Kesin Evlenme Engelleri
1) Hısımlık- Hısımlığın belli derecesi evlenmeye engel teşkil eder. Bu eski yeni, hemen bütün hukuk düzenlerinde kabul edilmiş bir esastır. Yalnız ahlâkî sebeplerle değil, aynı zamanda toplum sağlığı açısından da yakın hısımlar arasındaki evlenmenin caiz olmadığı bilinen bir gerçektir. Bu yüzden bütün kanun koyucular bu noktaya büyük önem vererek, hangi hısımlar arasında evlenmenin yasak olacağını inceden inceye belirtirler. Bizim kanunumuz da bu örneği takip ederek, hangi hısımlar arasında evlenme yasağı bulunduğunu kesin olarak belirtmiş, hısımlar arası bir evlenme sözkonusu olursa, bunların belirtilenler dışında olması gerektiğini ortaya koymuştur. Şu halde kanunun hangi hısımlar arasında evlenmeyi yasakladığını görelim:
, Medenî Kanun’un 92. maddesinin 1 sayılı bendine göre, “sahih nesep olsun olmasın usul ve füru arasında da; ana baba bir veya ana bir yahut baba bir kardeşler arasında; bir kimse ile amca, dayı, hala ve teyzesi arasında” evlenmek yasaktır.
Bu maddeden anlaşılacağı gibi, kanun evlenme engeli olan hısımlığı, ilk olarak kan hısımlar bakımından düzenlemiş ve hangi kan hısımlarının birbirleriyle evlenemeyeceğini belirlemiştir. Bu yasakla getirilen, gerek ahlâkî sebeplerle gerekse Hıfzıssıhha ile ilgili gerekçelerle, evliliğin “aile dışı”ndan olması gereğidir.
“dışarıdan evlilik” ilkesi, “endogamie”nin (yani, hısımlar arası evlenmenin) zıddıdır. Büyük dinlerin ortaya çıkışından sonra, genellikle, endogamik evlenmelerin aleyhinde akımlar bu konudaki düzenlemeleri etkilemiş ve bununla ilgili yasaklar genişletilmiştir. Meselâ, Katoliklikte 7. dereceye kadar olan kan hısımları arasındaki evlenmeler yasaklanmıştır. Çağdaş kanunlar ise bu kadar ileri gitmemişlerdir. Hattâ Alman Medenî Kanunu’nda olduğu gibi, kan hısımlığı sebebiyle evlenme yasağını sadece usul ve füru ile kardeşlere hasreden kanunlar büe vardır.
Bizim türk kültürüne gelince; Düz çizgi hısımları denilen bu İran yakınları arasında, derece tefriki yapılmaksızın evlenmek yasaktır. Bir kimse ile çocuğu, torunu, torun torunu vb. arasında evlenme yasaktır. Durum yukarıya doğru ifade edilirse, bir kimsenin, ana babasıyla, onların ana ve babaları ile, onların ana ve babaları ile vb. evlenmesi yasaktır diyeceğiz.
Bunun yanında yeralan ikinci yasak, kardeşler arası evlenme yasağıdır. Kanun, burada, tam kan ve yarım kan kardeşliğin aynı olduğunu, yani her iki halde de evlenmenin yasak olduğunu tasrih etmiştir. Sadece anaları veya sadece babaları bir olan kardeşler evlenemezler. Buna karşılık, ana ve babanın önceki eşlerinden olma çocukları arasında evlenme yasağı yoktur. Çünkü bunlar birbirlerinin İfan hışmı değildirler.
Kardeşler dışındaki kan hısımları arasında evlenme engeli ise, amca, dayı, hala teyze ile bunların yeğenleri arasındaki engeldir. Kanun ayrıca belirtmemiş olmakla birlikte, bu yasağın, büyük amca, büyük hala, büyük teyze ve büyük dayı ile yeğen arasındaki evlenmeleri de kapsamına aldığını kabul etmek yerinde olur.
Bu yasakları doğuran kan bağının evlilik içi ilişkiden doğan bağ ile sınırlı olduğu söylenemez. Gerçi bu husus sadece usul bakımından belirtilmiş ve “nesebi sahih olsun olmasın” denmiştir. Bununla birlikte, hükmün dayandığı ahlâkî temel gözönünde tutulursa, bunu , sadece usul-füru için geçerli saymak ve bunun dışındaki kan hısımlığından doğan engellerde, yasağı, sadece evlilik içi ilişki ile sınırlamak yerinde olmaz.
Kan hısımlığından doğan evlenme engelleri bunlardır. Bunlar dışında kalan kan hısımları birbirleriyle evlenebilirler. Meselâ iki kardeş çocuğunun birbiriyle evlenmelerine engel yoktur.
