Kızılcık

Kızılcık

Kızılcık

Kızılakgiiler familyasın-dandır. Diğer adları Erkek kızılcık, Ergen, Güren, Zağal. (Cornus, Latince boynuz demek olan comum’dan gelir. Ağacın odununun sertliğine bir göndermedir. Bitkinin, “erkek” demek olan mas tür adını Yaşlı Plinius “vermiştir”, onu meyvesi yenmeyen dişi kızılcıktan [C. sanguinea] i ayırabilmek için.)
4-15 m metre boylarında, gevşek yuvarlak tepeli, kışın yapraklarını döken bir ağaççıktır.
Kizilcik
Gövde kabuğu esmer küçük pullar halinde çatlak çatlaktır.
12-15’i bir arada şemsiyemsi sarı çiçeklerini, bir önceki yıldan kalan dallar üzerinde, mart-nisan aylarında, ağaç henüz yapraklanmadan açar.

Karşılıklı dizilişli, belirgin damarlı, kısa saplı 7×4 cm boyutlarındaki yumurtamsı yaprakları sonbaharda dökülmeden pembe ve kırınızı renge dönerler.
Önceleri yeşilken, ağustos ayında olgunlaşınca kızaran ve biraz tatlanan, tek çekirdekli, sulu meyveleri, 12-15 mm uzunlukta ve zeytinsidir.
0-1 500 metrelerde güneşli ve yarı gölge yerlerde 100 yıl yaşayabilen kızılcık ağaççığı doğal ortam olarak bol kireçli topraklan sever. Ülkemizde Kuzey Anadolu ormanlarında ve Uludağ’da, Gemlik kıyılarında yabani olarak bulunduğu gibi, meyvesi için Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yetiştirilir de.

Romalılar kızılcık dallarını mızrak yapımında kullanmışlardı. Onlarda kan renginden dolayı kızılcık ağacı savaş ilanının simgesiydi. Kızılcıktan yapılma bir mızrak taşıyan din adamıyla verilmek istenen mesaj, düşmanlarının sonunun kanlı ölüm olacağıydı.

Vergilius’a (İÖ 70-19) göre Poiydoros ölünce kızılcık ağacına dönüşür ve bu sebeple ağaçtan bir dal kırıldığında kan akmaya başlar.
Buna karşılık Uzakdoğu’da kızılcık ağacı yine kan rengiyle hayatı ve iyilikleri simgelerdi.

Eski çağ Avrupa inançlarına göre cadılar bu ağacın çeşitli kısımlarından etkili bir zehir elde ederlerdi.
16. yy’daki bir inanışa göre kızılcık ağacına dokunmuş bir kuduz köpek insanı ısırırsa, hastalık derhal bulaşırdı. Batı dillerinde Köpek ağacı denmesinin nedeni biraz bu, biraz da uyuz köpeklerin bu ağaççığın gövdesine kaşınmak amacıyla sürtünmesidir.

Buna karşılık ağacın kabukları insanı birtakım kötülüklerden koruyucu muska yapımına da giriyordu.
16. yy’da Edirne aktarlarının kızılcık “murabba”sı sattıkları kaydedilir.
Osmanlı tıbbının ünlü adlarından Salih bin Nasruliah’a (öl. 1669) göre kızılcık ishale ve bağırsak yaralarına, mideye, safraya iyi gelir.
Çekirdeğinden elde edilen yağdan sabun yapılır, gaz lambasında kullanılan bir yağ elde edilirdi.

Bir zamanlar metal çarklar yerine kızılcık dallarından yapılan çarklar kullanılırdı. Harmanda, tarlada kullanılan dirgen ve sürgü dişleri, öteki kimi tarım aletlerinin sapları bununla yapılırdı.

Kızılcığın ilginç bir özelliği, çok erken çiçek açmasına karşın, meyvesinin epeyce geç olgunlaşmasıdır. Bu sebeple Anadolu’da “Şeytanın küren başı beklediği gibi beklemek” diye hoş bir deyim vardır ve uzun sürecek, kolay sonuçlanmayacak işler için söylenir. Şeytan çiçek açtığını görünce, şu ağaç erken meyve verecek, altında bekleyeyim de yiyeyim diye beklemeye başiarmış ve bekleyiş o bekleyiş… Şubattan, marttan, ağustosa-eylüle…
Kızılcık meyveleri av etleriyle kızartılmış etlerin yanına jöle yapımında kullanılır.

Meyveler taze olarak da yenir; reçel, şerbet, marmelat, şurup ya da şarap yapımında kullanılır. Park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Meyvenin bileşiminde fruktoz ve glikoz, müsilajlı maddeler, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir gibi mineraller ve C vitamini; ağacın kabuğundaysa tanen, reçine ve müsilaj bulunur.

Taze ya da kuru meyve suda haşlanıp içilirse ishal hemen kesilir. Ayrıca, günde bir bardaktan bir süre içilecek kızılcık suyu mesane iltihabını (sistit) iyileştirir.
Kuru meyvenin kaynatılıp pelte kıvamında yenilmesi de basura iyi gelir.

Gövde ve dallardan elde edilen kabuklar ishal kesici, ateş düşürücü, kurt düşürücü etkilere sahiptir. Bunun İçin 1 litre (5 bardak) kaynar su 50 gram ufalanmış kabuk üzerine dökülüp, 10-15 dakika bekletildikten sonra içilir.

Kurutulmuş yaprağı ufalanıp, yara ve çıbanların üzerine ekilirse, kurutucu ve iyileştirici etki gösterir.
Ağaca Latince adının verilmesine de sebep olan ağır, dayanıklı, hatta esnek odunu çok değerlidir. Tarihte kullanılış biçimleri yukarıda anlatıldı, biz tarihimizle ilgili olarak da “Kızılcık sopası” sözünü hatırlamakla yetinelim…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