her şeyi yapıyor, ama çocuğunuzun gayret göstermesini sağlayamıyorsanız, o zaman yapılacak şey, onun dikkatini sorumluluklarına çekmektir.</p>
<p>Bunun için çocuğumuzun hayatını aşırı derecede işgal eden eğlence unsurlarını kısıtlayac<a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/agiz-ve-dis-sagligi/">ağız</a>. Ancak bunu baskı ve ceza olarak yapmayın. Aksine zaten her şeyin ölçülü olması gerektiğini, hayatın boşa harcanmayacak kadar değerli oldu­ğunu hatırlatın.</p>
<p>Ona, kendi hayatının yönetimini eline alabilmesi için m kendini denetleme gücünü ispatlaması gerektiğini söyleyin. Böyle bir sorumluluğu çocuğuna vermeyen anne babanın tüm çabalarının sonuçsuz kalacağını unutmamalıyız.<br />
Ergenlik çağı gençlerimize, gelecekleri ile ilgili olarak en O önemli dönemi yaşamakta oldukları bilincini aşılamalıyız.  Hiçbir zaman unutmamalılar ki derslerini yalnız kendileri ğ&#8221; için çalışacak, yalnız kendileri için bir şeyler öğrenecekler.<br />
Belki <a href="http://www.kadinlar.tc/ergenlik-caginda-genc-kizlarin-cildi/">ergenlik çağındaki kız</a>ınız bu dönemin duygusallı­ğıyla derslerine olan ilgisini bir süre için kaybetmiş ve arka­daşlarından geri kalmış olabilir. Bu durum her ergenin çeşit­li dönemlerde yaşayabildiği bir durumdur.</p>
<p>Eğer kızınız böyle bir dönem geçiriyorsa ona yakın ilgi gösterip kendisini toplamasına yardım etmelisiniz. Bütün yıl ilgisiz kalıp, yılsonunda &#8220;bu ne biçim karne&#8221; demek velilik sorumluluğuyla bağdaşmaz. Bütün yıl <a href="http://www.kadinlar.tc/boyun/">boyun</a>ca öğretmenler­le iş birliği içinde öğrencinin gi<a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/agiz-ve-dis-sagligi/">diş</a>atını izlemek gerekir.<br />
Bu konularda babaların da annelere destek olarak biraz ilgi göstermeleri çocuğun işi ciddiye almasına yardımcı olur. Okul başarısını umursayan tek kişinin anne olması çocuğu yeterince motive etmeyebilir.<br />
Birçok öğrenci, ilgisi dağılmış, dersleri umursamamaya başlamışken; ailenin ilgisiyle kısa sürede toparlanmakta ve okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmektedirler.</p>
<p>Eğer ergen kızınızın derslerinde bir kopukluk olduysa bu durum ilerideki başarısını etkileyebileceğinde destek olarak ek ders alması gerekebilir. Aksi takdirde ilerleyen yıllarda o konu üzerine kurulacak yeni konuları da anlayamaz. Bu se­beple devam ede giden bir başarısızlık söz konusu olabilir.<br />
Öğrencinin özellikle desteğe muhtaç olduğu böyle ders­leri varsa o konuda ya anne babası tarafından, yada özel öğ­retmen tarafından çalıştırılması gerekebilir. Çocuğun sıkıntı­larını anlamadan suçlayıcı olmak hiç bir işe yaramadığı gibi, çocuğun kişiliğini de zedeler.</p>
<p>Çocuk ve ergenlerin çoğu; bulundukları yaştan beklenen öğrenme kapasitesine sahiptir. Ancak çok küçük bir kısmı özel eğitim ve öğretime gereksinim duymaktadırlar. Fakat aynı okul ve öğretmenin yetiştirdiği öğrencilerin başarı de­recesi yine de farklı farklıdır.<br />
Bunun nedeni, okul başarısının birçok etkene bağlı ola­rak değişmesidir. Bunlar arasında çocuğun zihinsel kapasite­si, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi ve tutum­ları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir.<br />
Anne babalar, öncelikle; çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler içinde olmalı, yani her çocuğun birey­sel kapasitesi <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/goz-sagligi-ve-bakimi/">göz</a> önüne alınmalıdır. Çok yüksek beklentiler çocuğu umutsuzluğa sürükler.</p>
