Kimler Göğüs Kanserine Yakalanır?

2 Şubat 2010
472 kez görüntülendi

Göğüs kanserinin görülme sıklığı nedir?
Göğüs kanseri, günümüzde bir hayli yaygınlık kazan mış hastalıklardan biridir. Örneğin ingiltere’nin herhangi bir bölgesinden bir grup insanla konuşursanız, hepsinin de yakın çevrelerinde aile bireylerinden biri, bir arkadaşlan, komşulan ya da iş arkadaşlan içinde yaşanan bir göğüs kanseri deneyiminden bahsettiğini görürsünüz. Bu durum sadece muğlâk bir izlenimden ibaret değildir.

Bunu destek leyen son derece kesin istatistiksel veriler bulunmaktadır. Her yıl İngiltere’de yaklaşık 39.000 kadınla 200-300 er keğe göğüs kanseri teşhisi konulmaktadır. Hükümet veri leri, 1971′den bu yana, göğüs kanserine yakalanan insan sayısının her yıl %71, 2000 yılma kadar da, on yıl içinde %15 oranında arttığını göstermektedir. Göğüs kanseri, ka dınlarda görülen ve ölüme sebebiyet veren en yaygın kan ser çeşididir.

Asıl çarpıcı olan, dokuz kadından birinin hayatının bir döneminde göğüs kanserine yakalanmış olmasıdır. Kadın nüfusun büyük bir kısmı, menopozdan sonra, genellikle 60-64 yaşlarında göğüs kanserine yakalanmaktadır. Hiç şüphesiz, yaş en önemli risk faktörüdür ve kadının yaşı ilerledikçe göğüs kanserine yakalanma ihtimali artmaktadır. 40 yaşın altındaki yaklaşık 2000 kadmın %5′inde, 35 yaşın altındaki 800 kadının ise %2′sinde göğüs kanseri görülmüştür.

Ayrıca her yıl kanserden ölen 13.000 kadı nın hemen hemen hepsine, önceki yıllarda kanser teşhisi konulmuştur. Çok sayıda vakaya ise, uzun yıllar önce teşhis konulduğu söylenmiştir. Ekonomik seviyesi daha yüksek kadınların, sınırlı bir ekonomik güçle yaşamakta olanlara nazaran göğüs kanserine yakalanma riski daha fazladır.

Göğüs kanserinin tedavisi ne dereceye kadar mümkündür?

Araştırmalar, son yıllarda göğüs kanserine yakalanan kadın sayısının arttığını ama bu hastalıktan ölenlerin sayısının azaldığını göstermektedir. 1991-95 yılları arasında göğüs kanseri teşhisi konulan kadınların hemen hemen dörtte üçü 5 yıl sonra hayattaydılar; 1996-99 yıllan arasında ise bu oran %78′e çıkmıştır. Beş yıl sonra hayatta kalma oranı, kanserin görüntüleme teknikleriyle tespit edildiği yerlerde %92,5′e çıkmaktadır.

Göğüs kanserinden ölen genç ve orta yaşlı kadın sayısı, 1980′den bu yana 1/3 oranında azalmıştır. Bugün, dört kadından üçünün hastalığı yenmesi beklenmektedir. Tümörün büyümesini yavaşlatmak ve durdurmak, hastalığın nüksetmesini önlemek için 20 yıldan fazla bir süredir kullanılan bir anti-ös-trojen ilacı olan tamoksifen, hayatta kalma oranının artmasına katkıda bulunmuştur.

Yakın zamanda buna alternatif olarak sunulan anastrozol da aynı işlevi görmektedir. Üstelik,bu yeni ilacın daha az yan etkiye yol açtığı ve hastalık üzerinde daha tesirli olduğu görülmektedir. Dün ya çapında, göğüs kanseriyle ilgili çok sayıda araştırma yürütülmekte; yeni ve gelişmiş teşhis teknikleri, ilaçlar ve tedaviler hayatta kalma oranını arttırmaktadır.

Tedavi edilme olasılığımın ne kadar olduğunu nasıl öğreneceğim?