“Sıhrî hısımlık” adı verilen hısımlıktan doğan evlenme engeli ise kanunda. şöyle ifade edilmiştir: “Sıhriyet hısımlığı tevlit etmiş olan evlenme feshedilmiş veya vefat yahut boşanma ile zail olmuşsa bile karı ile kocanın usul ve füruu ve koca ile karının usul ve füruu arasında” evlenmek yasaktır. Burada sözkonusu olan hısımlık bir kimsenin evlendiği eşinin kan hısımları ile aynı dereceden kurulan hısımlıktır. Buna sıhriyet ya da sıhrî hısımlık denir. Karı kocanın, koca da karının kan hısımları ile bu türden bir hısımlık ilişkisi içinde bulunur. İşte kanun, evlenme ortadan kalkınca, bu hısımlığın devam edeceğini kabul ederek, dul kalan eşin, eski eşinin ana babası, büyükana büyükbabası, vb. ile ya da çocuğu, torunu, torun torunu vb. ile evlenemeyeceğini belirtmektedir. Bunun da temelinde ahlakî sebeplerin yattığı söylenebilir. Bir kimsenin kaynanası ile veya eski eşinin başkasından olma çocuğuyla (üvey çocuğu ile) evlenmesi gerçekten batıcı bir durum teşkil eder. Bununla birlikte, bu yasağın birçok ülkede hiç mevcut olmadığına da işaret edelim. Bizdeki şekliyle sözkonusu engelin çok sınırlanmış olduğu da ortadadır. Yasak kapsamına girenler “usul-füru sıhrî hısımlardır”. Civar hısımlığı doğuran sıhriyet evlenme engeli teşkil etmez. Şu halde, meselâ bir kimsenin eski kayınbiraderi veya baldızı ile evlenmesine engel yoktur.
Medenî Kanun’un 92. maddesinin 3 sayılı bendinde getirilen ve hısımlık ilişkisinden doğan engeller arasında sayılan yasak ise evlat edinme ile ilgilidir. Hükme göre: “Evlatlık ile evlat edinen veya bunlardan biriyle diğerinin karı veya kocası arasında” evlenmek yasaktır. Hemen belirtelim ki, “yapay hısımlık” diyebileceğimiz bu bağlılıktan (evlat edinme bağlılığından) meydana gelen yasak, “mutlak bir evlenme engeli” değildir. Bundan önce sayılan hısımlık bağları (kan hısımlığı ve sıhrî hısımlık) kanunla belirtilen derecede ise, evlilik “geçersiz” (batıl)’dır. Buna karşılık, evlat edinme ilişkisinden doğan engele karşı , taraflar arasında her nasılsa evlenme yapılmışsa, bu evlilik geçersiz değildir, bunun yapılmasıyla evlat edinme bağı çözülmüş olur.
2) Mevcut Evlilik. Medenî Kanun’un 112. maddesine göre: “Karı kocadan biri evlenme merasiminin icrası zamanında evli ise” evlenme geçersizdir. Bu madde, öteki engelleri de ihtiva etmek üzere evlenmeye kesin olarak engel teşkil eden sebeplerin bulunması halinde, bunun sonucunun ne olacağım belirleyen maddedir. Kanun koyucu, mevcut bir evliliğin evlenme engeli olduğunu (hısımlıkta olduğu gibi) ayrıca zikre gerek görmemiş, bunu doğal saydığı için, “tekrar evlenmek isteyen kimsenin” önceki evliliğinin sona erdiğini ispatla yükümlü olduğunu belirtmekle yetinmiştir. (MK.93). Halbuki, “mükerrer evlilik” denilen evlenme kesin olarak yasaktır ve bundan dolayıdır ki, 112. maddede böyle evlenmelerin “batıl” olduğu beurtümiştir.
Bir kimsenin evli iken tekrar evlenmesini engeleyen ilke “monogami” denen ilkedir. Çağdaş toplumlarda genellikle kabul edüen ilke budur. Bir erkeğin aynı zamanda birden çok kadınla evli bulunmasını caiz sayan çözüm (poligami), bizde de, Medeni Kanun’un kabulünden önce, yürürlükte idi. îslâm hukukuna dayanan “çok karılılık” esası, hukuk düzenimizin Batı modeline göre yenileşmesi sırasında, Medenî Kanun’un yürürlüğe girmesiyle terkedilmiş ve çağdaş Türk ailesinin “bir karılılık” esasına (“monogamiye”) dayanacağı kabul edilmiştir. Bu değişiklik, aile hukuku alanında yapılmış çok önemli bir “devrim”dir.
