Kesin Olmayan Evlenme Engelleri

Kesin Olmayan Evlenme Engelleri

Kesin olmayan evlenme engelleri çe­şitlidir. Bunların ortak nitelikleri, resmî evlenme başvurusu sırasında gözönünde tutularak, evlenme işlemim yürüten gö­revli tarafından, evlenmenin yapılmasın­dan imtina edilmesinde görülür. Başka bir deyişle, evlendirme memuru, kendi­sine yapılan başvuruda, ister kesin, ister kesin olmayan bir engel bulunduğunu tesbit ederse, evlenme işlemlerim yürüt­mez. Evlenme talebi reddedilir. Engelin “kesin” ve “kesin olmayan” niteliği bu­rada değil, evlenmenin her nasılsa yapıl­ması halinde ortaya çıkar. Engel kesin ise, evlenme kural olarak geçersizdir; buna karşılık engel “kesin olmayan en­gel” ise, evlenme geçerli bir evlenme ola­rak kalır.
Kesin olmayan engelleri şöyle sıralayabiliriz:
1) Evlât edinme ilişkisi: Buna yukarı­da değinmiştik. Bir kimse evlâtlığı ile ev­lenemez. Evlatlık veya evlat edinen, diğe­rinin karısı veya kocası ile de evlenemez. (Tabiî burada sözkonusu olar karı veya koca ‘evvelki” karı veya kocadır; karı koca bağı devam ediyorsa, evlilik engeli sadece evlâtlık ilişkisinden değil, daha öncelikli olarak mevcut evlenmeden.do­ğar.) İşte, kanun koyucu, bu rabıtayı bir evlenme engeli olarak kabul ederek, ev­lendirme işleminin bu halde yapılmama­sı gerektiğini emrettiği halde, taraflann (bu bağı gizleyerek veya başka yollarla) her nasılsa evlenmiş olmaları halinde, artık durumu kabul etmekte ve evlen­menin kalıp, evlât edinme bağının çözü­leceğini bildirmektedir.
2) Sürelere uymama: Bir kimse evvel­ce evli iken bu evlenmesi sona ermişse, normal olarak, tekrar evlenebilir. Önceki evliliğin boşanma ölüm veya iptal so­nucunda ortadan kalkması, kişiye, yeni­den evlenme özgürlüğünü “verir. Bununla birlikte kanun, bazı durumlarda, ilk evliliği sona ermiş olan kimsenin, ikinci defa evlenmek için belli bir süre beklemesi gerektiğini kabul eder. Sözko­nusu bekleme süreleri iki çeşittir:
a- Kanunî bekleme süresi. Bu, evliliği sona eren kadın bakımından kabul edil­miş olan bir süredir. MK.M. 95’e göre “kocasının vefatı veya boşanma sebebi ile dul kalan veya evliliğinin butlanına hükmedilen kadın… 300 gün geçmedikçe evlenemez”. Buna “iddet müddeti” den­mektedir. 300 gün kanunun kabul ettiği azamî gebelik süresidir. Dul kalan kadın, dul kaldığı güne kadar, evvelki koca­sından gebe kalmış olabileceği için, yeni evlilikten olabilecek bir gebelikle, bu karışabilir. Bu takdirde doğacak çocuğun evvelki kocanın mı, yoksa yeni kocanın mı olduğu tesbit edilemeyecektir. İşte ka­nun, bu tür karışıklığın önlenmesi için, dul kalan kadına, dul kalma tarihinden itibaren 300 gün süneyle evlenme yasağı getirmektedir. Bu hüküm kendiliğinden işleyen bir hükümdür. Evlendirme me­muru evlenmek isteyetf kadının dul ol­duğunu tesbit ederse* bu süre kadar bek­lenmesini ve başvurunun ondan sonra ya­pılmasını isteyecektir.
İddet müddetinden doğan evlenme en­geli, bâzı hallerde ortadan kalkar veya hiç mevcut olmayabilir. İlk hâl, kadının bu süre içinde doğurmasıdır. Meselâ, boşandıktan iki ay sonra kadın dogurmuşsa, iddet müddeti bitmiş olur. Bunun gi­bi, eğer kadın tekrar eski eşi ile evlen­mek üzere başvurmuşsa, süreye bakıl­maz; çünkü bu halde artık nesep karı­şıklığı tehlikesi yoktur. Üçüncü hâl ise kadının önceki evlilikte gebe kalması ih­timalinin bulunmamasıdır. Meselâ, kadı­nın kocası birkaç yıldır ortada yoktur, yahut kocanın çocuk yapma iktidarına sahip bulunmadığı tıbben sabit olmuş­tur. Bu halde de sürenin beklenilmesine gerek olmadığı açıktır.
b- Yargısal bekleme süresi. Yargısal bekleme süresi bir çeşit “evlenmeme cezası”dır. MK.M 152’ye göre yargıç, bo­şanma kararrverirken boşanmayı doğu­ran sebepleri yaratmada kabahatli olan kan veya kocayı yahut her ikisini birden böyle bir “cezaya” çarptırabilir. Bunun muhtevası, “bir yıldan az ve iki yıldan çok olmamak üzere evlenmekten yasaktır. Buna yargısal bekleme süresi deniyor.
