Nişanlanmanın Sona Ermesi

Nişanlanmanın Sona Ermesi

Nişanlılığın sona ermesi, nişanlıların birbirleriyle artık böyle bir bağ içinde bulunmamaları demektir. Nişanlılık ba­ğının çözülmesi şeklinde tasarlanacak bu olguyu her zaman olumsuz bir sonuç olarak düşünmemeliyiz. Çünkü, birçok hallerde tarafların birbirleriyle nişanlı olmaktan çıkmasına sebep olan olgu, bir çözülme değil, daha sıkı olarak bağlan­ma olgusudur: Evlenme Gerçekten, ev­lenme akdi, nişanlanmanın hem tabiî he­defi, hem de sona erme sebebidir. Evle­nen eşler artık birbirlerinin nişanlısı de­ğil, karı-kocadırlar. Nişan ilişkisi de bu suretle sona ermiştir.
Bu tabiî sona erme hali dışında, nişan ilişkisine son veren başka sebeplerin de bulunduğu kuşkusuzdur. Bunların da “tabiî” olarak nitelenip nitelenmeyeceği ayrı bir takdir meselesidir. Ama, şüphe yoktur ki, hukukî olarak geçerli biçim­de, bu sebepler dolayısıyla nişan ilişkisi sona erer.
Bunların başında “ölüm” olgusunu zikredebiliriz. Nişanlılardan biri ölmüş­se nişan sona erer; çünkü amaçlanan so­nucu elde etmek artık imkânsızdır. Üs­telik, hukukî ilişkileri ölüm gibi etkile­yen “gaiplik kararı” da evlenmeden farklı olarak nişanlılık ilişkisine son vermiş olur. Taraflardan birinin gaipli­ğine hükmedilmişse, diğeri artık onun nişanlısı değildir.
Nişanlanma bozucu bir şarta bağlana­rak yapılmışsa, bu şartın gerçekleşmesi ile nişanlılık kendiliğinden sona ermiş olur. Bunun gibi, başlangıçta mevcut ol­mayan bir evlenme engeli sonradan doğ­muş bulunuyorsa, nişan yine sona erer. Meselâ, nişanlılardan biri sonradan akü hastalığına tutulmuşsa durum böy­ledir. Çünkü akıl hastalığı bir evlenme engelidir.
Evlenmeden farklı olarak, taraflar aralarında anlaşmak suretiyle de nişan ilişkisini bozabilirler. îki tarafın rızasıy­la meydana gelen bu anlaşmayı, nişanı bir yanlı olarak bozduğunu bildiren kim­senin bu yoldaki beyanına karşı, öteki tarafın susması halinden ayırmak gere­kir. “Anlaşarak bozma” halinde hediyelerin geri verilmesi dışında nişa­nın sona ermesine bağlanan öteki kanunî sonuçlar doğmaz. Meselâ, haksız veya kusurlu olan taraftan tazminat is­tenemez. Buna karşılık nişan, aşağıda göreceğimiz gibi, bir yanlı olarak bozul­muşsa, karşı tarafın buna karşı hareket­siz kalmış olması bir onay anlamına gel­mez. Bu halde, nişanın haksız olarak bo­zulması sözkonusu ise ve öteki şartlar da mevcutsa tazminat talebi vardır. Aynı durum, nişanı diğer tarafın kusuru yüzünden bozup da, bunu diğer tarafa bildiren nişanlıya karşı kusurlu nişanlı­nın susması veya onayını bildirmesi ha­linde de vardır. Bu halde de nişanlanma “anlaşarak” değil, tek taraflı olarak so­na erdirilmiştir.
Tek taraflı bozmaya gelince: Yukarda belirtildiği gibi kanun, evlenmek isteme­yen nişanlıyı buna zorlayan bir dâva hakkı tanımamaktadır. Eski Cermen hu­kukunda ve onu izleyen Kilise hukukun­da tanınmış olan ve evlenmekten kaçı­nan nişanlıyı doğrudan veya hapis ya da para cezası gibi araçlarla dolaylı olarak evlenmeye icbar eden sistemler çağdaş hukuk düzenlerinde terkedilmiştir. Bu­nun tabiî sonucu olarak, bugünkü hu­kuk sistemlerinde, nişanı tek taraflı ola­rak bozabilme yetkisi her iki nişanlı için de açıkça kabul edilmektedir. Bizim Me­denî Kanunumuzda kabul edilmiş olan düzen de budur. Nişan ilişkisi, bunu boz­duğunu bildiren tarafın bu beyanı üzeri­ne, başkaca bir olgu gerekmeksizin ken­diliğinden sona ermiş olur.
Nişan ilişkisini ortadan kaldıran bu is­teğin açıklanması belli bir şekle de tabî tutulmuştur. Bozma iradesini herhangi bir suretle açığa vuran nişanlı ama­cına ulaşmış olur. Mesela, nişanlı­nın nişanı bozduğunu karşı tarafa sözle bildirmesi, mektup yazarak duyurması, yüaüğü geri vermesi, hattâ, somut şart­lara göre, nişanlanmaya bağlı olma­dığı sorusuna karşı susması bile nişan ilişkisine son verme iradesinin açıklanmasıdır.
Nişan ilişkisinin ortadan kaldırılması iradesi nişanlının kendi iradesi olmalı­dır. Nişan bozma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağh haklardan olduğundan, başka bir irade bunun yerine geçemez. Bu irade­nin bir aracı veya temsilci tarafından “nakledilmesi” mümkün olabilir ama, nakledilenin bizzat nişanlının kararı ol­ması şarttır. Meselâ, nişanh küçük de olsa, ana-babanın nişan bozma yetkisi yoktur. Hattâ, küçük veya mahcur ni­şanlanırken kanunî temsilcinin onayı ge­rektiği halde, nişanın bozulmasında böyle bir onay aranmaz. Mesela, anası-babası razı olmasa da, reşit olmayan ni­şanlı tek başına nişanı bozabilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