Tedavinin sonucunun ne olacağını tam olarak kimse bilemez. Ancak Nottingham’daki göğüs kanseri uzmanları, tedavinin cevap verme olasılığını öğrenmek üzere bir formül (Nottingham Prognostic Index, NPI) geliştirmeye çalışmışlardır. Bu formül, üç ana faktör üzerine kurulmuştur: Tümörün büyüklüğü, lenf düğümlerine sıçrayıp sıçramadığı, sıçradıysa ne kadar olduğu ve kanserin yayılma olasılığını gösteren evre. Ne var ki bu formül, sadece sonuçları yorumlamaya yarar:
NPI = (0.2 x tümörün cm cinsinden çapı) + lenf düğümü evresi + tümörün derecesi

Lenf düğümü evreleri şöyledir: 1 (hiçbir düğüm etkilenmemiştir), 2 (1 ila 3 adet düğüm etkilenmiştir), 3 (4 ya da daha fazla düğüm etkilemiştir).
Tümör dereceleri ise: 1 (yayılma olasılığı az), 2 (yayılma olasılığı orta düzeyde), 3 (yayılma olasılığı fazla)

Formülün sonuçları üç grupta toplanır. Sonuç.

• 3,4′ten az ise tedavi olasılığı yüksektir.

• 3,4 ile 5,4 arasında ise tedavi olasılığı orta düzeydedir.

• 5,4′ten fazla ise tedavi olasılığı düşüktür.

Ancak NPI’nın sadece bir formül olduğu ve yanılma olasılığının bulunduğu unutulmamalıdır.

Erkeklerde göğüs kanseri

Erkeklerde de göğüs kanseri görülebilir, nitekim görülmektedir. Ancak bu çok nadir rastlanan bir durumdur ve tüm göğüs kanseri vakalannın % Tinden daha azını oluşturur.
Kadınlar gibi erkeklerin de göğüs kanserinin farklı çeşitlerine yakalanma riski vardır, yine kadınlar gibi erkeklerde de en yaygın görünen kanser türü, invasif duktal karsinomdur (yayılabilen göğüs dokusu kanseri). Diğer türdeki göğüs kanserleri erkeklerde son derece az görülür.

Göğüs kanserinin nedenleri nedir?

Göğüs kanserinin kesinleşmiş bir nedeni yoktur ancak pek çok nedenin bu hastalığa yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenler, kimi zaman henüz anlamadığımız biçimlerde birbirini etkiler.

Doktorlar ve araştırmacılar, birçok insanı korkutan darbe ve çürüklerin göğüs kanserine yol açmadığı konusunda hemfikirdirler. Uzmanların risk faktörü olarak belirledikleri etkenler iki sınıfa aynim Bunlann kimisi kanıtlarla desteklenmiş, kimisi ise hâlâ araştırma aşamasındadır. Bu faktörlerin bazılan (beslenme biçimi, kilo, egzersiz ve alkol tüketimi gibi) denetim altına alınabilirken, aile geçmişi ile yaş faktörleri denetimimiz dışındadır. Ancak yüksek riskin olduğunu bilmek, bu konudaki farkındalığı ve ihtiyatlı davranışları arttırabilir. Bu sayede kanser, tedavi olasılığının yüksek olduğu sırada erken teşhis edilebilir.

Göğüs kanseri, göğüsleri uzun süre östrojene maruz kalmış kadınlarda daha yaygın olarak görülür. Âdet görmeye 12 yaşından önce başlayan bir kadının göğüs kanserine yakalanma riski, 12 yaşından sonra âdet gören bir kadına nazaran’ 1,5 kat daha fazladır. 55 yaşından sonra âdetten kesilen kadınlar, daha uzun süre östrojene maruz kaldıkları için, nispeten yüksek risk altındadırlar.

Risk, ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran ve çocuğunu emzir-meyen kadınlarda da biraz daha fazladır. Ayrıca, doğum kontrol hapı kullanan ve hormon tedavisi gören kadınlar için de benzer bir durum söz konusu olabilir.

Birçok araştırmada aşağıdaki durumlar birer risk faktörü olarak gösterilmektedir:

• İlerleyen yaş, en büyük risk faktörüdür. Göğüs kanseri vakalarının yarısı 50 ila 64 yaşları arasındaki kadınlarda, %30′u ise 70 yaşını aşmış kadınlarda görülmektedir.

• Uzun süre östrojene maruz kalmak.

• Erken yaşta âdet görmeye başlamak (12 yaşından önce).

• Menopoza çok geç girmek (55 yaşından sonra).

• İlk doğumu, ilerlemiş bir yaşta yapmak (30 ve üzeri).

• Hiç çocuk sahibi olmamak.

• Menopozdan sonra aşın kilo alımı.

•Aile geçmişi. Göğüs kanseri vakalarının %5-10′unun nedeni, kalıtım yoluyla geçmiş bozuk genlerdir. Özellik le genç yaşta göğüs kanseri olan yakın akraba sayısı arttıkça, risk de yükselmektedir.

