Nikah ve Nikâh Kıymada Kadın

Nikah ve Nikâh Kıymada Kadın

“Nikâh kıyma” deriz de, niçin kıymak sözünü kullandığımızı düşünmeyiz. Türklerde İslâmiyet’ten önce bile “kıyın”, hüküm demekti. Aile hayatımı­zın her noktasında, 1500 yıl önceki Türk geleneklerinin hatıraları vardır, ister davranış ve isterse sözle olsun! Yukarı­da da belirttiğimiz gibi, Anadolu’da ni­kâh kıyımının zamanları, değişiktir. Söz kesimi ile birlikte, imamın nikâhı da kıy­dığım biz çok gördük. Çünkü adaylar, artık birbirlerini göreceklerinden, haram olmasın diye. Osmanlı ilminin dorukla­rından olan Mütercim Âsim Efendi’nin de dediği gibi, Türklerde nikâh, kaim de­mektir. Kaim, yani mihr andlaşmasıyla, nikâh da yapılıyordu. Ancak bu, düğün ve gerdek demek değildi. Daha eski Türklerde nikâh, herhalde çok daha muhteşem yapılıyordu. Radlofun gör­düğü gibi her iki tarafın akrabaları atla­ra biniyorlar ve büyük topluluklar hafin­de, kitlelerin tanıklığıyla, evlenme and­laşması at üzerinde ve karşı karşıya geli­nerek yapılıyordu.At, in­sana en yakın bir hayvan olduğundan, bu önemli andlaşmalar, atla birlikte ya­pılıyordu. Aslında Göktürkler ve Hunlarda savaş kurultayları at üzerinde yapılır ve büyük kararlar böyle alınırdı. Savaşa, hazır bir durumda.”Nikâh kıyma” sözünü, bir ağacı veya ipliği kertme şeklindeki yorumunu, burada kabul edemeyeceğiz. “Nikâh kesme” de, bir kesim, söz ke­simi manasıyla anlaşılmalıdır. Aslın­da nikâh, evliliğin kesinleşip, oturmasıdır. Bu da Türklerde, kadının ilk çocuğu­nu doğurmasıyla başlıyordu. Kadın böy­lece1, ocağa yakın oturmama ve kocası­nın erkek arkabalarıyla konuşmama gi­bi, yasaklardan da kurtuluyordu. Ayrı­ca kocası kendini, kalınsız ve mihrsiz, babasının evine de gönderemezdi. İslâ­miyet’i kabul eden Türkler, dînî nikâhı da, eski gelenek ve törelerinin arasına koydurmuşlardı. Manas Destanı ‘nda bi­le, Manas Han’ın oğlu Semetey, “alnı beşik genç kısrağı kurban ettirdi, çevre­deki yurtların halkını yığdırdı,. Saykal adlı kıza nike, (yani nikâh) kıydırdı… Ak Saykal eve girdi, (eve) selam kıldı, ateşe selâm kıldı…” Bundan da anlaşılıyor ki nikâh, İslâmî kaidelere uygun ola­rak, eve girmeden önce yapılmıştı. Kuzey Türk destanlarında, “savaşçı ve alp Kasmak Beg, Aibat (Heybet?) ad­lı bir kızla, ırmak kıyısındaki ulu bir ağacın altında, nikâh okuttu, yani nikâh kıydırdı. Burada nikâhı, hocanın dua okuması olarak arılıyorlardı. Bunlarda, islâmiyet ile Şamanizm içice girmişti. Baldızla evlenme bazı şartların doğ­masını gerektirir (Bk. Baldız). Bundan dolayı töre ile şeriatın birleştirilmesi için imamın izni alınmaya başlanıyordu: “Baldızını alabilmek için (alarga), şeriet kıldılar” gibi sözler, artık Türk destan­larının içinde, geçmeye başlamıştı. Aslında yine töre ağır basıyordu. Yine töreye göre evlenme andlaşması ırmak (darya) kıyısında yapılıyordu. Bunun yanında, “Teret (teharet) aldılar, yüsül (gusûl) koyuldular, üsli üslerine nikâh kıldılar, koşuldular, (yani evlendiler)” gibi İslâmî deyimler de, destanlarda görülmeye başlıyordu. Bu sözlerden de Türklerin henüz İslâmî deyim ve kaidele­re yabancı oldukları, her halleriyle anla­şılıyordu. Bu örneklerden de anlaşıldığı­na göre, İslâmiyet’e yeni ısnıan Kuzey Türkleri, nikâhı daha çok gerdekten ön­ce yapıyorlardı: “Nikâh kıldılar, kızın koynına girdi, otağda (gerdekte) bir yedi gün yattılar. Türk Mitolojisi’ndeki, kim­seye görünmeden, “yedi gün gerdekte kalma” motifinden de, vazgeçemiyorlardı. Dikkat edilirse evlenme, “koşul­ma” sözü ile karşılanıyordu. Bu da çok güzel bir deyimdir.
