Kız Çocuğu ve Genç Kız
Ergenlik yılları, ailesine bağımlı küçük bir kızın çocuk doğurma yetisine sahip bağımsız bir kadına dönüşümünün başlangıcıdır. Bu bölümde gördüğümüz gibi bu dönüşüm hormonlarla ilişkili bazı fiziksel değişikliklerin denetimi altındadır. Vücut bundan sonra 40 yaş ya da daha sonrasında menopoz dönemine yaklaşana kadar bu kadar kısa süre içinde böylesine büyük bir değişim geçirmeyecektir. Şansı yaver giderse 40 yaş üzerindeki bir kadın bir sonraki değişime zihinsel açıdan daha fazla hazır olacaktır. Oysa bir genç kızların serinkanlılığını koruyarak ergenlik yıllarını atlatabilmesi için yardıma ihtiyacı vardır ve bu bölümde verdiğim bilgiler bu açıdan hem genç kız hem de ailesi için çok önemlidir.
Bu geçiş dönemi belirli güçlükler taşıyabilir. Yine de onun bu inişli çıkışlı fiziksel değişikliklerle başa çıkabilmesine yardıma olmak aile bireylerinin elindedir ve bu arada genç kız, sorunlarıyla kendi başına mücadele edebilmeyi de öğrenmelidir. 19 yaşında pek çok genç kız evden ayrılmış olur; üniversitede bir dönem için bile olsa bu deneyimi yaşarlar. Kendi başlarının çaresine bakmayı, yemek pişirmeyi (ve etrafı derleyip toplamayı!), parayı idare etmeyi, yeni insanlarla tanışıp ilişki kurmayı öğrenmeye başlarlar ve daha sonra ekonomik nedenlerle eve geri dönseler bile genellikle kendi ayakları üzerinde durabildiklerini hissederler.
Oysa 19 yaşından önce bir genç kızın okulda giderek artan çalışma temposuyla, akran baskısıyla, sosyal yaşam ve ev yaşamıyla yüzleşmesi gerekir. Pek çok kızın bu dönemde yeme bozuk Ilıklarına sığınması bir tesadüf değildir; bu onlara kendi kendilerine kontrol edebilecekleri bir alan yaratır. Ebeveynlerin uyanık olması ve mümkün olan en erken dönemde o istese de istemese de kızlarına yardım etmeleri gerekir. Yemek bu yaşta genel bir tartışma konusudur. Pek çok kız rejim yapar ya da tıkınırcasına yer; pek çoğu tatlı, çikolata, gazlı içecekler gibi “sakıncalı” ürünleri anne babaya sormaksızın ilk kez bu dönemde yiyip içebilir. Ebeveynlerin yapabileceği tek şey sağlıklı beslenme için teşvik etmek ve evde mümkün olduğunca kaliteli besinler bulundurmaktır.
Bir genç kızın gelecekteki sağlığı ve kendi ailesini kurma şansı açısından bu enfeksiyonlann önlenmesinin ya da hızla tedavi edilmesinin önemi ne kadar vurgulansa azdır.
Ama ergenlik yıllarının karmaşası bir kez geride kaldı mı (bu, genellikle kızlarda erkeklerdekine göre daha erken olur), genç kız kendini sorumluluk sahibi bir kadın olarak olgunlaşma yolunda bulur.
Kız Çocuğu ve Genç Kız
Kız çocuğu eski Roma’da, Cermenlerde ve doğu kavimlerinde, gereksiz ve değersizdir. Bilinen şeyleri, burada yeniden anlatmak için, yeterli yerimiz yoktur. Türklerde başlangıçtan beri kız, bir oğuldur, yani Tanrı tarafından verilmiş bir evlâttır. Bunun için kızlar eski yazıtlarda çoğu zaman “kız oğul” diye yazılmıştır.
Eski Türkçe’de “kız” sözü, aynı zamanda pahalı ve nadir şey manasını da içinde toplar. Belki de bu mana, “kıs” sözünden bozulma bir anlayış olabilir. Taciklerle yakın ilişkileri olan Argu Türklerinde ise kız sözü, hasis ve cimri manasına kullanılırdı. Bu da “kıs?” kökünden gelmiş olmalıdır. Konuya girmeden önce, başka türlü yorumlar getirilebilecek, bu gibi karanlık noktalara, parmak basmak gerekir. Söze, Dede Korkut’un Bugaç Han hikâyesindeki Bayındır Han’ın buyruğuyla başlayalım: Büyük bir toy veren Bayındır Han, “oğlu olanı ağ otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayanı Allah Tâ’âla kargayupdur (beddualamıştır), biz dahi karganız, belli bilsin” demiş.
Ayrıca, “Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yatmışından önüne getürün, yer ise yesin, yemez ise dursun gitsin” buyurmuş. Anne maddesinde verdiğimiz bir Uygur vesikası ise, “anne ve babasının gönlünü kıranın oğlu ve kızı olmaz”, diyordu. Türklerde kızın nişanlısına armağan ettiği “ergenlik kaftan’mm rengi de, Dede Korkut’taki otağ gibi kırmızıdır. Kızlar da düğünde, kırmızı kaftan giyerlerdi. Dede Korkut’taki Beyrek’in nişanlısı Banı Çiçek de, kırmızı kaftanını giyerek, düğünde oynamıştı.
Kuzey Türklerinin Er Sayın Destanı’nda yiğitler, “Biz kırmızı çapan giymedik”, yani evlendirilmedik (üye söylenmeye başlamışlardı. Bir Kırgız Atasözünde de, “kızın gönlü kızıldadır”, denir. Hem erkek ve hem de kadın için. Herhalde bundan dolayı da kız babalarının yeti Dede Korkut’ta, kırmızı otağ oluyordu.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın