Türklerin Kadına Verdiği Adlar-İsimler

Türklerin Kadına Verdiği Adlar-İsimler

Türklerde “Kadın” sözü, eski Türklerin Kağanların eşleri için verdikleri hatun unvanından gelen bir rütbe ve addı. “Kadın” Oğuzlarda da Osmanlılarda da yine böyle bir unvandı. Dede Korkut kitabında, “kadın ana, beg baba” denir­ken, beylik babanın, kadın da annenin bir unvanı ve saygılaması oluyordu. Osmanlılardaki “kadın efendi” söyleyişi de yine bu anlayışla devam etmişti. Anadolu’da ise köylerde saygı duyulan kadınlara “kadın ana” denmişti. “Kan” sözümüzün manası ise, daha derindir. “Karı” deyiminin Türkçe’deki esas ma­nası, yaşlı ve ihtiyar demektir. Ancak bu yaşlılık anlayışı, kadının tecrübe, bil­gi, olgunluğu ile anasından gelen terbiye ve soyluluk manalarını da içinde toplu­yordu. Bunun için Dede Korkut’ta bir küçültme ekiyle, karı yerine “karıçuk” denmişti. Tıpkı anneciğim, gelinciğim gibi. “Koca” da aşağı yukarı kan ile ay­nı manaları içinde topluyordu. Koca sö­zünde ululuk ve yücelik de vardır. İslâ­miyet’in tesiriyle Dede Korkut’a sonra­dan nikâhlı kadın manasına “helâl” da girmiştir. Dede korkut’ta Peygamber ve sahabelerin kutluluğu ve görklülüğü sayılırken, “Dizin basıp oturanda, helâl (yani karım) görklü” deniyordu. Evde dizinin üzerinde oturmuş kadın, böylece Peygamber ile Ayşe ve Fatma sırasına konulup, görklü ve kutlu sayılıyordu. Çünkü nikâhlı kadın ulu ve yüce idi “Ağ südün doya emzüre, ana görklü” yani çocuğunu doyurarak emziren ana da, bu vazifesinden dolayı ulu ve görklü idi. “Avrat” ise dişi demektir, insamn dişisidir. Eski Türkler bunu “uragufc” şek­linde söylerlerdi. Dede Korkut’ta avrat için şunlar söyleniyordu: “Aldayuban, (yani aldatarak) er tutmak, avrat işidir”. “öğünmeklik avratlara bühtandır, (yani onlara ait bir suçtur)”. “Öğünmekle avrat er olmaz”. Yine Dede Korkut’ta avratlardan söz açılırken, “birisi evin dayağıdır, birisi nice söyler isen bayağıdır” deniyordu. Aslında Oğuzlara göre “karavaşa (yani hiz­metçiye) don (elbise) geyürsen, kadın olmaz”dı. Bundan da anlaşılıyor ki, Türklerin gözünde dişilik başka şeydi, “kadın”lık ise başka şeydi. Çünkü kadınlar “Ayşe Fatma soyu” idiler. Daha eski Uygur şiirlerinde ise “tisi ve kişi”, çok az da olsa zaman zaman karı ve koca karşılığında kullanılıyordu: “Ayıpsız dişilere erkeklerin boyunlarını eğmesi geî
rek”. Yügneki ise, “bilgili dişî,erkekdir; erkekler ise dişi gibilerler”, diyordu. Yani ona göre bilgi esastır. Bil­gili kadının erkekten, herhangi bir ayrı­lığı yoktur. Bilgisiz bir erkek, bilgili bir kadından daha üstün olamazdı. Bu da ayrı bir Türk düşüncesidir.
“Evci” sözü de, Türklerde kadınlar için kullanılan bir deyimdir. Bu da, bir saygılama unvanıdır. Çünkü kadın, evin sahibesidir. Uygur tıb metinlerinde ise, iyi bir oğlan doğurmuş kadının yani (evci)nin sütü, ilâç olarak öğütleniyordu. Eski Türk hukuk vesikalarında ise, ka­dın ve erkek, “er ve ebçi (evci)” denme yoluyla, yanyana getiriyorlardı. Kutadgu Bilig’de yalnızca “evlig” sözü, ev kadım karşılığı olarak söyleniyordu. An­cak bu kaynakta Islâmî tesirler, oldukça fazladır. Kutadgu Bilig’de ev kadınları için ayrı bir bölüm de vardır. Fakat bu kitabı dikkatle okumak ve ondan dış tesirleri ayıklamak gereklidir. “Ev­ci” sözü Osmanlılar zamanında Mı­sır’daki Memlûk Türklerinde de çok yayılmıştır. Bunun için îbn Mühenna ve Abu Hayyan sözlüklerinde bu deyim bu­lunur. Osmanlılara gelince zevce yani ev kadını olarak “ev, ev bekçisi, evci­men, evdeş, ey isşisi yani ev sahibi” gibi deyimler daha çok görülür. Çok daha Kuzey’deki Türkler ise ev kadınına “ev kişisi” (üü kişi) demişlerdi. Görülüyor ki Türklerde ev ile kadın, birbirlerinden ayrılamıyorlardı.
Anadolu’da ise kadın “başa, başyoldaşı, bike, ev şenliği” gibi deyimlerle ağır­lanır ve saygılanır. Anadolu’nun birçok yerlerinde, hanım efendi karşılığı olarak “Baybeçe, baybiçe” sözü de söylenir. Kırgız Türklerinde “baybiçe” sözü, evin gerçek sahibesi ve baş kadın için söylenen bir unvandır . Anadolu’ya bunun nasıl gelebildiğini, pek anlayamadık. XI. yüzyıl Türkleri, asil ve soylu baş kadınlara “oğlağu katun” der­lerdi. Bu yeni soy ve veliaht veren hatun demektir. Eğer evde kuma varsa, kuma­lar için bu ad kullanılamazdı, Çingiz Han sarayında ise baş kadına “abakay” derlerdi. Bu deyiş Batı’da pey yayılmamıştır. Bunlardan başka “Türklerde Göktürk yazıtlarından beri, saygıdeğer ev kadınları için söylenen “eğiç, egmiç, yotuz, işi, işler” gibi, daha birçok unvan­lar vardır. Bunları burada incelemek için yeterli yerimiz yoktur. Ancak Mev-lânâ ile Hacı Bektaş’ın geldiği Harezmşahlar Türk kültür çevresinde, tecrübeli ve bilgili kadınlar için söylenen “uz ha­tun” deyimini burada sunmadan da ge­çemeyeceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