<p>Öğrenme problemlerinin bir kısmı çocuğun gayreti ile halledemeyeceği engellerle ilgilidir. Mesela bazı çocuk ve er­genlerde dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik nedeniyle ders­lere ilgiyi yoğunlaştıramama problemi vardır. Bu problem uzman hekimlerce tedavi edilebilmektedir.</p>
<p>Yine görme ve işitmede yetersizlik durumu da ders başa­rısını etkiler. <a href="http://www.kadinlar.tc/kategori/ruhsal-ve-psikoloji-hastaliklari/">Ruh sağlığı</a> açısından yardıma ihtiyacı olan öğ­rencilere de ilgi gösterilmelidir. Bu konuda, çocuklarımızla bizden daha fazla zaman geçiren öğretmenlerinden rehber­lik alabiliriz. Çocuğumuzun okuluyla ilgimizi sürdürmemiz; her açıdan çok yararlı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/ergenlikte-okul-donemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul Çocuğunun Sağlığı</title>
		<link>http://www.kadinlar.tc/okul-cocugunun-sagligi/</link>
		<comments>http://www.kadinlar.tc/okul-cocugunun-sagligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 10:23:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinlar.tc/?p=950</guid>
		<description><![CDATA[OKUL ÇOCUĞUNUN SAĞLIĞI Sağlık koruma ve temizlik kurallarına uyuluyorsa, beslenme rejimi dengeliyse, fiziksel-ruhsal yeteneklerine uygun çalışma sağlanıyorsa, temiz havadan ve spordan elden geldiğince çok yararlandırılıyorsa, okul çocuğu sağlıklı olur. Bu saydığımız etkenlerden biri eksilirse, denge bozulur, çocuğun sağlığı da tehlikeye girer. Çocuk et, sebze, süt ürünleri, meyve ve vitamin bakımından zengin, çeşitli, sağlıklı ve iştah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>OKUL ÇOCUĞUNUN SAĞLIĞI</strong></p>
<p>Sağlık koruma ve temizlik kurallarına uyuluyorsa, beslenme rejimi dengeliyse, fiziksel-ruhsal yeteneklerine uygun çalışma sağlanıyorsa, temiz havadan ve spordan elden geldiğince çok yararlandırılıyorsa, okul çocuğu sağlıklı olur.</p>
<p>Bu saydığımız etkenlerden biri eksilirse, denge bozulur, çocuğun sağlığı da tehlikeye girer.</p>
<p>Çocuk et, sebze, süt ürünleri, meyve ve vitamin bakımından zengin, çeşitli, sağlıklı ve iştah açıcı besinler almalıdır.</p>
<p>Yalın temizlik kurallarına (beden, saç ve diş temizliği) uymağa alıştırılmalıdır. Öte yandan, çalışma saatleri de çok uzun olmamalı, çocuk, ödevlerini yapsın, ders çalışsın diye çok uzun süre kapalı tutulmamalıdır.</p>
<p>Spor, tatiller, doğada gezintiler, çocuğun dengeli ve sağlıklı olmasına katkıda bulunan etmenlerdir.<br />
<img src="http://www.kadinlar.tc/wp-content/uploads/2009/06/okul-çocuğunun-sağlığı.jpg" alt="okul çocuğunun sağlığı" title="okul çocuğunun sağlığı" width="375" height="350" class="alignleft size-full wp-image-1043" /><br />
<strong>Okul döneminde koruyucu sağlık önlemleri</strong></p>
<p>Okul döneminde tartı, ölçümler, tıbbi muayeneler ve röntgen muayeneleriyle çocuğun bedensel büyümesi denetlenmelidir.</p>
<p>Aşıların geçerlilik süresini de gözlemek ve tekrarlama gerektirenleri uygulamak gerekir.</p>
<p>Verem aşısı (BCG) her çocuğa uygulanmalı ve her yıl denetlenmelidir. BCG uygulama yöntemleri çeşitlidir. En çok kullanılan, 10 ünitelik arı tüberkülinle deri içi tepkimesidir.</p>
<p>Çocuk, yeterince olgunlaşmadığı için okulda güçlük çekiyorsa, geri kalıyor ya da öğrenimi dalgalanmalar gösteriyorsa, psikologa başvurulmalıdır (psikolog çeşitli testler yardımıyla, gerek eğitimcilere, gerekse çocuğun ailesine tutacakları yolu gösterebilir).</p>
<p>Görüldüğü gibi, küçük öğrencinin bedensel ve ruhsal açıdan uyumlu gelişmesi okulda yakından gözlenir ve gerektiğinde, erken teşhise büyük ölçüde yardımcı olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinlar.tc/okul-cocugunun-sagligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

