Nişan ve Nişanlanma
Nişan maddesini nikâhtan önceye almış bulunuyoruz. Çünkü Türklerin yuva kurmalarında mühim olan, nişan ve nişanlanmadır. Çünkü nikâh, ilk söz kesimi toplantısında da olabilirdi. Nitekim bugün bile Anadolu’da, ilk anlaşmada ve söz kesiminde imam nikâhı kıydırılır.Çünkü artık çiftler birbirlerini göreceklerdir. Osmanlı ilminin doruğu, Mütercim Âsim Efendi’nin dediği gibi, nikâh kalındır. Yani nikâh mihr anlaşması ile başlar. Nişan ve gerdek ise, bundan sonra gelirdi. Tabiî olarak bu gibi uygulamalar, çeşitli yer ve zamanlarda değişmişlerdi.
Nişan, bir evlenme vaadidir. Bu evlenme taahhüdü için yapılan bir vaaddir. Evlenme de nişanın tabii bir sonucudur. Çiftler, nişanlanma ile evlenme için görev alırlar. Her görev almanın da, bir mes’uliyeti vardır. Her iki taraf, maddî ve manevî zararlara da girebilirler. Nişanlılık, vaadle doğan hukukî bir ilişkidir. Evliliğin bir ön şartıdır. Bir evlenme kararıdır. Şimdi ise, nikâhda beyan için, bir hazırlanma dönemidir. Evlenme akdinden önce gelen, bir “ön adım”dir. Türklerde de nişan, eskiden beri iki taraflıdır. Akid yapma vaadi, adaktır. Nişanlıları evlenmeye kimse zorlayamaz. Fakat zarar ve tazminat hakkı vardır. Nişanlılık şimdi ise akid değil; karardır. Fakat şimdi de eskiden de bir akid özelliği vardı. Nişanlılığı modern hukukun gözü ile ele aldıktan sonra şimdi konumuza girelim:
“Adaklı” sözü Türklerde, bir evlenme vaadi olan bir nişanlılık demektir. Oğuzlar ile Türkmenler, “adamak” sö: zünden hareket ederek, “adaklı” anlayış ve düşüncesini yaratmışlardır. Adamak, vaad etmek, nezretmek ve kendini vermek, demektir. Nişanlı karşılığında kullanılan adaklı sözü, Dede Korkut kitabından önce veya daha eski Türkçe eserlerde görülmüyordu. Bilindiği üzere Oğuzlar ile Türkmenler, bütün’Türk illerinin sağrısı”, yani belkemiğidirler. Büyük imparatorluklar kurmuş ve gelişmiş bir Türk kesimidirler. Evlenme ve düğün dönemlerine nişanlılık çağına, bir gelişme sonucu veya bilerek katılmış olabilirlerdi. Bilindiği üzere, Türklerde evlenme ve yuva kurmanın temeli, kaim andlaşmasına dayanıyordu. Türkler deki kalın, mihre çok benziyordu. Yalnız verilen kalın kocanın değil; koca ailesinin bütününün, bir malı gibi idi. Geline ait bir depozito gibi görünüyordu. Bunun için kaim, çeşitli Türk kesimlerinde bazen söz kesimi, bazen nişan ve hattâ bazen de nikâh olarak kabul edilmişti. Türk dünyası çok büyük ve geniştir. Rahmetli Ali Rıza Yalgın Toroslar’da, kalını tam olarak ödenmemiş birkaç çocuklu kadının bile, babası tarafından alınıp geri götürüldüğünü görmüştü. Radlof’a göre Âltay Türkleri, kalın andlaşmasından hemen az sonra, nişan töreni yaparlardı. Bu durunuf göre nişanlılık Türklerde bir “ön akid” gibi görünmüyordu. Kızın rızası daha önce alınmış ve kalın andlaşması ile de, evlenme akid ve andlaşması tamamlanmış bulunuyordu. Yani Radlof’un da gördüğü gibi kız ve oğlanın yakınları atlara binerek karşılamışlar ve at üzerinde evlenme andını yapmışlardır. Nişanlılık dönemi ise bundan sonra başlıyordu. Çünkü henüz, gerdeğe girmemişlerdir. Nitekim Dede Korkut kitabında Beyrek, adaklı, yani nişanlısına, “Ağız dilden kız kişi, haber bana”, diyordu. Nişanlısı Banı Çiçek de ona, “Çalma ozan, ayıtma ozan, karalıca ben kızın nesine gerek ozan”, diyordu. Yani nişanlı Banı Çiçek henüz daha bir kızdı. Ancak, bahtsız bir kız. Banı Çeçek’in bir kız olmasına rağmen, evlenme andlaşması yapıldığı için de artık bir gelindi. Beyrek bulununca müjde vermek için gittiği kayınatası ile anası, nişanlı Banı Çiçek’e şöyle demişlerdi: “Dilin için öleyin gelinciğim, yoluna kurban olayım gelinciğim”. Ancak bir gerçek varsa, nişanlılık döneminin “gelin alma “dan önce olduğu idi. Çünkü gelin almadan sonra, hemen gerdek dönemi başlayacaktı. Aslında birçok Türk kesimlerinde, gerdekten önce güveyinin kızı görmesi de, biraz zordu.
|
Bu kategoriye son eklenenler
|
Bu kategorinin diğer yazıları
|



Bu yazı için yorum yapın