Bir kimse evli iken boşandığım ileri sürerek ya da eşinin öldüğünü bildirerek yeniden evlenmeye kalkışırsa yukarıda değindiğimiz gibi, ilk evliliğin ortadan kalktığım kanıtlayacaktır. Bu kanıt, başlıca, nüfus kütüğüne işlenmiş ölüm veya boşanma kaydı ile gerçekleşir. Bunun yanısıra, yeniden evlenmek isteyen kişi, evvelce evli bulunduğu eşinin “gaipliği”ni de ileri sürebilir. Bu takdirde, nüfus kütüğüne işlenmiş bir “gaiplik kararı” yeterli olacak mıdır? Aslında “gaiplik” adı verilen ve belli şartlar varsa, bir’kimsenin yazgısını “ölmüş gibi” sonuçlandıran mahkeme karan (gaiplik kararı) bu konuda yeterli olmalıdır. Fakat kanun koyucu, gaiplik kararını evliliğe kendiliğinden nihayet veren bir karar olarak kabul etmiyor. Gaip’in eşi yeniden evlenmek istiyorsa, gaiplik kararı ile birlikte veya daha sonra, mahkemeye bu konuda da talepte bulunarak, evliliğin feshine ilişkin bir karar da almalıdır. Bu ek karar (fesih kararı) alınmadıkça, gaibin eşi “evli” olmakta devam eder ve bu bakımdan yeniden evlenmesi mümkün olmaz. Bu çözümün, tıpkı ölüm gibi sonuçlar doğuran gaiplik kararı bakımından bir istisna teşkil ettiğini belirtelim.
3) Akıl Hastalıgı. Daha önce de gördüğümüz gibi temyiz kudreti, bütün işlem ehliyetinin zorunlu bir şartı olduğu gibi, evlenme ehliyetinin de vazgeçilmez bir -şartıdır. Bu bakımdan “akü hastalığı”, aslında “ehliyet meselesi” açısından ele alınmak gerekir. Gerçekten, akıl hastalıkları, çoğunlukla aynı zamanda temyiz kudretini ortadan kaldıran sebeplerdendir. Bununla birlikte kanun koyucu, evlenme düzenlemesi içinde, akü hastalığının “mutlak bir evlenme engeli” olduğunu da belirten ifadeler kullanmaktadır. Bunda isabet vardır. Çünkü, akü hastalığının her çeşidi, temyiz kudretini mutlaka ortadan kaldırıcı nitelikte değildir. Irsî şizofrenilerin bazı tipleri, saralar vb. temyiz kudretini selbedici etkiler yaratmayabilirler. Bundan başka temyiz gücünü devamlı olarak değil, zaman zaman ortadan kaldıran akıl hastalığı tipleri de vardır. İşte bu sebeple kanun koyucu, “akü hastalığı” denilen hali, ehliyet konusunun dışında, evlenmeyi mutlak olarak engelleyen bir sebep olarak nazara almakta ve böyle düzenlemektedir.
Hukuk tekniğine özgü bu düzenlemenin muhteviyat ve amaç yönünden de geçerli olduğuna şüphe yoktur. Gerçekten, gerek tarafları korumak, gerekse gelecek kuşakların sağlık ve dirliğini sağlamak açısından, akü hastalarını evlenmekten menetmekte toplumsal yarar vardır. Özellikle ırsî olarak geçen akıl hastalıkları bakımından bu gerekçenin tartışılmaz olduğu söylenebilir.
Akü hastalığının bir evlenme engeli olduğu yalnız Medenî Kanun’da değil, “Umumî Hıfzıssıhha Kanunu” adlı kanunda da beurtümiştir. Bir kimsenin “akü hastası” olup olmadığı, veya böyle bir hastalığa tutulmuş kimsenin iyileşip iyileşmediği tıp biliminin bilgilerine göre belli olur.
Yukarıda Delirttiğimiz gibi, kanun, yalnız akü hastaları için değil, “daimî surette temyiz kudretinden mahrum bulunan” kişilerin de evlenme ehliyetinin olamayacağım ifade etmiştir. Bir kimsenin daimî olarak temyiz kudretinden mahrumiyeti hali, genellikle, akü hastalığı üe çakışır. Bununla birlikte, belahat, geri zekalılık gibi haller eğer akü hastalığı kategorisine sokulmazsa, temyiz kudretini ortadan kaldırıcı oldukları nisbette, bunların da “evlenme engeli” gibi etki doğuracakları kabul edilir. Bu haldede son söz, yine tap biliminindir. Bir kimsenin evlenmeye engel teşkil edeeek surette temyiz kudretinden yoksun olup olmadığı tıbbî bilgilere göre, tesbit edilecektir.
Akıl hastalan ve temyiz kudretinden sürekli olarak mahrum bulunan kimselerin yaptıkları evlenmeler geçersizdir.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Benim bir sorum olacak.”Evlendigimde eski esim Türk vatandasiydi daha sonra Alman vatandasligina gecti bosanirken Alman kanunlarina göre basandik.Ama Türkiyede hala nüfusta evli gözükmekteyiz ama eski esim evlenmis.Sorum söyle eski esim Türkiyede benimle evli gözükürken almanyada baska birisiyle evlenebilir kanunlar acisindan bir engel yok mu???