Yargısal bekleme süresi bir nesep karışıklığını önleme amacına yönelik değil­dir. Yukarıda değindiğimiz gibi bunu bir çeşit “ceza” olarak değerlendirebiliriz. Böyle bir ceza verilmişse, yeniden evlen­mek, isteyen kimse, bu sürenin dolmasını bekleyecektir. Daha önce yapacağı ev­lenme başvurusu reddedilir.
Yargısal bekleme süresi bir halde orta­dan kalkar: Cezalı eş, evvelki eşi ile yeni­den evlenmek isterse, yargıca başvura­rak, sürenin kaldırılmasını isteyebilir. Burada, iddet müddetindekinden farklı olarak, sürenin, kendiliğinden ortadan kalkması sözkonusu değildir. Aynı kişi ile de evlenecek olsa, ancak yargıç tara­fından karar verilir ve süre kaldırılırsa evlenme mümkün olur.
Bekleme sürelerine (kanunî veya yargısal) riayetsizlik, yapılan evlenmenin geçersizlik sonucuna uğra­masına sebep olmaz. Bu süreler dol­madığı halde, evlenme, her nasılsa yapıl­mış bulunuyorsa, artık bu evliliğin iptali istenemez. Bekleme süreleri için de “ke­sin olmayan engel” nitelemesinin yapıl­ması bundan ileri gelmektedir.
3) Sağlık Bozuklukları: Yukarıda açık­ladığımız gibi “akıl hastalığı” kesin bir evlenme engelidir. Buna karşılık, Mede­nî Kanun dışındaki bazı mevzuatla baş­ka tür hastalıkların da evlenmeye engel teşkil edeceği kabul edilmiştir. Kesin ol­mayan (yani yasaklanmış olmasına rağ­men, evlenme yapılmışsa, meydana ge­len evliliği geçersiz kılmayan bu hastalık ların neler olduğu “Umumî Hıfzıssıhha Kanunu “nun 123/124. maddelerinde gösterilmiştir. Bu hükümlere göre “fren­gi, belsoğukluğu,yumuşak şankr ve cüzzam” hastalıkları olan kimseler evlenemezler. Evlenme işleminin bir parçası olan sağlık muayenesi sırasında bu has­talıklardan birine müptelâ olduğu sabit olanlar, “bu hastalıklarının usulü daire­sinde tedavi edilip geçtiğine” ilişkin ra­por getirmedikçe evlenemezler. Aynı ka­nunda, başkasına sirayet tehlikesi ar-zeden “verem” hastalığı için de hüküm vardır. Buna göre ilerlemiş veremlinin evlenme talebi altı ay ertelenir .lyileşmediği takdirde ikinci bir altı aylık er­teleme daha yapılır. Hastalık yine sirayet tehlikesi arzetmekte ise, ikinci er. telemeden sonra, ilgili taraflara bunun sonuçları hakkında gerekli ihtar yapıla­rak (hâlâ İsrar ediyorlarsa) evlenmeleri­ne müsaade edilir.
4) Bunlardan başka, evlenmeye engel sayılan, ama kesin nitelikte olmayan başka bazı yasaklar da vardır. Meselâ, subaylar ve astsubaylar yabancı uyruk­lu kimselerle evlenemezler. Böyle bir ev­lenme yapılmışsa, askerlikten çıkarılır­lar. Dışişleri memurları da evlenmeden önce Bakanlığın iznini almak zorunda­dırlar. Almazlarsa istifa etmiş sayılırlar.
Askerî okul öğrencilerinin de öğrenci­likleri sürerken evlenmeleri özel kanun hükmü ile yasaklanmıştır.
Bugün, evlenme özgürlüğünü dolaylı olarak sınırlayan hükümlerden yürür­lükte kalanlar bunlardır. 196O’lı yıllara kadar bunları çevresi biraz daha geniş idi. Gerek yasama yoluyla, gerekse Ana­yasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarla bu çevçeve daraltılmış bulunmaktadır. Yalnız tekrar belirtelim ki, burada söz­konusu olan yasağın etkisi, kesin engel­lerde olduğu gibi değildir. Mevcut yasa­ğa rağmen evlenme yapılmışsa, bunun sonucu, yapılan evlenmenin geçersizliği değildir. Bundan dolayı başka sonuçlar doğabilmektedir. Meselâ, yukarıda değin­diğimiz gibi, evlâtlıkla evlât edinen her nasılsa evlenmişleı se, evlâtlık bağı ken­diliğinden çözülmüş sayılmaktadır. Ev­lenmesi yasaklanmış bir asker kişi, ya­sağa rağmen yabancı bir eşle evlenmiş­se, mesleğinden çıkarılmakta, ama ev­lilik saklı kalmaktadır. Bunun içindir ki, bu engellere “kesin olmayan engeller” diyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