Oğul Otu

Reklamlar
Oğul Otu

Oğul Otu
Ballıbabagiller familyasındandır. Diğer adları Melisa, Kovan otu, Limon otu, Limon nanesi, Tatramba.
{Melissa Yunancada, “an, balansı” demektir. Çünkü bitki nektar açısından çok zengindir ve Ortaçağ’da [5-15. yyj arılara besin sağlaması için üretimi yapılmıştır. Officinaîis ise “tıbbi, eczacılıkta kullanılan” demek. Oğulotu adı Türkçede bitkiye, çocukların ishal tedavisinde kullanıldığı için verilmiştir.)
Oğul Otu
25-100 cm boylarında, dört köşe, içi boş ve tüylü gövdeli, dallara ayrılan yapıda, çok yıllık, otsu bir bitkidir. Yumurtamsf ya da yüreğimsi, dişli kenarlı, saplı, 3-5 cm uzunluğundaki tüylü yaprakları limon gibi kokar ve baharlı lezzetlidir. Yer yer koyu kahverengiye dönük koyu yeşil olan bu yapraklar nane yapraklarını andırır. Temmuz-eylül aylarında yaprak diplerinde salkımlar halinde, iki dudaklı, soluk sarı, beyaz, pembe, morumsu çiçekler açar. 1 mm uzunluğundaki, beyaz uçlu parlak kahverengi tohumlar, gözyaşı şeklindedir.
Bitkinin anayurdu Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Batı Asya’dır. Mutfakta ve halk sağlığındaki kullanımından dolayı Akdeniz kıyılarında 2000 yıldır tarımı yapılır. Avrupa’da onu 7. yy’da Mağripliler yaygınlaştırır.
Türkiye’de Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetişir. Kültür yoluyla üretimi de mümkündür. Tohumlan ilkbaharda ekilir ya da gövdeden kalem alınır. 60 cm’lik aralıklarla seyreltilir ya da şaşırtılır.
Arıcılar arı topluluğunu artırmak için kovanlarını oğulotuyla ovuşturduklarını anlatırlar.
İlginçtir, oğuiotu arıların çok sevdikleri bitkiyken, sivrisinekler ve bahçelerde yaprakları yiyen küçük böcekler onu hiç sevmez ve kendisinden köşe bucak kaçarlar. Güzel yaz gecelerinde sivrisineklere maruz kalmamak için buhurdanlıklarda oğulotu yaprağı kaynatanlara rastlanır.
Anlatılanlara göre; 13. yy’da Glamorgan prensi Llevvlyn, her gün oğulotu yiyerek 108 yıl, John Hussey adında bir İngiliz de 50 yaşından sonra her sabah oğulotu çayı içip bal yiyerek 116 yıl yaşamıştır. 16. yy’da beyni ve belleği güçlendirme konusunda en başta gelen ilaçlardan sayılır.
Ünlü İslam hekimi Razi (854-932) “Kalp çarpıntısından şikâyetçiyseniz oğulotunu kaynatıp suyunu bir süre içiniz” demiştir.
İbn-i Sina’ya (980-1037) göre oğulotu kalbi neşeyle, zihni güçle donatır; Paracelse’e (1493-1541) göre vücudu canlandırır, Platearius (12. yy sonu) onu abselere karşı önerir; “Bu otu yağla karıştırıp 9 gün yakı olarak uygulamak gerekir” der.
Yaprağın kaynatıldığı su yaralara, yanıklara dışardan uygulanır; boğaz ve burun rahatsızlıklarında bu suyla gargara yapılır.
Romatizma ağrılarına ezilmiş yaprak lapası sarılır.
Göğüs yumuşatıcı olarak kuru yapraklar sigara gibi içilir ya da 100-150 gram yaprak suda 12 saat tutulur, sonra süzülüp, balla tatlandırılarak günde üç-dört yemek kaşığı içilir.
Ağacın su buharı damıtmasıyla elde edilen uçucu yağında sineol, pinen, pinokarveol, terpineol, isoborneol, sesquiterpen vardır; bu yağ ishale, öksürüğe, selülite, romatizmaya, nezle ve gribe, saç kepeğine ve dökülmesine, yara ve yanıklara karşı etkilidir.
5 damla uçucu okaliptüs yağı bir fincan suya damlatılarak içilir, saç, yara ve yanıklar için bu yağ dışardan uygulanır.
Dikkat: okaliptüsle yoğun temastan sonra gözlere dokunmamalı, eller iyice yıkanmalıdır!
Okaliptüsün solunum yolları hastalıklarına iyi geldiğini modern tıp da kabul eder.

Reklamlar
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