• Daha önceden göğüs kanseri geçirmek. Daha önce göğüs kanserine yakalanan kadınların, aynı göğüste veya öte ki göğüste yeni bir kansere yakalanma riski yüksektir

• Daha önce iyi huylu beyin tümörü teşhisi konulmuş olmak.

• Radyasyon tedavisi görmek: 30 yaşından önce göğüsleri radyasyonla tedavi edilen kadınlar yüksek risk altındadır.

Araştırmalar aşağıdaki durumların da riski arttırabile ceğini göstermektedir:

• Beş yıldan fazla bir süre hormon takviye tedavisi (HRT) görmek. Östrojen ve progestojen’i (sentetik progeste-ron) birlikte almak, sadece östrojen almaktan daha faz la risk taşır gibi görünmektedir.

• Doğum kontrol hapı kullanmak: Doğum kontrol hapı kullanımı devam ederken göğüs kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır. Ancak ilacı bıraktıktan on yıl sonra, tehlike ortadan kalkar. Ne var ki bazı araştırmalar, daha fazla östrojen ve progesteron içeren eski tip ilaçlann riski biraz daha arttırdığını göstermektedir.

•Alkol tüketimine bağlı olarak göğüs kanseri riskinin arttığını gösteren araştırmalar vardır. Risk, tüketim miktarının artışına paralel bir seyir izler.

•Yüksek miktarda yağ içeren besinler tüketmek. Bunun da bir risk faktörü olduğuna dair varsayımlar vardır ama henüz kanıtlanmamıştır.

• İsveç’te yeni yapılmış bir araştırmaya göre, stres ve hu zursuzluk kanser nedenidir fakat kesinlik kazanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

• Bazı araştırmalar, östrojen bileşeni olan DDT gibi böcek ilaçlarının da göğüs kanseri riskini arttıracağını iddia et mektedir.

• Kısırlık için IVF (tüp bebek yöntemi) tedavisi görmek: Henüz kanıtlanmamakla beraber, bu yöntemin riski arttırdığından şüphelenilmektedir.

Birçok teori ve araştırmaya rağmen, hâlâ kadınların ne den göğüs kanserine yakalandıkları tam olarak bilineme mektedir. Öyle ki göğüs kanseri olan pek çok kadında, iler leyen yaş riskinin dışında, yukarıda sayılan olguların hiç birine rastlanmadığı durumlar olmaktadır. Ayrıca, bilinen risk faktörlerini taşıdıkları halde, göğüs kanseri olmayan kadınlar da vardır.

HRT (hormon takviye tedavisi) ve göğüs kanseri

Geçtiğimiz 10-15 yıl boyunca, menopoz belirtilerini hafifletmek üzere 50-60 yaşlanndaki çok sayıda kadına doktor tarafından hormon takviye tedavisi (HRT) önerilmiştir. Ancak bu tedavi yöntemi, göğüs kanseri için muhtemel bir risk faktörü olarak inceleme altına alınmıştır. İlk bulgular, HRT alan kadınların göğüs kanseri, kalp hastalığı, çarpıntı, kan pıhtılaşması gibi rahatsızlıklara yakalanma risklerinindaha fazla olduğunu gösterince, Amerika’da yürütülen bir HRT (östrojen-progestojen) kombinasyonu araştırması planlanandan üç yıl erken bitirilmiştir.

Bu araştırmanın bul-gulan, birleştirilmiş östrojen ve progestojeni (sentetik pro-gesteron hormonunu) beş yıldan fazla bir süre alan kadın ların göğüs kanserine yakalanma riskinin arttığını ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında incelenen kadınlarda,%o 20 kadından %o 39′a çıkan risk artışına rağmen, gerçekhayatta bulgulanan rakamlar daha azdır. Ayrıca kimi araştırmalar da, HRT alırken göğüs kanserine yakalanan kadınlarda bu hastalıktan ölme sıklığının daha az olduğunu gösterir. HRT’yi sadece östrojen olarak alan kadınların göğüs kanserine yakalanma riski daha azdır. Ancak bu durumda rahim iç tabakası kanseri riski artmaktadır.

HRT’nin göğüs kanserine yol açtığına dair sonuçların ne nispette inandırıcı olduğuna ilişkin tartışmalar sürmek tedir. Kombine HRT’nin (östrojen + progestojen) göğüs dokusu sıkılığını arttırıp mamografı okumayı zorlaştırdığı, dolayısıyla göğüs röntgeninin etkililik derecesini azalttığı genel olarak kabul edilmiştir.