Nikâhsız çocuk, Çingiz Han ailesiyle eski Moğol geleneklerinin tersine, Türk destanlarının pek hoşlarına gitmiyordu. Ebülgazi Han’ın Türkmenlerin Şeceresinde, Mor Yavı Han’ın nikâhsız oğluna “Kara” adı konuyor. Böylece Oğuzlara bir “kara ulus” kam girmiş oluyordu. Bilindiği üzere Türklerde kara sözü, iyi bir şey değildir. Nikâhlı karısını bir kuluna satan Ahmed Kerey Han ise, kayınbabası tarafından çok büyük bir ce­zaya çarptırılıyordu. Destanda bu kötü kocanın, atın kuyruğuna bağlanarak, yerlerde üç gün nasıl süründürüldüğü, ibret dolu sahnelerle anlatılıyordu.
Anadolu’da nikâh, yukarıda da belirt­tiğimiz gibi, çoğu zaman gerdekten çok önce yapılırdı. Bunun örnekleri pek çok­tur. Ancak nikâhın kılınması için mihr işinin tamamlanması gerekirdi. Türk töresi ile İslâmî kaidelerin benzeştirü-mesi, yoluyla yapılan en güzel nikâh örneklerini, rahmetli İshak Sunguroğlu, Harput’tan derleyerek vermiştir.
İshak Sunguroğlu’nun iki yazısı, bu ba­kımdan iki yerli ve sağlam vesika görü­nümündedir. Bu vesikalarda da görebile­ceğimiz gibi Anadolu Türkleri, “nikâhta kadının rızasına ve evet demesine” bü­yük bir değer vermişlerdi, imam ve şahit­ler, kadının “evet” demesini duymadık­tan sonra, nikâh dualarına başlamıyor­lardı. Özbek Türklerinde imam ile şahit­ler, “kaim tamam mı” dedikten sonra nikâhı kıyarlar, gelin ile güveyiyi ateş üzerinden geçirerek kötü ruhlardan te­mizleyip, üzerlerine un saçarak, saçıları­nı yaparlar ve böylece nikâh tamamlan­mış olurdu. Kazak Türklerinde imam ni­kâhı kaim (mihr) toplantısında olurdu.
Buna, “görme toyu” (körken toy) derler­di. Bundan sonra giyit (kiyit) denen ar­mağanlar verilirdi. Bu arada kızın çeyizi de (casav) gözden geçirilirdi. Bu bozkır göçebelerinde nikâh, yaygın olarak kalın andlaşmasından sonra ve kız evinde ya­pılıyordu. Akşama doğru yapılan bu imam nikâhları için, “ata tuttu” gibi eski Türk geleneklerinden gelen bazı de­yimler kullanılırdı. Türkistan’da evlen­memiş kızlar börk giyinirler. Nikâhtan sonra ise gelinin başına “seükele” denen bir gelin şapkası giydirilirdi. Görülüyor ki her yerdeki Türkler, kendi eski gele­neklerini İslâmiyet’le bağdaştırmayı çok güzel beceriyorlardı. İmam nikâhına rağmen gelinler bilhassa kuzeydeki hayvancı Türklerde, yeni evlerinin ocak­larına selâm vermeyi ihmal etmiyorlardı. Anadolu’da bu selâm davranışı artık kal­mamıştır. Ancak ocağa karşı saygı da, bizde kaybolmamıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