Göğüs kanseri ve etnik köken

Bazı kanser türleri, kimi etnik gruplarda ötekilerine nazaran daha sık görülür. Fakat en önemli faktörün genetik ya da çevresel olup olmadığını belirlemek için, diğer bütün değişkenlerin etkisini görmezden gelmek zordur. Göğüs kanseri Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yaşayan kadınlarda daha yaygındır. Yalnız, gö ğüs kanserinin bu coğrafyalarda yaygınlık kazanması 20.yüzyılda artmıştır.

Üstelik hastalık, bu coğrafyalardaki beyaz kadınlarla sınırlı değildir. Asyalı yahut Afrikalı kadın-lann, geleneksel ortamlarında yaşarken hastalığa yakalan ma riski azdır. Fakat bir Batı ülkesine taşınıp oranın yaşam biçimini benimsedikleri zaman, bu kadınlarda da göğüs kanserine yakalanma olasılığı artmaktadır.

Bilim adamları; beslenme biçimi, sahip olunan çocuk sayısı, çocuk sahibi olma yaşı ve emzirme süresi gibi faktörlerin, değişik topluluklarda göğüs kanserinin farklı biçimlerde görülmesine neden olabileceğini belirtmişlerdir.

Göğüs kanserine yakalanmada aile geçmişinin ve genetik yapının önemi nedir?

İnsan DNA’sı ile ilgili son keşifler ve medyanın bu konuyu devamlı biçimde takip etmesi, genetik yapı hakkında bilgilenme isteğini arttırmıştır. Annelerini göğüs kanserinden kaybeden kadınlar, kendilerinin de çok büyük teh like altında olduğunu düşünürler. Oysa bu durum, bir riskfaktörü olmakla birlikte kesin bir tehlike anlamına gelmez.Göğüs kanseri geçmişi olan bir aileden gelen kadınlardahastalığa yakalanma riski artsa da, pek çok kadında budurum gerçekleşmez. Genetik geçmişinde göğüs kanseriolup da bu hastalığa yakalananlar ise 50 yaşın üstündedir.

100 göğüs kanseri vakasından 5 ila 10′unun anormal genlerden kaynaklandığına inanılır. Göğüs kanseri ortaya çıkan genlerin çoğu, hücre büyümesini bastırma özelliğini kaybetmiş ve değişmiş tümör supresörleridir (durdurucu).Kalıtsal gen değişmeleri, hücrelerin denetlenemez bir biçimde büyümesine meydan verir, dolayısıyla tümör oluşur.
BRCA1 ve BRCA2 adlı iki gen, ailede görülen göğüs veyumurtalık kanseri riskiyle ilişkilendirilen en önemli genlerdir.

Yaklaşık 1000 kadından biri, bozulmaya uğramış bu genleri kalıtım yoluyla alır. Her ne kadar riski arttırsalar da, bu genlerin kansere yol açacağı kesin değildir. Kansere yol açan etkenin, diğer genlerle etkileşim ya da ortamda kanseri harekete geçiren başka bir şey olup olmadığı bilinmemektedir.Gen testi süreci, daha önce kanser olmuş bir aile bireyi nin genlerinde bozulma aramakla başlar. Ancak bu kişinin gen testi için örnek vermeye razı olmasıyla akrabalannın genlerinde anlamlı bir araştırma yapmak mümkün olabilir.

Bozuk gene sahip olup olmadığınızı öğrenmek için ne yapabilirsiniz?

İngiltere’deki bazı hastaneler, genetik kanser riskiyle baş edebilmek amacıyla aile geçmişi üniteleri kurmuşlardır. Aile geçmişinde göğüs kanseri olan” insanlar, risk altın da olduklarını düşünüp endişeleniyorlarsa, aile geçmişi ünitelerine başvurabilirler.
Gen araştırması; hasta akrabalann sayısı, yakınlık dere cesi, teşhis konulduğunda hangi yaşta olduklan, ailede has-talann hasta olmayanlara oranı gibi ayrıntılı sorular sorula rak ailenin sağlık ağacının çizilmesi suretiyle gerçekleşir.

Orta ya da yüksek seviyede risk altında olduğu anlaşılan kadınlara göğüs sağlığı bilinci kazandırılacak ve bu kadınlar düzenli olarak mamografıye gönderilecektir. Büyük risk altında olduğu düşünülen kadınların ise gen testi işlemine devam etmek ya da profılaktik mastektomi (göğüs dokusunun alınmasına dayalı önleyici bir ameliyat) olmak arasında karar vermeleri gerekebilir.

Sponsorlu Bağlantılar

Kimler Göğüs Kanserine Yakalanır? Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık